ESKİ RAMAZANLAR


Nazmi KARAHASANOĞLU

Nazmi KARAHASANOĞLU

09 Mayıs 2019, 11:37

  Çocukluk yıllarımızın bir ay süren bayramıydı Ramazan ayları. Bir düğün hazırlığı gibi aylar öncesinden başlardı Ramazan hazırlıkları. İmece usulü kesilirdi makarnalar evlerde. Meyveler Eylül ayında küçük dilimler halinde kesilir ve kurutulurdu. Şimdi adına komposto diyorlar ama ona hoşaf derdi büyüklerimiz.

  Genç kızlar sevgililerinin evlerindeki makarna açma işine çok büyük bir heyecanla giderdi. Makarna kesme bahanesiyle olası kayınvalidesinin gözüne girebilmek için bütün hünerlerini sergilerdi.

  Sahur ve iftar saatlerimizi cennet mekan Purput Mehmet Amca’nın öttürdüğü borudan anlardık. Mehmet Amca’nın borusu büyük bir öküz boynuzundandı. Ölene dek  uzun yıllar Mehmet Amca’nın boru sesini büyük bir sevinçle beklerdik. Seksenli yıllarda köye elektrik geldiğinde minarelerden ezan okunsa da biz yine Mehmet Amca’nın boru sesini beklerdik.

  Geceleri komposto ve makarnanın yanında hepimizin hala çok sevdiği cirikta yapılırdı. Henüz yaşımız 9-10 olmasına rağmen sırf cirikta yemek için sahura kalkar ertesi gün oruç tutardık.

  İftar sofralarımız köyde yaşamamıza rağmen çok bereketli olurdu. Bir tabakta yeşil salata, diğerinde turşu sofranın baş köşesine otururdu. Ana yemek tencere ile sofranın ortasına konurdu. Boru sesiyle birlikte ailedeki tüm bireyler büyük bir mutlulukla aynı tencerenin içerisindeki yemeğe dalardı kaşığı.

 Bir de ramazan aylarında rahmetli anamın daha çok yaptığı kaygana vardı. Patates, yeşil soğan, mısır ve buğday unu, yumurta, diğer yeşillikler bir hamur haline getirilir, büyük bir tavada tereyağı ile kızartılırdı. O kaygananın lezzetini hala unutamıyorum.

  Karadeniz zor coğrafya. Oruç ise her aya denk geliyor. Genelde kış aylarında köyler sakindir. Günler kısa ve iş güç yoktur. Ancak Ramazan ayı yaz mevsimine geldiğinde insanların dayanma gücü imanıyla bütünleşir, tam bir çelik haline gelirdi.

   Günler uzun, hava sıcak, işler ise çok fazla. Bazen 20 km’lik yayla yolunu giderdik oruçlu oruçlu. Yoldaki su oluklarına başımızı sokar, buz gibi suya daldırdığımız mendilimizi başımıza sarar ya da sırtımıza koyardık.

   Çayır kesme ayrı bir eziyet. Sıcaktan kuruyan otları tırpanla kesmek bayağı zor. Çayırı kesmek için sahurdan sonra günün ışımasını bekler, sabah serinliği ile 3-4 saat tırpan sallar sonra dinlenirdik. Tüm bu yorgunluğun üstüne tüm köylü teravih namazı için camileri doldururdu.

  Bayram arifesi tüm evleri ayrı bir heyecan kaplardı. Ev açması baklavalar, tulumba tatlıları yapılırdı. Selanderin altından toprağa gömülü meyveler çıkartılırdı. Ambardan fındık, ceviz.

   Bayram namazına büyük, küçük hep beraber giderdik. Namazdan çıkan yetişkinler dakikalarca mermi atarlardı.

  Biz çocuklar için Ramazan Bayramı tam bir şölendi. Tüm evleri kapı kapı dolaşır harçlık ya da şeker alırdık. Sonra tüm çocuklar bir alanda toplanır saatlerce eğlenirdik. Şimdi ise geçmişte gönül keseciklerimizi doldurduğumu o özel günlerin hasreti, mutluluğu ve özlemi ile yeni ramazanları yaşamaya çalışıyoruz.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.