Asıl Mesele: İnsan Kalabilmek

Herhangi dine mansup olmak sizi iyi biri yapmaz. İyi insan olmak vicdanla ilgilidir. Vicdan, insanın içindeki TANRIDIR/ V.Hügo

İnsanlık öyle bir değerdir ki, herkes ona sahip olduğunu düşünür, fakat herkes onu gerçekten taşıyamaz. Çünkü insan olmak doğuştan gelir, ama insan kalabilmek bir ömür boyu verilen bir mücadelenin sonucudur.

Bu mücadele ne servetle kazanılır ne de makamla, sadece vicdanla, merhametle ve doğru seçimlerle şekillenir.

Hayat, çoğu zaman farkına varmadan akıp gider. İnsan ise bu akışın içinde bazen sadece bir seyirci gibi kalır.

Geçen yıllar, bize yalnızca yaş değil, aynı zamanda sorumluluklar, sınavlar ve cevaplamamız gereken sorular bırakır. Asıl önemli olan ne kadar yaşadığımız değil, nasıl bir insan olarak yaşadığımızdır. Çünkü bu dünyada kalıcı olan ne isimdir ne de güç. Kalıcı olan, insanın geride bıraktığı insanlıktır.

Ömür dediğimiz şey, durmadan ilerleyen bir yolculuktur. Bu yolculukta kimi zaman durup düşünür, kimi zaman da sadece akışına kapılırız.

Ancak ne olursa olsun, bu hayat bize bir lütuf olarak verilmiştir. Ve her lütuf gibi, bu hayat da beraberinde sorumluluklar ve sınavlar getirir. Bu yüzden hayatı bir okul gibi görmek yanlış olmaz. Her gün yeni bir ders, her an yeni bir sınavdır.

Bu büyük hayat okulunda herkes bir öğrencidir. Fakat herkes aynı ciddiyetle öğrenmez. Kimi, nefsinin peşinden giderek kalbini kin, haset ve nefretle doldurur. Kimi, doğruluktan uzaklaşıp kendi değerlerine ihanet eder. Kimi ise göz göre göre insanlığını kaybeder. Oysa bu okulun en önemli dersi, insan kalabilmektir.

İnsanlık, bu okulun ana kitabıdır. Ancak bu kitabı okumak, anlamak ve yaşamak herkesin harcı değildir. Çünkü insanlık, sadece sözde değil, davranışta, sabırda ve fedakârlıkta kendini gösterir. Gerçek insanlık zor zamanlarda doğruyu seçmekte, çıkarına ters düşse bile adaletten vazgeçmemekte ve kalbini kötülüklerden koruyabilmektedir.

Hayatın sonunda herkes, yaşadıklarıyla ve yaptıklarıyla yüzleşecektir. O gün geldiğinde, ne kazandıklarımız ne de kaybettiklerimiz önem taşıyacak. Önemli olan, nasıl bir insan olarak yaşadığımız ve insanlık elbisesini ne kadar hakkıyla taşıyabildiğimiz olacaktır.

Herkes kendini iyi biri sanıyor. Kimse kendine “ben yanlışım” demiyor. Çünkü insanın kendine yalan söylemesi, başkasına yalan söylemesinden daha kolay. Ve bu çağ, kendine yalan söyleyen insanların çağıdır.

İnsan olmak kolaydır. Doğarsın ve ölürsün. Ama insan kalmak? İşte orada çoğu kişi dökülür. Çünkü insan kalmak; çıkarından vazgeçmeyi, yalnız kalmayı, gerektiğinde kaybetmeyi göze almayı gerektirir. Bunları göze alan insan sayısı ise sandığımız kadar fazla değildir.

Vicdan herkesin dilinde, ama kimsenin omzunda yük değildir. Adalet herkesin savunduğu bir kavramdır, ta ki kendi çıkarına ters düşene kadar. O noktadan sonra insanlar ya susar ya da eğilip bükülür. Doğruyu savunmak zorlaşınca, çoğu kişi yanlışın içinde kaybolmayı tercih eder.

İnsanlar kendilerini kandırmakta ustadır. Yaptıkları hataları “zorundaydım” diye açıklar, bencilliklerini “hak ettim” diye süslerler. Böyle böyle insanlık, fark edilmeden yavaş yavaş terk edilir. En acısı da şudur: Kimse insanlığını kaybettiğini fark etmez.

Hayat geçer, yıllar birikir, ama insan aynı kalır—hatta bazen daha da küçülür. Çünkü büyümek yaş almak değildir; büyümek, insan kalabilmektir.

Bu dünyada insanlar, değerlerini koruyarak değil; çoğu zaman onları satarak yükselir. Ve sonra dönüp kendilerine “başardım” derler. Oysa kazandıkları şey, kaybettiklerinin yanında çoğu zaman değersizdir.

İnsanlık; güzel sözler söylemek değil. İnsanlık, kimse görmezken doğruyu yapmaktır. Alkışlanmayacağını bile bile adil kalmaktır. Kaybedeceğini bile bile dürüst olmaktır.

Ama gerçek şu ki: Çoğu insan, doğruyu değil; işine geleni seçer.

Günün sonunda herkes kendiyle baş başa kalacak. O zaman ne unvanlar konuşacak ne de kazançlar. Sadece gerçek kalacak.

Ve o gerçek şunu soracak: Sen, insan kalabildin mi?

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">