Batı canavarı medeniyeti mi?

Yüz yılı aşkın zamandır tüm dünyada Vahşi Batı, imrenilen bir medeniyetmiş gibi tüm kanallar kullanılarak yutturulmaya çalışıldı. Bu yutturmaca bizim ülkemizde de daima parlatılarak sunulması ve bu zokayı bizim de yememiz işin cabası.

Ortaçağ karanlığı Batının karanlık çağıydı. Ama Müslümanlar karalanmak istendiğinde Ortaçağ Kafası denilerek, sanki Müslümanların karanlık asrıymış gibi yutturuldu topluma. Bu Karanlık çağda, Avrupa medeniyeti savaşlarla, talanla, her türlü ahlaksızlık ve geri kalmışlıkla biliniyordu. O dönemlerde İslam Medeniyeti; dünyaya barışı, güveni, mazlumun hamiliğini, sömürgeye direnişi, insan haklarını, ahlakın zirvesini sunuyordu. Bu ilkeler sadece Müslümanlara değil, maiyeti altındaki tüm insanlara sağlanıyordu.

Osmanlı ve İslam’ın gerileme dönemine girmesiyle, Batıdaki bu handikaptan çıkış için yapılan devrimler, batıyı kalkındırma hamlesine geçirdi. Ancak bu hamle beraberinde yeni göz yaşlarını da getirdi. Çünkü Batı yeni çıkışının temelini Kapitalizm canavarının üzerine kurmuştur. Kapitalizm ise doymayan bir canavardı. Ne verirseniz ağızına, değirmen gibi öğütüp geçiyordu.

Bu nedenle dünyayı büyük güçler paylaşıp, güçsüzle sömürgeleştirildi. Onların tüm kaynakları Batının gıda maddesi oldu tabiri caiz ise. Ayrıca, kendi ahlaksız ve ilkesiz medeniyetini, kapitalizmi beslemek için harcama kültürünü sömürgelerine uygulayarak onları da bu canavara yem etmeye başladı. Ancak bu İslami toplumlarda Batı canavarı ilerici bir medeniyet algılarıyla daime geliştirildi, bu algı İslam toplumlarınca nesilden nesile kabul gördü.

Artık günümüze geldiğimizde, bu medeniyetin kadınımızdan toplumun mimarlığını, öğreticiliğini, anneliğini, evin ana unsurlunu, yuvanın manevi rehberliğini, ahlakın abidesi gibi tüm özelliklerini alıp, onu toplum malı olarak, cinselliğinden yararlanılan bir ürün, pazarlamacı, her handikabın aşılmasında merdiven olarak kullanılır duruma getirdi.

Bunu yaparken de “Kadının Özgürlüğü” namıyla yaptı. Hatta bu işin bir görünen yönü varken, bir de görünmeyen tarafını bu güne kadar saklamış, bu gün EPSTEİN adası olayı hepimizi insanlığından utanır duruma düşürdü. Kadının nasıl bir istismara uğradığı, kadınla yetinmeyip çocukların bile zalimce bu istismara malzeme edildiği, bu da yetmemiş, insan etini yiyecek kadar vahşileştiğini artık bu gün kendileri itiraf etmiş bulunuyor.

Bu vahşilik, ormandaki ayılar, çakallar ve tüm yırtıcı hayvanları bile geçmiştir. Çünkü bu mahlukat aç olsa da insandan kaçıp, tehlike görmedikçe insana saldırmamaktadır. Avrupa ve onun türevi Siyonizm- Yahudilik bu gün Ortaçağdan daha da gerilerde olduğunu kendi itiraflarıyla ortaya koymuştur.

Bu halden daha acı olanı da var maalesef. O da bu çirkef ada, bu çirkef ve adi adada yaşananları, dünyanın en meşhurları, ülke yöneticileri, topluma şekil veren kesimlerin bu işin tam ortasında olmalarıdır. Bu idareciler de bu çirkefliği ve adiliği defalarca yaşamış ve benimsemişlerdir.

Artık gelinen noktada, toplum ve dünya kapitalizm ve batı medeniyetinin insan onurunu yok eden bir medeniyet olması hasebiyle, bu prangadan kurtulma zamanı geldiği inancındayım. Sovyet komünizmi, nasıl bir ay, bir yıl gibi bir zamanda tarumar olduysa, bu medeniyetin de akıbeti aynı olması insanlığın beklentisidir.

Bu, Batının bundan sonra artık dünyaya verebileceği hiçbir şeyi kalmamıştır. Allahtan dileğimiz ve duamız millet olarak bu vahşetten kurtulma azmimizi kaybetmemektir.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">