İnsan ister istemez soruyor:Bu ülkede onlarca suç kaydı olan, defalarca sabıkalanmış, ıslah olmamış bu insanlar neden hâlâ sokakta?
Bir kişinin mesleği hırsızlıksa, birinin hayatı gasp etmekle geçiyorsa, bir başkası uyuşturucu ticaretiyle yaşamını sürdürüyorsa, ve bu insanlar bunu 10 değil, 20 değil, 30 kez yapmışsa…
Bu insanların toplum içinde dolaşmasının mantığı nedir?
Bu soruyu sormak vicdansızlık değil.Bu soruyu sormak sertlik değil.Bu soruyu sormak, yaşama hakkını savunmaktır.
Güvenlik en temel haktır
Bir toplumda insanların en temel beklentisi güvenliktir.Evinden çıkarken, çocuğunu okula gönderirken, gece başını yastığa koyarken korku duymamak ister insan.
Devletin varlık sebebi de budur. Vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlamak.
Ama bugün geldiğimiz noktada sokaklar güven vermiyor. İnsanlar birbirine şüpheyle bakıyor.Kadınlar geceleri tek başına yürümeye korkuyor. Aileler çocuklarını dışarı göndermeye çekiniyor. Ve bütün bu korkunun temelinde tek bir şey var: Cezasızlık.
Cezasızlık suçu besler
Bir insan defalarca suç işleyip hâlâ dışarıdaysa, toplumda şu algı oluşur: “Suç işle, yakalansan bile çok bir şey olmaz.”
İşte bu algı, suç üretmenin en verimli toprağıdır. Suçu azaltan şey cezanın ağırlığı değil, kesinliğidir. Hızlı, net ve kaçınılmaz bir ceza sistemi, suç oranlarını dramatik biçimde düşürür.
Ama bugün bizde ne var?
Af beklentisi var. İnfaz indirimleri var.“Yatarı yok” cümlesi var.
Sonuç: Sokakta dolaşan onlarca sabıkalı suç makinesi.
Herkes ıslah olmaz, olmak zorunda da değildir
Ceza sisteminin amacı ıslah deriz.Doğru. Ama bu herkes için geçerli değildir.
Bazı insanlar vardır:
Defalarca suç işlemiştir.
Hiçbir rehabilitasyon işe yaramamıştır.
Toplum için kalıcı tehdit haline gelmiştir.
Bu noktada artık “topluma kazandıralım” romantizmi gerçekçi değildir.
Burada asıl soru şudur:Toplumun güvenliği mi önceliklidir, yoksa suçlunun özgürlüğü mü?
30 kez suç işlemiş birinin özgürlüğü, tek bir masum insanın can güvenliğinden daha değerli olabilir mi?
Mağdur nerede?
Mevcut sistemde en çok ihmal edilen taraf: Mağdur.
Failin hakları konuşuluyor, ama mağdurun yaşadığı travma, korku, yıkım çoğu zaman ikinci plana itiliyor.
Oysa adalet dediğimiz şeyin merkezinde mağdur olmalıdır.Toplumun huzuru olmalıdır.
Bir suçlunun “yeniden şans” talebi, bir masumun “hayatta kalma” hakkının önüne geçemez.
Toplum tehlikeli bir eşiğe geliyor
Bu cezasızlık düzeni, toplumda büyük bir öfke biriktiriyor.
İnsanlar artık hukuka değil, kendi adaletini sağlama refleksine yönelmeye başlıyor.
Bu çok tehlikeli.
Çünkü hukuka güven biterse:
Linç olur
Silahlanma artar
Sokak adaleti başlar
Ve işte o zaman, hiçbirimiz güvende olmayız.
Bu bir sertlik talebi değil, güvenlik talebidir
Toplumun istediği şey idam, işkence ya da intikam değil.
İstenen tek şey şudur:
Güvende yaşamak.
Defalarca suç işlemiş, ıslah olmamış, toplum için tehdit haline gelmiş insanların,uzun süreli olarak toplumdan izole edilmesi bir zorbalık değil, kamusal güvenlik zorunluluğudur.
Devlet, masumları korumakla yükümlüdür.Suçluları sokakta gezdirmekle değil.
Çünkü bir ülkede suçlular sokakta özgür, masumlar evlerinde tedirgin yaşıyorsa…Orada adalet çökmüştür.