Hırsızlık bütün toplumlarda kötü, suç, ahlaksızlık ve yüz kızartıcı bir davranış görülür. Hırsızlık yapanın ailesi ve sülalesi dahi bu suça ortak görülüp dışlanır. Eskiden hırsızlara çaldıkları ürünler sırtına veya boynuna bağlanır, önüne “Bunları hırsızlıkla elde etmiştir” gibi bir de yazı yazarak kalabalık sokaklarda dolaştırılıp teşhir edilirdi.
İslam dini ise, kişinin bin bir türlü emekle elde ettiği bir malı başkasının keyfe keder çalması, kul hakkına tecavüz olarak dünyada “El Kesme” cezasıyla cezalandırılır. Bizim kadim kültürümüzde de kapılar gece vahşi hayvanların eve girmemesi veya çetelerin ev baskınına karşı kilitlenirdi. Yani can güvenliği için. Gündüz kapı kilitlemek çok ayıp ve görgüsüzlük olarak ayıplanırdı. Çünkü gündüz kapıyı kilitlemek, komşuya, mahalle halkına dolaylı olarak hırsız demekti. Ben bile çok net hatırlarım ki gündüz evde acil lazım olan bir ihtiyaç komşuya gidilip istenirdi. Komşu evde yoksa, açık olan kapıdan girer ve alacağını alır, sonra da komşunu görünce durumu anlatırdı.
Ancak günümüze baktığımızda Batılılaşma hayranlığımızın başladığı günden beri, TV, sinema, tiyatro, medya, reklamlar vb. toplumu o kadar bozdu ki, bu gün 40 yıl önceki bir ailenin torunları olduğuna bile kanaat getiremiyoruz. Oysa o eski dönemlerde ihtiyaç, açlık, giysi gibi bir çok temel ihtiyaç bulunamazdı. Ama ecdadımız asla çalmaz, isterdi, bazen de kendisi olandan verirdi. Şimdi ise yok yok. Her şeye herkes ulaşabiliyor ama hırsızlığın her türlüsü neredeyse bir meziyetmiş gibi gururla yapılır hale geldik.
Batıdaki korsanlık, çeteler, hırsızlıklar, talanlar, sömürgecilik mantığına kadar ne varsa bunları alıp, kendi değerlerimizi çöp ettik. Şu anda her gün TV. Haberlerinde gün geçmiyor ki, bir belediyede milyonluk hırsızlıklar, rüşvetler, belediyeyi dolandırmalar olmasın. MASAK gibi teknolojik takiplerin artmasından sonra artık devlet de hırsızlıkları ifşa etmeye çıkıştıramaz hale geldi.
Artık belediyelerde yönetici olmanın temel gayesi devleti çalmak, yolsuzluk ve rüşvetle malını büyütmek, yakınlarına iş imkanı sunmak, imar oyunlarıyla arsa zengini olmak gibi hırsızlığın akla gelmeyen türevlerini devlet tek tek ifşa ediyor. Hırsızları godese alıyor, onlara bir de içerde adam muamelesi yapıp bey gibi yaşatıyor. Öyle ki mahkemelerde hakimlerle alay edecek kadar da yüzsüz bu hırsızlar.
Artık evlerimize araçlarımıza çelik kapılar, alarm ve kamera sistemleri kurarak mal ve can güvenliğimizi alıyoruz. Kanunlarımız bile evini kilitlemeyenin evini veya işyerini soyana daha az ceza veriyor, mal sahibine sen d-neden tedbir almadın sorusunu soruyor. Beğenmediğimiz Arap ülkelerinde ezan okunduğunda adam dükkanın kapısına bir bez çekiyor camiye gidiyor, orada hırsızlık korkusu yok. Bizde neden böyle. Kanımca cezalarımız çok daha sert olmalı ve bu Batı hayranlığını çöpe atıp aslımıza rücu etmemiz gerekir.
Belediyelerdeki bu tutuklamalar bu kadar yaygınlaşmasına rağmen hala hırsızlığın hız kesmeden devam etmesi, cezaların anlamsızlığını ifade ediyor. Bir de eskiden evlerde altın para gibi şeylere hırsızlar merak edip, bunlar çalınırken, şimdi devlet soyuluyor. Allahtan idarecilerimiz aldıkları teknolojik önlemlerle vergi hırsızlığını, kurumlardaki muhtelif hırsızlıkları tespit ederek, hırsızın ensesine biniyor.
Bu aşamaya gelen ülkemizde bana en garip gelen durum ise, bunca şahitli, ispatlı, itiraflı, delilli hırsızlıkları halkın içinden büyük bir kesimin savunması, devleti suçlaması, hırsızın yanında yer almasıdır. Demek ki hırsızlık bu kesimin içine de sinmiş, bir iş ve kazanç şekli olarak kabul görmüştür. Çalışmayan, kolay yoldan çok para kazanma hırsları, şükürsüzlük, imrenme, moda takibi, israf, sınırsız istekler gibi bela ruh hastalıkları da hırsızlığa kapı açan diğer gerekçelerdir.
Bir toplum alarak çok günahlar işlemişiz ki başımızı bu toplumsal hastalık sardı. Hırsızlığı açıkgözlü, uyanık, ekmeğini taştan çıkarma olarak gören toplumumuz, eski Yunanlardaki hırsızlık yapmayan gence “Uyanık değil, kabiliyetsiz, evini geçindiremez” gerekçesiyle kız vermemelerini aklıma getiriyor.
Başta toplumu yetiştiren öğretmen odalarındaki gündeme bakmak gerek, öğretmenler eğer bir araya geldiklerinde, simit sattıkları dönemi unutup, arabaların model, marka ve fiyatlarını konuşuyorsa, aldıkları daire, arsaların al-tınlarını konuşuyorsa, bunların şemsiyesi altındaki öğrenciden de çok şey bekleyemiyoruz maalesef.
Aileden, okuldan, camiden, kurumlardan başlayıp Bismillah demezsek, bu haksız ve hırsızlık türevlerinden arınmazsak “ülkemi seviyorum” ifadesi sahtekarca bir ifade olmadan ileri geçmez…