Bir insanın en büyük korkularından biri incinmekse, en temel ihtiyaçlarından biri de güvende hissetmektir. Güven duygusunun temelleri sanıldığından çok daha erken atılır. Çocukken ağladığımızda yanımıza gelen, korktuğumuzda bizi sakinleştiren, verdiği sözü tutan yetişkinler bize yalnızca bakım sağlamaz aynı zamanda dünyayı nasıl algılayacağımıza dair ilk mesajları verir. Psikolog Erik Erikson, psikososyal gelişim kuramında yaşamın ilk dönemini “güvene karşı güvensizlik” çatışmasıyla açıklar. Çocuk, ihtiyaçları karşılandıkça dünyanın ve insanların güvenilebilir olduğuna dair temel bir duygu geliştirir. Buna karşılık tutarsızlık ve öngörülemezlik, “Dünya güvenli bir yer mi?” sorusunun cevabını belirsiz bırakabilir. John Bowlby’nin bağlanma kuramı da erken ilişkilerin, ilerleyen yıllarda insanlara ve ilişkilere yönelik beklentilerimizi etkileyebileceğini ortaya koyar. Bu nedenle bir yetişkinin “Ben kimseye güvenemiyorum” demesi, her zaman insanlarla ilgili bir önyargıdan ibaret değildir. Bazen geçmişte yaşanan hayal kırıklıklarının bıraktığı bir izdir. Bazen yeniden incinmemek için geliştirilmiş bir savunmadır.
Psikolojik danışmanlık açısından belki de burada sorulması gereken en önemli soru şudur:
Güvendiğinde başına ne gelmesinden korkuyorsun?
Çünkü güvenmek, aynı zamanda kendimizi bir miktar savunmasız bırakmaktır. Birine güvendiğimizde yalnızca onun doğruyu söylediğine inanmayız bizi yarı yolda bırakmayacağına, sınırlarımıza saygı göstereceğine ve ihtiyaç duyduğumuzda yanımızda olacağına dair bir beklenti oluştururuz.
Fakat güven sorunu yalnızca bireysel ilişkilerde kalmaz. İnsanların birbirlerine duyduğu güven azaldığında, toplumsal dayanışma da zayıflar. Şüphe arttıkça insanlar birbirinden uzaklaşır, iş birliği azalır ve herkes kendisini korumaya daha fazla enerji harcar. Bu nedenle güveni yalnızca kişisel bir özellik olarak görmek eksiktir. Güven aynı zamanda toplumsal bir ihtiyaçtır.Bir toplumda insanların birbirine, yaşadığı çevreye ve kurumlara güvenebilmesi yalnızca huzur duygusunu değil, birlikte hareket edebilme kapasitesini de güçlendirir. Elbette güvenmek, herkese sorgulamadan inanmak değildir. Sağlıklı güven, sınırlarımızı korurken karşımızdaki insana ilişki kurabilme alanı açabilmektir. Belki de bugün güven krizini konuşurken sürekli “İnsanlar neden güvenilmez?” diye soruyoruz.
Oysa daha zor ve daha değerli bir soru var:
“Ben, bir başkasının güvenebileceği biri miyim?”
Psk. Dan. Beyza GÖKOĞLU