İyilik hareketi Hz. Adem’den beri kötülükle çarpışarak günümüze değin geliş, kıyamete kadar da devam edecektir. Ancak iyiliğin kaynağına baktığımızda orada faklı mahreçler görmekteyiz. Mesela iyiliği sırf iyilik olduğu için, bir vicdani görev sayanlar vardır. Bu sadece insanın vicdanını rahatlatır, bir de iyiliğin dokunduğu kişiyi mutlu eder. İş burada biter.
İyiliği, bir çıkar, bir hedefe ulaşmak için yapanlar vardır. Bunlar dünyevi beklentilere ulaşmak için her türlü yolu denedikleri gibi, iyiliği de göz boyamak, güven sağlamak, kendini tanıtmak, toplumda yer edinmek maksatıyla yapar ve akabinde beklentisini gündeme getirir. Bu tip insanlar da toplum tarafında bazen fark edilir, bazen fark edilmez. Ancak Allah katında tüm emeklerinin bir uhrevi uzantısı olmaz, hatta çoğu zaman günah hanesine muhafaza altına alınır.
İyiliği, Allah rızası için yapanlar vardır. Bunlar iyiliğin artırılması, kötülüğün men edilmesi için mücadele ederler. Beklentileri Allah katında derece kazanmak, Allahu Taalanın sevgisini kazanmak, ahirette de güzel muamele görmektir. Bu amaçlı iyilik, tüm beklentilere cevap olan iyiliktir aslında. Bu iyiliğe yönelenler, toplumda saygı gören, itibar gören, samimi ve fedakarlıkları sayesinde hem dünyevi hedeflerine ulaşırlar, hem mutlak iyilik bakışını da kapsar, hem de Allah rızasını da kazandırır insana. Bu iyilik yönelişi de İslam’ın ön gördüğü iyilik şeklidir.
Ancak, dinimizde ifrat ve tefrit uygunsuz iki zıt kutup olarak görülür, ikisi ortasından yürümek öğütlenir müminlere. Birilerine küserek, çevresindeki insanların hamlığı, azgınlığı, ahlaksızlığı gibi davranışlara hiddetlenip “Bu insanlara iyilik yapılmaz” demek veya başkasına iyilik yapmak uğruna kendi ihtiyaçlarını, işlerini veya haklarını sürekli geri plana atmak da yanlıştır. Burada orta yolu takip etmek gerekir.
Yani hayra önemli bir zamanımızı harcamalıyız. Çünkü, dünya ahiretin tarlasıdır. Burada ne kadar çok hayrı emek verirsek, bu ahiret hayatımızın mutluluk nedenidir. Dünyada da mutlu olmak için sosyal çalışmaların içine girip, her alanı imara katkı vermemiz gerek. Hayatta para, zenginlik hangi işe yarayacak. Kendimize harcadığımız her enerji, sadece kendimizi besler. Bu hiçbir varlığı mutlu etmeyen bir özelliktir. Egoistlik denir buna. Hayvanlar bile birbiriyle yardımlaşır, paylaşır bazen kavga etseler de. Tüm element ve eşya, bitki ve her şey bir çok işe yarayarak dünyaya hizmet eder. Ama insanın egoistliği çok şaşırtıcıdır. Canlıların en akıllı olması hasebiyle.
Genelde hayra çok zamanını ayıranlar özverili, yani kendi çıkarlarından vazgeçerek başkası için fedakârlık yapmayı, kendinden talep edilen her şeye çare olmayı, her derdin dermanının kendisi olması gerektiğini düşünmeyi ve bunun çözümleri için kendini helak etmeyi hayat tarzı edinen Müslümanlar da vardır. Bu da bir başka aşırılıktır. Sürekli başkalarını önceleyip kendini yok sayma, ailesini, geçimini, işini, çevresini yok sayıp ha bire iyilik meleği gibi toplum içinde debelenme de yanlıştır. İnsan kendine, aile ve akrabalarına da zaman ayırması gerekir. Bu aşırı vericilik, dengesi kaçmış, sınır koyulamayan yardım etme hali, kendini feda ve kurban etme davranışı, kişinin kendi yaşam kalitesini pahasına başkalarına yönelmesi bir sendrom, hastalık durumudur.
Kendini feda eden bu tip insanlar başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne sürekli koyar. Hayır derse, bunu bir suç olarak görür ve bir süre sonra öfke ve tükenmişlikle karşı karşıya kalabilir. Hem kendini yardım etme zorunda görür, hem söylenir, hem zaman bulamadığını, işlerini çıkıştıramadığını söyler.
Sonuç olarak iyiliği aşırı uçlara götürmemek lazım. Zaman planlamasıyla, kendi işimize, ailemize, çevre ve akrabalarımıza zaman ayırmayı planladığımız gibi, hayra çalışacağımız zamanı da planlarsak hem verimli, hem bıktırmaz, hem de bu hayırdan uzak kalmamış oluruz.