Kendini Sabote Etmenin Psikolojisi: Bilinç dışı bir öz-koruma mekanizması

Kendini sabote etme davranışı çoğu zaman irade zayıflığı olarak değerlendirilir. Oysa klinik perspektiften bakıldığında bu örüntü, bilinç dışı bir öz-koruma mekanizmasıdır.

Psikodinamik açıdan sabotaj; kişinin erken dönem yaşantılarında oluşmuş değersizlik, utanç ya da terk edilme şemalarının tetiklenmesiyle aktive olur. Başarı, yakınlık ya da görünürlük arttıkça içsel tehdit algısı yükselir.

Sinir sistemi için tanıdık olan güvenlidir.

Bilinmeyen ise potansiyel tehlike olarak algılanır.

Bu nedenle kişi, başarısızlığa uğramadan önce süreci bilinç dışı biçimde sekteye uğratabilir. Böylece “reddedilen” değil, “vazgeçen” konumunda kalır. Kontrol algısı korunur; incinme ihtimali azaltılır.

Kendini sabote etme davranışı doğrudan ortadan kaldırılmaya çalışıldığında direnç artabilir. Çünkü burada hedeflenen şey başarısızlık üretmek değil, psikolojik bütünlüğü korumaktır. Terapötik müdahale, davranışı bastırmaya değil; altında yatan tehdit algısını düzenlemeye yöneliktir.

Sabotaj çoğu zaman bir düşman değil, geçmişten taşınan bir güvenlik görevlisidir. Ancak sorun, bu güvenlik görevlisinin artık gerçek bir tehdit olmadığı hâlde alarm vermeye devam etmesidir.

Terapötik süreçte temel mesele, sabotajı susturmak değil; onun hangi tehdide karşı devreye girdiğini anlamaktır.

Değersizlik şeması mı tetikleniyor?

Görünürlük utançla mı eşleşiyor?

Başarı terk edilme korkusunu mu aktive ediyor?

Sabotajın dili çözüldüğünde kişi artık kendine karşı savaşmaz. Güvenlik görevlisini işten çıkarmak gerekmez; yalnızca artık tehlike olmadığını sinir sistemine deneyimletmek gerekir.

Gerçek dönüşüm, tam da bu farkındalık ve yeniden öğrenme sürecinde başlar.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">