İnsan olarak zayıf varlıklarız.
Zaaflarımız var.
Bazen korkularımız, kimi zaman bencilliğimiz, çoğunlukla da ihtiraslarımız…
Ama belki de en çok kibrimiz…
Elbette bu duyguların hepsi insana dair. Ama insanı yüceleştiren değerlerden uzaklaştıran kötü hasletler…
O nedenle güçlünün haklıyı ezdiği bir dünyada hiçbir şey adil değil.
Ne insani değerler ne evrensel hukuk kuralları ne de dini kabuller. Kendini üstün görenlerin nezdinde en ufak bir geçer akçe olmayan, onlar için birer teferruata dönüşmüş, değersizleştirilmiş bilinçler…
Dünya üzerinde barış, düzen ve istikrarın en büyük tehdidi olan Siyonizm ile onların yalaka ve yardakçısı emperyalistlerin, dünyaya kafa tuttuğu bir dönemde yaşamanın tarifsiz hüznü kaplıyor içimizi.
Bir şey…
En azından ferdi olarak “Bir şey yapabildim!” diyebilmek ve Siyonizm’e yumuşak lokma olmamak için vakur bir başkaldırı sergileyebilmek adına, elde kalan tek bir karşı duruş vesilesi…
Son kale…
BOYKOT!
Ama bu onurlu duruşu bile gösteremiyor, kötü beşeri özelliklerimiz yüzünden bunu bile başaramıyor ve bu asil duruşu sergileyemiyoruz maalesef.
Ancak bu soygun, hırsızlık, arsızlık, haydutluk ve çirkeflik abidesi katil sürülerine destek verenler, bizden çok daha cesur ve kararlılar.
Gözden uzak adalarda sübyanlara bile tasallut olarak, şeytana şapka çıkartan bu boynuzsuz iblisler sürüsüne destek verirken hiç çekinmiyor, utanmıyor, hatta bundan mutluluk ve gurur duyduklarını söylemekten geri durmuyorlar.
Üstelik bir boykotu bile beceremeyen sessiz kalabalıkların duyarsızlığına inat, bunu alenen, açıktan, hiç çekinmeden, kamuoyu önünde, medyaya demeç vererek ve adeta reklamını yapmak suretiyle, gözümüzün içine sokarak ve haykırarak yapıyorlar.
Yuh olsun bize…!
Peki neden olmuyor?
Niçin yapamıyoruz?
Vahşi kapitalizm bizi nasıl esir almış bu kadar?
Biraz odaklanıp bunu başlıklar halinde ele alalım.
Hiçbir Değer Yargısı Olmayanlar
Bu guruba dahil olanların, değer yargısıymış, insani değerlemiş, ezilenler, hor görülenler, soykırıma uğrayanlar, hak, hukuk, adalet gibi hiçbir dertleri olmadan tercih yaptıklarını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir duruş sahibi olmadıkları ve olmaya niyetli de olmadıkları için onlardan olmaz. O nedenle boykot yapamazlar…
Marka Takıntısı Olanlar
Kaliteli ürün fetişizmi yaşayan bu grup, reklam hipnozu ile global marka sahiplerinin kendileri harici tüm mallara “kötü” damgası vurması nedeniyle, bu muadil yerli ürünlere asla para vermezler. Sözde “kaliteli” ürün alarak kendini tatmin etmeyi marifet sayan, kapitalizmin Sam Amca’ sı tarafndan en sevilen ve gözlerinden öpülesi tiplerdir bunlar. O nedenle bunlar da boykot yapamazlar…
“Yerli Üretim” Masalına Kananlar
Bunların tertemiz beyinleri var. Çamaşır suyu ile ağartılmış ama biraz zorlayıp kenarından çeksen “CIRT” diye ortadan ikiye ayrılacak kadar zedelenmiş bir akla sahipler. Çok uluslu cinayet şebekesi destekçilerinin, ülkelerinde tesis kurup yerli üretim yaptıklarına inanıp, bu vesile ile kendilerini temize çıkardıklarına kanan, çok ileri derecede “iyi niyetli” tipler bunlar. Polyanna bunları görse, yaşadığı Vermont’taki yeşil dağlardan kendini aşağıya atar. Bu arkadaşlar da boykot yapamazlar…
“Ben kutlamıyorum” diyenler
Sırf karşı mahalleden insanlar boykot yapıyor diye, siyasi gerekçelerle, sadece onlarla aynı cephede ve yan yana olmama adına, mazlumlardan yana olmaktansa bu duruma göz yuman ve sözde aydın geçinen tayfa bunlar. Ellerindeki cep telefonlarında kaydırma yaparken, Siyonistlerin öldürdüğü çocuklara ağlayarak, tüm dünyada kent meydanlarını dolduranları göremeyecek kadar da kör bunlar. Mahalle baskısından da çekinen zavallı tipler aynı zamanda. Bunlar da boykot yapamazlar. Yapmasınlar da zaten…
Dudaklarını Boyamayı Sevenler
Kim bunlar? Ekonomik kriz ile birlikte yeni öğrendiğimiz “ekonomide ruj etkisi” ile hareket eden güruh. Ekonomik olarak artık elle tutulabilir bir yatırım yapamayacağını gören, bu nedenle gündelik, pahalı ve anlık zevklerle kendini tatmin yolunu seçtikleri için boykotu göz ardı edenler. Onlar da boykot yapamazlar…
“Bir benden ne olur” diyenler
Zaten bunlar da boykot yapmasın. Bir bütünün parçası olmayı beceremeyenlerin, bir çiçek ile baharın gelmeyeceği ama her baharın açan bir çiçek ile başlayacağı gerçeğini idrak edemeyenlerin, bireysel çekincelerine harcayacak iyi niyetimiz de vaktimiz de yok. Çocuklar ölüyor…
“Topraklarını satmasalardı” diyenler
İşte bunlar “Araplar bizi arkamızdan vurdu” diyenlerin ekürileri. Ne satılmış? Satan kim? Ne kadar satılmış? Satılmış mı yoksa çalınmış mı? İşgal mi edilmiş? Tarihi gerçeklerden ve istatistiki verilerden bir haber, kulaktan dolma algı ürünü çarpıtmalarla hareket eden, aklını kiraya vermiş, boykot özürlü olup da buna kılıf arayan takım bunlar... Okumadan, araştırmadan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan tipler…
Tarihi biz de çok iyi biliyoruz. Ders de alıyoruz. Kim dostluk kim hasımlık yaptı farkındayız. 6 bin yıldan eski Türk Hafızası düşmanını çok iyi beller ve not eder!
Söylemek çok basit…
Dile kolay…
Ama 50 bin’den fazla çocuk öldü ve yaralandı.
Orada mısınız?
İnsan, yaşama hakkı, bebek, parçalanmış cesetler, gözü yaşlı ana ve babalar, moloz yığını yıkık şehirler…
Masum ve mazlumlar, bu aşağılık kam emici vampir çeteleri karşısında sınavlarını geçtiler zaten. Sarsılmaz bir iman ve azimle dimdik ayaktalar.
Acıyan Allah bize acısın.
Sınav bizim sınavımız.
Ne Allah’ın ne de o mazlumların senin boykotuna ihtiyaçları yok.
Boykotun aslında senin için elzem, hayati, vazgeçilmez ve zorunlu olduğunu anladığın gün, zaten kimse boşuna doğmuş ya da ölmüş olmayacak.
Fark edenlere selam, anlayamayanlara geçmiş olsun.
Boykotunuz kutlu olsun.
Kalın sağlıcakla.