Büyüklerimiz bu nedenle güne sabah namazı ile başlarlardı. Sabah namazına kalkan aile namaz sonrası kahvaltısını yapar, işlerine dağılırdı. Canhiraş bir şekilde günü verimli geçirir, akşam namazında evde toplanır, akşam yemeğiyle gece hayatına başlarlardı.
Büyüklerimizin konuştukları şeyler, onların ertesi günkü planları olurdu. Başkasının yapması için değil, kendi yapacaklarını konuşurlardı. Bu konuşmalar istişare amaçlı verilen kararlardı aslında.
Günümüze geldiğimizde ise, ülke insanı olarak, dindarı- seküleri, sanatkarı – vasıfsızı, bilgilisi – bilgisizi herkes her şeyi biliyor gibi fikirler ve tezler ortaya atıyor. Başkalarının yapması gerekip, yapmadıklarını konuşuyorlar. Sürekli başkalarının gözlerindeki çer çöple ilgilenip, kendi gözlerindeki koca odun parçalarının farkında değiller.
Herkes konuşuyor ama yapmıyor. Herkes akıl veriyor ama kendi kıpırdamıyor. Herkes bilip bilmediği her konuda, uzmandan önce konuşuyor, laf üretiyor, ama kendi bir kazmaya sap olmamış. Başkalarının yaptığını veya yapmadığını eleştirip, bir türlü sırayı kendine getiremeyen bir toplumda yaşıyoruz.
Kişi dini konuda müftüden önce, siyasette siyasetçiden önce, ekonomide işin uzmanından önce, sanatkarlıkta sanatçıdan önce velhasıl uzmanların olduğu yerde uzmanları susturup kendi konuşan, eleştiren, beğenmeyen, yetinmeyen, doymayan, bir güruh oluştu toplumda. Bunların kimi vasıfsız, kimi memur, kimi, sanatkar, kimi çiftçi- hayvancı vs. Kendi işine odaklansa belkide çok başarılı bir insan olacak. Ama yok, bunlar hep akıl hocasılar.
Mesela memura “bak devlet her ihtiyacını karşılıyor, iş imkanlarını sunuyor, sen neden işinde aranan kişi olamıyorsun” sorsan, onlarca mazeretle karşılaşıyorsun. Üst seviyedeki amirlerin israfını eleştiren alt seviyedeki kişi, kendi konumuna göre onlarca israfın içinde olduğunun farkında bile değildir. Bu yaptığı israfların her birine bir kılıf bulup onları meşrulaştırmaktadır.
Yahudilere, Bakara suresinde kurbanlık hayvan için emredildiğinde, rengini, büyüklüğünü, boynuzlu- boynuzsuzluğu gibi, sürekli laf ve mazeret üretip işten ve sorumluluktan kaçması gibi, sürekli mazeretlere sığınan bir topluma evrildik.
Kendi kapasitesizliğini örtmek için sürekli çamur atan ve başkasından talep eden, işin ehli kadrolar yok deyip, kendi ehliyetine bakmayan, çözüm hedefleri yok, konuştuğu, istediği, önerdiği hiçbir şeyin kendi hayatında esamesi yok. Kendini ne takip ediyor, ne denetliyor. Hatta bununla da kalmıyor, iş yapanı, icraatçı olanların yaptıklarını eleştiriyor, onlarda kusur ve hata arıyor.
Bütün bu tembellik, hantallık, üretkenlikten uzak, çözümün kendinden başladığını fark etmeyen bu toplumun değişimine her birimiz kendimizden başlayarak çözüm üretmemiz gerekiyor.
Allah içimize bu azim ve kararlılığı nasip etsin.