Normalleşmeyen Takıntılı İnsanlar

İnsanlı tarihinde Hz. Adem as.ın çocukları Kabil ve Habil arasında başlayan fikir ayrılıkları, o günden beri devam etmektedir. Miyarlarca insan var, kimi ilahi bir din ve doktrine inanır, yaşar. Kimi inanır ama yaşamaz. Kimi batıl dinlere inanır, kimi dinleri red ederk, kendisi kafasından uydurduğu iddialara kendini ikna eder. Kısaca bir çok mantıklı –mantıksız ideal, düşünce, doktrin, inanç, fikir toplumlarda mevcuttur.

Buraya kadar olan bu farklılıklar normal bir süreçtir. Elbette fikirler birbiriyle karşılaşıp, tartışılır, olgunlaşır ve ikna olunur veya olunmaz. Ama kendi inandığının en doğru olduğunu ifade edip, bunu başkalarına da inandırıp, inanmazsa da baskı ve tehditle empoze etmek vahşi, eğitimsiz, orman kültürüne ait bir davranış olabilir.

Ülkemize dönüp baktığımızda bu faşist takıntıların yıllardır devam ettiği ve hala temizlenmemesi, gelecek adına kaygı vermeye devam etmektedir. Toplumdaki her insanın kendi gibi düşünmesi, kendi gibi giyinmesi, kendi gibi inanması ve yaşaması, yani en doğru şeyleri kendinin bildiğini iddia edip on yıllardır bu fikirlerinde bir gram değişim olmayan insan tipleri muhtemelen hasta ruhlu kişilerdir.

Dinlerin koyduğu bazı kurallar vardır ki bunlar kötü olduğu için evrenseldir ve değişmezler. Hırsızlık, alkol, hak yeme gibi kurallar her toplumda kötüdür ama insanların çoğu bu kötülükleri işler, kötü olduğunu bilse de. Ama temel insan haklarından biri de fikir ve inanç özgürlüğüdür. Kişi yanlış da olsa fikrinde hürdür, kınanamaz, alay edilemez. Fikirler ikna edilerek değişime uğrayabilirler.

Ülkemizde bir kesin tahammülsüz, üstten bakan, kendini en akıllı gören ve kendini aydın olarak tanımlayan bir kesim var. Bu aydınlık ne anlama geldiğini anlayan da yoktur. Özellikle İslami kesimi daima küçümseyen, düşüncelerini köhne olarak tanımlayan bu kesim, bu gün insanın tüm özellerini deşifre edip sokağa döken, çıplaklığı çağdaşlık olarak tanımlayan, ahlaksızlığı ilericilik addeden bu çarpık zihniyet, kafalarındaki bu donmuş düşünceleri asla değiştirmezler.

Bu gün hala denize veya havuza tesettürlü kadınların haşema ile girişini tartışan iptidai düşünceler basında ve medyada konuşulabilmektedir. Müslümanlar yatak kıyafeti ile sokaklarda dolaşan, hatta camilere bile girerken bu rezalet kıyafetlerle camiye girmelerine hoş görü gösterme gayret sarf ederken, bu baskıcı ve donmuş fikirliler düşüncelerinden bir gram sapmamışlardır.

Sonra da profesör oyu ile çoban oyunun nasıl eşit olacağını tartışmaktadırlar. Çoban dedikleri kişi dönüp bakıyor aydın, profesör vs. dedikleri kişilere, birbirinin kuyusunu kazan, kendi makam ve çıkarlarını artırmak için girmediği kalıp, yapmadığı ayak oyunu yok. Kendi aralarında bir birlik yok, hepsi bir diğerini eleştirir, beğenmez, onunla mücadele eder, ortak noktaları yoktur, uyumsuzdurlar, bir birini tekzip ederler.

Çoban ise uyumlu aza kanaat getirdiği gibi, çok a da şükretmesini bilen, fikrini söyler, ısrarcı olmaz, kavgacı değildir, başkasının hakkına riayet eder, düşüncesine saygı gösterir. Bunlardan hangisinin oyu daha üstün kararını herkes kendi versin. Aslında bu elit takılanlar, yıllardır bu düşüncelerine toplumda yer bulamıyor, ikna edemiyorsa yaptıklarının doğruluğu da tartışılır.

Dolayısıyla her şeyin hızlı bir dönüşüm yaşadığı dünyada, dinin farzları dediğimiz kesin emirleri dışındakiler bile esniyor ve günün şatlarına uygulanıyorsa, bu bağnazların da medeni bir düşünce ile kendi düşüncelerini sorgulamaları gerekiyor.

S. Çelebi-530 2006989 / Haftalık Yazı / Çiftlikköy-Manşet Gazetesi 2026Sayfa 2

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">