Psikolojik Dayanıklılığın Gölgesi: Güçlü Bireylerin Gece Yorgunluğu

Gündüzleri işlevsel, kontrollü ve dayanıklı görünen bireylerin önemli bir kısmı, gece saatlerinde belirgin bir zihinsel ve duygusal yorgunluk yaşar. Bu durum çoğu zaman uyku problemleri, içsel huzursuzluk, zihinsel ruminasyon ya da açıklanamayan bir tükenmişlik hissi ile kendini gösterir.

Klinik gözlemler, bu deneyimin bireysel bir zayıflıktan ziyade, psikolojik organizasyonun doğal bir sonucu olduğunu göstermektedir.

Psikanalitik kuram bu durumu, zihin savunma düzenekleri üzerinden açıklar.

Simgund Freud'a göre birey, gündüz saatlerinde bastırma, yadsıma ve entellektüelleştirme gibi savunma mekanizmaları sayesinde işlevselliğini sürdürebilir. Sorumluluk, tempo ve dış talepler; içsel çatışmaların farkındalık düzeeyine çıkmasını geçici olarak engeller. Ancak bu savunmalar, çevresel uyaranların gece saatlerinde zayıflar. Bastırılan duygu ve düşünceler ortadan kalkmaz; yalnızca bilinçdışı alanda beklemeye alınır ve uygun koşullar oluştuğunda kendini yeniden gösterir.

Analitik psikoloji bu süreci, benlik yapılanması üzerinden ele alır.

Carl Gustav Jung, bireyin gündüz dünyasında “persona” aracılığıyla işlediğini; bu personanın toplumsal beklentilere uyum sağlayan, güçlü ve yeterli görünen bir işlev üstlendiğini belirtir. Gece ise persona geri çekilir ve gölge alan aktive olur. Gölge, bireyin bastırdığı, kabul etmekte zorlandığı ya da tehdit edici bulduğu yönlerini içerir. Bu nedenle gece yorgunluğu, çoğu zaman fiziksel değil; bastırılmış psikolojik içeriğin bilinçle temasa geçmesinin yarattığı bir zihinsel yüklenme olarak ortaya çıkar.

Bu noktada “güçlü olmak” kavramının nasıl öğrenildiği belirleyici hâle gelir.

Bireysel psikoloji perspektifinden bakıldığında, Alfred Adler gücün çoğu zaman erken yaşam deneyimleriyle şekillendiğini vurgular. Birçok birey için güçlü olmak, ihtiyaçlarını ertelemek, duygusal yükünü kendi başına taşımak ve başkalarına yük olmamayı öğrenmek anlamına gelir. Bu öğrenme biçimi, bireyin toplumsal işlevselliğini artırırken, kendisiyle kurduğu ilişkiyi sertleştirebilir.

Adler’in kuramında belirleyici olan unsur şefkattir. Güçlü bireyin yaşadığı gece yorgunluğu, yeterince dayanamadığı için değil; uzun süre boyunca dinlenmesine, destek almasına ve kırılganlığını ifade etmesine izin verilmediği için ortaya çıkar. Bu yorgunluk, bireyin aidiyet ve anlaşılma ihtiyacının sessiz bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Bu bağlamda terapi süreci her zaman rahatlatıcı bir deneyim olarak yaşanmaz. Aksine, bastırılan içeriğin bilinç düzeyine taşınması, geçici bir zorlanmayı beraberinde getirebilir. Ancak bu zorlanma patolojik bir gerileme değil; psikolojik temasın artmasıdır. İyileşme çoğu zaman, bireyin güçlü olma zorunluluğunu askıya alabildiği ve kendisiyle daha şefkatli bir ilişki kurabildiği noktada başlar.

Sonuç olarak güçlü bireylerin gece yorgunluğu, bir çöküş değil; ruhsal organizasyonun doğal bir sinyalidir. Zihin, gündüz taşınan yükleri gece görünür kılar. Bu görünürlük, bastırmayı sürdürmek için değil; anlamlandırmak ve dönüştürmek için bir fırsat olarak ele alındığında, psikolojik esnekliğin gelişmesine hizmet eder.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">