Ramazan yaklaşır yaklaşmaz etiketler sessizce değişir.
%20, %30, %50… Bazen iki katı.
Sormak gerekiyor:
Ramazan ayı bereket ayı mı, yoksa zam ayı mı?
Batı’da Noel öncesi kampanyalar yapılır.
“Holiday discount” derler, insanlara ulaşılabilir fiyat sunarlar.
Bizde “Ramazan bereketi” denince kasanın bereketi anlaşılıyor.
İftar menülerine bakıyorum.
Yalova gibi bir şehirde kişi başı 1.400 TL.
Asgari ücretle geçinen bir vatandaş için bu ne demek, biliyor musunuz?
Bir ailenin bir akşam iftar yapması neredeyse haftalık mutfak masrafı demek.
Bu fiyatları koyan işletmeler şunu hiç düşünüyor mu:
Yanında çalışan personel o masaya oturabilir mi?
O mutfakta ter döken insan, kendi çocuğunu o restorana götürebilir mi?
Ramazan ayı nefsi terbiye ayıdır deriz.
Ama piyasada terbiye olan bir şey yok.
Nefis küçülmüyor, fiyat büyüyor.
İnanç sadece ibadet değildir.
İnanç; sözünde durmaktır.
İnanç; fırsat bulduğunda değil, zor zamanda da adil kalabilmektir.
İnanç; kul hakkından korkmaktır.
Gündüz “oruçluyum” deyip akşam fahiş fiyat yazmak hangi ahlâkın parçasıdır?
Din, ticaret için bir reklam unsuru değildir.
Ramazan ayını ekonomik avantaja çevirmek, manevi bir değeri pazarlama aracına dönüştürmektir.
Sonra da dönüp “neden bereket yok” deniyor.
Bereket adalette olur.
Bereket insaftadır.
Bereket paylaşmaktadır.
Toplumun büyük bir kısmı ay sonunu getirmekte zorlanırken, iftar sofralarının lüks yarışına dönmesi sağlıklı bir tablo değildir. Bu, bir inanç meselesinden önce bir vicdan meselesidir.
Kimse gökten yardım beklemesin.
Toplumlar ahlâkları kadar yükselir ya da düşer.
Ramazan geldi.
Ama asıl soru şu:
Vicdan geldi mi?