Ülkemizde yıllardır sahte Müslümanlık konusu tartışılır. Bu tartışma, “Adam hem namaz kılıyor, hem de yalan söylüyor. Hem oruç tutuyor, hem de ticaretinde kazıklıyor. Hem tesettürlü, hem de erkek arkadaşlarıyla fingirdeşiyor, gibi benzetmelerle yapılır bu eleştiriler.
Aslında bakıldığında bu eleştiriler haklıdır. Müslüman böyle zıt bir hayat sergileyemez. Bu tiplerin ya Müslümanlığında, ya da sahtekarlığında bir sorun var. Hakiki Müslüman; yalancı, sahtekar, müstehcen, zinakar, içkici vs. olamaz. Burada sorunun kaynağına inmek lazım.
Kur’ani Kerim ve İslam kaynaklarında bu sahte ve tutarsız davranışları hiçbir yerde ve kaynakta meşru gösterilmiş olarak bulamayız. O zaman bu nasıl bir ikilemdir?
Nerden kaynaklanıyor bu iş?
İslam kaynaklarında olmayan bu davranışlar çift kişilikli gibi hem kötü, hem iyi nasıl olabiliyor bu tip Müslümanlar?
Ben, bundan 100- 150 yıl geriye bir göz atmamızın gereğine inanıyorum. Yüz yıl önce bizim dedelerimiz böyle değildi. Onlar yaşadığı gibi olan insanlardı. Çift kişilikleri veya birkaç yüzleri yoktu, göründüğü gibi idiler. O dönemde senetsiz satışlar yapılırdı. Bir cep defteri olurdu, alınan-verilen şeyler bu deftere yazılır, tarihi gelince ödenirdi. Kız isterken bile kişi kendi kızını veya oğlunu olduğu gibi anlatırdı. Alış verişte malını olduğu gibi söylerdi. Fiyatları asla fahiş olamazdı. Komşunun güveni her şeyden önemliydi, kişinin güvenilirliği komşularına sorulurdu. Tesettür aksesuar değildi, çünkü inancın bir parçasıydı. Bu örnekler çoğaltılabilir.
Günümüze gelindiğinde nasıl böyle bir değişim ve dönüşüm yaşıyoruz. Hem Müslüman, hem de her türlü kötülük bir arada bulunuyor?
Burada çok kurnazca senaryolar karşımıza çıkıyor.
Öncelikle şunu söylemek lazım. Bu iki yüzlü, çift kişilikli insanlar son 100 yılda yetişmiş insanlardır. Evet önceki dönemlerde de böyle tutarsız insanlar da vardı. Ama bunlar toplumda hemen fark edilecek kadar azdı, barınamazlardı toplumlarında. Bu gün tam tersine dönmüş, temizlerin sayısı çok azalmıştır.
Neden acaba?
Ben burada devletimizin eğitim sistemi ve tüm kurumlardaki işleyişin bu insanları türettiğini görüyorum. Çünkü çocuklar, artık ana okullarından itibaren meslek sahibi olana kadar, hatta ölene kadar aynı eğitim ve toplumsal yapı içinde yaşıyor. Ailesinde aldığı eğitim ne kadar temiz ve güzel olsa da, TV, iletişim kanalları, arkadaş çevresi ve okul eğitimlerinden öğrendiğinin tam tersine bir sistem empoze ediliyor yeni nesle. Yaşadığı ortam çok yüzlülüğü öğreten ve yerleştiren bir sistem.
Dinin haram dediği; içki, kumar, zina toplumda serbest, hatta teşvik edilir ve modernliğin gereği olarak vurgulanır.
Tesettür, namaz, oruç gibi her ibadet gericilik modeli olarak anlatılır. Kutsallar alay konusudur. Her türlü sapıklık modernlik belirtisi olarak lanse edilir. Bütün bu tezatlar ailesinde İslam eğitimi alan çocuk veya genci, çift kişilikli olarak yetiştirir. Böylece dininden vaz geçemeyen ama aynı zamanda toplumun da dışında kalmak istemeyen insanımızı münafık – çift kişilikli yapmaktadır.
Yalancılık İslam’da yasak olsa da, toplumda açıkgöz ve kurnazlığın işareti. İbadet İslam’da çok gerekli ama, sosyal hayatta gericilik ve istenmeyen bir durum. Hal böyle olunca, hem namazlı, hem de sahtekar olunabiliyor demek ki.
Burada acı ve çirkef olan, topluma her türlü sahte hayatı pompalayan sistem, daha sonra “Bu Nasıl Müslümanlık, hem namaz hem de faizci” diye de eleştiriyor.
Bu münafık Müslümanları İslam terbiyesi ve eğitimi yetiştirmiyor ki, bu soruyu soruyorsunuz. Aslında, ‘Bu nasıl sistem ki, ülkemizde iyi insan, iyi vatandaş, dürüst insan, vicdanlı, yardımsever insan yetiştiremiyoruz?’ sorusunu sormaları gerekir. Böylece bu sistemin çürüklerini kendi kodlarımızla, tarihsel değerlerimizle yeniden inşa etmemiz gerekir. O zaman Müslüman da, olmayan da düzgün insan olarak çıkacaktır üretimden.
Sağlıkla kalın…