Sapla Samanı Ayırmanın Vakti Geldi Geçiyor Bile...

Çok kıymetli Manşet Gazetesi okuyucuları, 31 Aralık 2023 yılından bu yana ilk olarak siyasete, ardından da 2024 Mahalli Seçimleri sonrasında ise Resmi Reklam ve Resmi İlan yayınlama haklarına sahip yayınların, 17 Mayıs 2024 Cumhurbaşkanlığı Tasarruf Tedbirleri Kararlarının uygulanmaları sonrasında; gazetecilik mesleğinin ve özellikle yerel basının içine düştüğü girdaptan dolayı bir süre yazmama kararı almıştım.

Gerek Yalova’da olsun, gerek yurt içi ve yurt dışından da takip edilen www.manset.com.tr haber portalımızda yayımlanan; haber ve köşe yazılarımız için “Ayhan Polat yazmışsa, doğrudur” düşüncesinden de; güç, kuvvet ve moral alarak, bugünden itibaren her hafta bir tane olmak üzere tekrar köşe yazılarıma başlıyorum.

Gazetecilik Mesleğini, basın ahlak kuralları içinde, Basın İlan Kurumu ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı kriterlerini yerine getirerek sahaya yansıtan meslektaşlarımızın yanı sıra, her gün mantar gibi türeyen, iki satır yazma becerisi olmayan, iki cümle kurmaktan uzak ‘merdiven altı’ tabir ettiğimiz kişilerle tanışıyoruz.

Meslektaşlarımız resmi yayınlarından paylaşılan haberlerini ve emeklerini çalarak, şahıslarına ait sosyal mecralarından paylaşan, ofissiz, vergisiz, odasız ve başı boş şekilde, davet almadıkları hemen hemen her etkinlikte bitiveren, ne oldukları belli olmayan kişilerle her an her dakika karşı karşıyayız.

Bu durumu, Giresun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sn. Bekir Bayram üstadımız öyle güzel kaleme almış ki, siz kıymetli okuyucularımla paylaşmadan edemedim.

Gazetecilik herkesin yapabileceği bir meslek mi?

Dijital çağın en büyük kazanımlarından biri, bilgiye erişimin demokratikleşmesi oldu.

Artık herkes bir olayın görüntüsünü çekebiliyor, yaşadığı bir sorunu paylaşabiliyor, bulunduğu yerden anlık yayın yapabiliyor.

Bu durum, toplum adına önemli bir denetim mekanizması da oluşturuyor.

Gazetecilik ile paylaşımcılık aynı şey değil...

Gazetecilik ile sosyal medya paylaşımcılığı arasındaki çizgi giderek silikleşiyor.

Bugün herhangi bir sosyal medya hesabı açan, birkaç yüz ya da birkaç bin takipçiye ulaşan birçok kişi kendisini "gazeteci" olarak tanıtabiliyor.

Oysa gazetecilik; yalnızca bir bilgiyi paylaşmak değil, o bilginin doğruluğunu araştırmak, teyit etmek, hukuki ve etik sorumluluğunu üstlenmek demek.

Bir trafik kazasının fotoğrafını paylaşmak haberciliğin başlangıcı olabilir. Ancak kazanın nedenini araştırmak, resmi kaynaklarla doğrulamak, mağdurların haklarını gözetmek ve kamu yararını öncelemek gazeteciliğin kendisidir.

Ne yazık ki günümüzde birçok platformda bunun tam tersi yaşanıyor.

Teyitsiz bilgiler, yapay zekâ ile üretilmiş sahte gazete sayfaları, manipüle görseller ve dedikodular "haber" etiketiyle dolaşıma sokuluyor.

Birkaç dakika içerisinde binlerce kişiye ulaşan bu içerikler, toplumun doğru bilgi alma hakkına zarar verirken kişi ve kurumların itibarını da hedef alabiliyor.

Çözüm Yasaklamak değil, kurumsallaşmak

Sorunun çözümü ise sosyal medyayı yasaklamak ya da vatandaş haberciliğini tamamen dışlamak değil.

Asıl ihtiyaç duyulan şey, gazetecilik mesleğinin kurumsal kimliğini güçlendirmek.

Türkiye'de avukatlık, mali müşavirlik, doktorluk gibi mesleklerin belirli yasal çerçeveleri ve meslek örgütleri bulunuyor.

Kimlerin bu meslekleri icra edebileceği, hangi etik kurallara tabi olduğu ve hangi yaptırımlarla karşılaşacağı açık şekilde tanımlanıyor.

Gazetecilik için de benzer bir mesleki çerçeve oluşturulması artık kaçınılmaz hale geldi.

Basın Meslek Yasası'nın günümüz dijital gerçeklerine uygun şekilde düzenlenmesi, gazetecilik meslek kuruluşlarının güçlendirilmesi ve belirli mesleki standartların oluşturulması gerekli.

Basın Meslek Yasası Neden Hemen Gerekli?

Bu sayede;

* Gazetecilik ile sosyal medya yayıncılığı arasındaki fark netleşir.

* Mesleki etik kuralları daha etkin uygulanabilir.

* Dezenformasyonla mücadele güçlenir.

* Kamuoyu, haber kaynağının sorumluluğunu daha kolay sorgulayabilir.

* Gerçek gazetecilerin emeği korunur.

Ezcümle, şarlatan ile gazeteci birbirinden ayırt edilir.

Elbette gazetecilik bir diploma mesleği değil.

Tarihte çok değerli gazeteciler farklı eğitim geçmişlerinden gelmiştir. Ancak gazetecilik; sorumluluk, etik, doğrulama ve hesap verebilirlik gerektiren bir kamu görevidir.

Bugün yaşanan temel sorun da tam olarak şudur:

Gazeteci olmayanların gazeteci gibi davranması değil, gazeteciliğin gerektirdiği sorumlulukları üstlenmeden gazeteci sıfatını kullanabilmesidir.

Toplumun doğru bilgiye ulaşma hakkını korumak istiyorsak tartışmamız gereken konu "kim paylaşım yapabilir?" sorusu değil, "kim gazetecilik sorumluluğunu üstlenebilir?" sorusu olmalıdır.

Çünkü herkes paylaşım yapabilir.

Ama gazetecilik; yalnızca paylaşmak değil, hakikatin peşinde olmak, doğruyu aramak ve o doğrunun sorumluluğunu taşımaktır.

Balıkkesir’de Gazeteciliğin çıkmazı

Bu arada şu gerçeği de dile getirmeden geçemem.

Balıkesir'de gazetecilik mesleğinin yaşadığı sorunlar artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaştı.

Elbette benzer sorunlar Türkiye'nin birçok şehrinde yaşanıyor. Ancak Balıkesir'de yıllardır oluşan düzen, mesleğin itibarını zedeleyen bir yapıyı besledi.

İşin en acı tarafı ise yerel yönetimlerin çoğu zaman hakikatin peşinden giden gazetecileri desteklemek yerine, bülten haberciliğini, bağımlı yayıncılığı ve kimi zaman tehdit ile şantaj iddialarıyla anılan yayın anlayışlarını teşvik eden bir sistemin oluşmasına zemin hazırlamasıdır.

Bu nedenle bugün ortalık gazeteciden geçilmiyor.

Belediyeci arkadaşlar başta olmak üzere siyasilere, iş dünyasına hatırlatalım;

Anadolu Basını besleme değil, Besmeledir...

Bakış acınızı değiştirin. Aksi halde bir gün siz de çarpılırsınız!

Milletin Parası, Kimsenin Mirası Değildir?

Sanırım 2019 veya 2020 yılıydı.

Gazeteciler Cemiyeti'nin bir etkinliğinde bu konuyu gündeme getirdiğimde dönemin belediye başkanı, belediyeden gazeteci sıfatıyla 163 kişiye ödeme yapıldığını açıklamıştı.

Ben hariç, salondaki birçok kişi bu rakama şaşırmıştı.

Aradan geçen yıllara rağmen anlayışın çok değiştiğini söylemek de zor.

Bugün hâlâ bazı çevrelerde "Git bir gazete çıkar, internet sitesi kur; belediyeden ödeme alırsın" mantığının konuşuluyor olması. Belediyecilerin buna çanak tutması başlı başına bir sorundur.

Çünkü kamu kaynakları, kişilere veya yayın organlarına lütuf gibi dağıtılacak bir miras değildir.

O kaynaklar, milletin parasıdır ve kullanımında şeffaflık, eşitlik ve hesap verebilirlik esastır.

Yerel Demokrasi Yara Alıyor

Bu sağlıksız düzenin doğal sonucu olarak da zaman zaman belediye başkanlarının gazetecileri topluca zan altında bırakan açıklamalarına tanık oluyoruz.

Bir başkan gazetecileri ima yoluyla "Hırsız" yerine koyabiliyor, bir diğeri ise "Benden para istediler, vermedim diye eleştiriyor" diyebiliyor.

Gerçeği yazan gazetecilere de kimi fanatik partililer; "Ne oldu, mamanız mı kesildi?" benzeri yorumlar yapmayı marifet sanıyor.

Bu tablo, sadece gazetecilik mesleğinin değil, yerel demokrasinin de yara aldığının göstergesi.

Nasıl ki gazetecilik için çağın şartlarına uygun bir Basın Meslek Yasası ihtiyacı varsa, yerel yönetimlerin kamu kaynaklarının dağıtımında objektif kriterleri esas alan ve tam şeffaflığı zorunlu kılan yeni bir anlayışa da ihtiyaç var.

Şimdi Arınma Zamanı

Çünkü mesele sadece gazeteciliği arındırmak değil.

Mesele; kamu gücünü kullananlarla kamu adına denetim yapanlar arasındaki ilişkinin sağlıklı zemine oturtulması.

Hak için, hakikat için, mesleğin itibarı için...

Şimdi hep birlikte arınma zamanı.”

Bu yazının ardından, tam 30 yıl dan bu yana, alaylı ve mektepli olarak sürdürmekte olduğum gazetecilik mesleğinde artık ‘SAPLA SAMANIN’ ayrılma vaktinin geldiğini, başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olmak üzere tüm yetkili ve etkili tüm kurumların harekete geçmeleri gerektiğini, yasal düzenlemelerin yapılmasını, HAYKIRIYORUM...

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">