Yıllar önce biri çıkıp insanlara, bir gün ailelerini, çocuklarını, evlerini ve özel hayatlarını para kazanmak uğruna milyonlarca kişinin önünde sergileyeceklerini söyleseydi, muhtemelen buna inanmazdık. Ancak bugün gerçek tam olarak budur. Sosyal medya artık yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıktı; devasa bir pazara dönüştü. Ve bu pazarda en çok satılan şey, insanın kendi hayatı oldu.
TikTok, Instagram ve diğer platformlara girmek yeterli. Sadece birkaç dakika içinde aile kavgalarına, eşler arasındaki tartışmalara, çocukların en mahrem anlarına ve yaşlı insanların itibarına yakışmayan görüntülere rastlamak mümkün. Bunların hiçbiri tesadüf değil. Çünkü artık bazı insanlar için izlenme sayısı, beğeni ve para her şeyin önüne geçmiş durumda.
Bu durumun en ağır yükünü ise çoğu zaman çocuklar taşıyor. Yeni doğmuş bir bebekten okul çağındaki çocuklara kadar binlerce çocuk, ebeveynlerinin ürettiği içeriklerin başrol oyuncusuna dönüşmüş durumda. Çocuk ağlıyor, video çekiliyor. Çocuk düşüyor, paylaşım yapılıyor. Çocuk utanıyor, milyonların önüne çıkarılıyor. Ebeveynler bunu kimi zaman sevgi, kimi zaman eğlence olarak açıklamaya çalışıyor. Ancak gerçek değişmiyor: Çocuğun özel hayatı bile kamusallaştırılıyor.
Bu çocukların hiçbiri, yıllar sonra bu görüntülere baktığında kendisini nasıl hissedeceğini bugün ifade edemiyor. Çünkü kararları onlar adına yetişkinler veriyor. Sosyal medyada takipçi kazanmak isteyen bazı ebeveynler ise çok önemli bir gerçeği unutuyor: İnternet hiçbir şeyi unutmuyor. Bugün eğlenceli görünen görüntülerin, yarın o çocukların hayatında ciddi sorunlara dönüşebileceği unutuluyor.
Sorunun bir başka boyutu da aile kurumunun giderek bir gösteriye dönüşmesidir. Bir zamanlar aile içinde çözülen meseleler bugün canlı yayınlarda tartışılıyor. Eşler arasındaki sorunlar, gelin-kaynana kavgaları ve akrabalar arasındaki anlaşmazlıklar izleyici çekmek için sergileniyor. Bazen öyle bir tablo ortaya çıkıyor ki, sorunları çözmekten çok onları göstermek ilgi görüyor.
Sanki yeni bir anlayış oluşmuş durumda: Hayatını paylaşmıyorsan, yoksun demektir. Aile sorunlarını göstermiyorsan dikkat çekmiyorsun. Özel hayatını ortaya koymuyorsan para kazanamıyorsun. Oysa bu düşünce biçimi, toplumun karşı karşıya olduğu en tehlikeli değişimlerden biridir.
Özellikle dikkat çeken konulardan biri de yaşlı insanların sosyal medya yarışına dahil edilmesidir. Bir zamanlar büyüklerin sözü yol gösteren bir öğüt olarak görülürdü. Onların varlığı aile için bir bereket sayılırdı. Bugün ise bazı yaşlı insanlar, anlamsız şakaların, trend videoların ve reyting uğruna hazırlanan içeriklerin bir parçası haline getiriliyor. Elbette yaşlı insanların sosyal medya kullanmasında bir sorun yoktur. Sorun, onların yaşlarına, konumlarına ve itibarlarına uygun olmayan içeriklerin içine çekilmeleridir.
Bazı insanlar bu eleştirilere karşılık olarak “Bu bizim hayatımız, istediğimizi yaparız” diyor. Hukuki açıdan belki haklı olabilirler. Ancak her yasal olan şey doğru değildir. Toplumlar yalnızca yasalarla değil, aynı zamanda ahlaki sınırlarla da ayakta kalır. Bu sınırlar aşılmaya başladığında ise sorunlar ortaya çıkar.
Sosyal medya para kazanmak için önemli fırsatlar sunmuştur. Bu olumlu bir gelişmedir. Binlerce insan emek vererek içerik üretiyor, bilgi paylaşıyor, iş kuruyor ve gelir elde ediyor. Sorun para kazanmak değildir. Sorun, para kazanmak uğruna nelerin feda edildiğidir. Eğer kazanç elde etmek için onur, mahremiyet, aile değerleri ve çocukların geleceği riske atılıyorsa, burada ciddi sorular sormak gerekir.
Bugün bazı insanlar sosyal medyada ünlü olmak uğruna her yolu denemeye hazır görünüyor. Dikkat çekmek başlı başına bir amaç haline gelmiş durumda. Oysa dikkat çekmek her zaman değer üretmek anlamına gelmez. Milyonlarca kez izlenen bir video topluma hiçbir fayda sağlamayabilir. Hatta bazen en çok izlenen içerikler, ahlaki aşınmanın en açık göstergesine dönüşebilir.
Toplum olarak kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz teknolojiyi mi kullanıyoruz, yoksa teknoloji bizi mi yönetiyor? Sosyal medya hayatımızı kolaylaştırmak için ortaya çıktı. Ancak görünen o ki bazı insanlar için sosyal medya artık bir araç değil, amaç haline gelmiş durumda.
Tarih boyunca insanı değerli kılan şey sahip olduğu ilkeler olmuştur. Para kazanmak da mümkündür, ün kazanmak da. Ancak kaybedilen saygınlığı, mahremiyeti ve ahlaki sınırları geri getirmek her zaman mümkün değildir. Birkaç saniyelik videoların sağladığı kazanç, bazen yıllar boyunca inşa edilen itibara mal olabilir.
Ve belki de en acı gerçek şudur: Bazı insanlar para kazanmak için hayatlarını sergilediklerini düşünüyor. Oysa sergilenen şey yalnızca hayatları değil, aynı zamanda manevi değerleridir.
Sosyal medyanın kendisi ahlaksızlık üretmez. Ancak dikkat ve kazanç uğruna her sınırın aşılması, her şeyin teşhir edilmesi ve her davranışın normalleştirilmesi toplumdaki ahlaki aşınmayı hızlandırır. Bir zamanlar kınanan davranışlar bugün milyonlarca izlenme alıyor, binlerce kişi tarafından taklit ediliyor. Sonuç olarak ahlaki ölçüler zayıflıyor, utanç duygusu geri plana itiliyor ve özellikle genç nesiller yanlış örneklerle karşı karşıya kalıyor.
En tehlikeli taraf ise bazı durumlarda ahlaka aykırı davranışların artık gizlenmemesi, aksine sergilenmesi ve ödüllendirilmesidir. Ne kadar skandal, ne kadar utanç verici davranış varsa, o kadar fazla izlenme ve o kadar fazla kazanç getiriyor. Böyle bir ortamda değer üreten insanlar değil, dikkat çeken insanlar ön plana çıkıyor. Bu ise toplumun manevi sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.
İzlenme sayıları yarın unutulacak, trendler değişecek, sosyal medya platformları yenilenecek. Bugün kazanılan paralar yarın tükenebilir de, artabilir de. Ancak kaybedilen onuru, mahremiyeti ve manevi değerleri geri getirmek mümkün olmayacak.
Tüm bunlar üzerine ciddi ciddi düşünmenin zamanı gelmedi mi?