Seçimi Kazanmak mı, Hizmet Yapmak mı?

Maalesef içinde yaşadığımız sistemde neredeyse tüm kurgunun tek bir hedefe odaklandığını görüyoruz: Seçimi kazanmak.

Türkiye’de hangi seçim olursa olsun, tablo pek değişmiyor. Meslek odası seçimi, esnaf odası seçimi, belediye başkanlığı, milletvekilliği ya da başka bir seçim…

Amaç çoğu zaman aynı:Ne pahasına olursa olsun seçimi kazanmak.

Seçimi kazanmak için verilen sözlerin, yapılan vaatlerin ya da söylenenlerin ne kadar gerçekçi olduğu çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Çünkü toplum olarak, seçim sonrasında bu vaatlerin ne kadarının yerine getirildiğini sorgulama kültürünü yeterince geliştiremedik. Hesap sorulmadığında da vaat vermek kolaylaşıyor.

Sorunun asıl kökü burada yatıyor.

Yönetim sistemleri yeterince şeffaf olmayınca, denetim mekanizmaları etkin çalışmayınca ve yönetenler hesap vermek zorunda kalmayınca, seçilmiş koltuğa oturmak çoğu zaman hedefin kendisi haline geliyor. Oysa seçim kazanmak bir amaç değil, hizmet üretmenin başlangıcı olmalı.

Bir koltuğa oturduktan sonra dört yıl, beş yıl hatta daha uzun süre boyunca kimsenin hesap sormadığı bir ortam oluştuğunda, yönetim anlayışı da doğal olarak değişiyor. Vatandaş da zamanla sorgulamaktan vazgeçiyor, beklentisini düşürüyor ve sistem böylece kendi içinde tekrar tekrar aynı döngüyü üretmeye devam ediyor.

Bu durum sadece yönetenlerin sorunu değil. Aynı zamanda toplum olarak bizim de aynaya bakmamızı gerektiren bir tablo. Çünkü hesap sormayan bir toplumda, hesap verme alışkanlığı da gelişmiyor.

Sonuçta kaybeden sadece seçimler olmuyor; güven kaybediliyor, umut kaybediliyor, gelecek kaybediliyor.

Belki de artık sormamız gereken soru şu: Seçimi kazanmak mı önemli, yoksa gerçekten hizmet yapmak mı?

Peki Çözüm Ne?

Bu döngüyü kırmak kolay değil ama imkânsız da değil. Çünkü sistem sadece yönetenlerden değil, yönetilenlerden de oluşuyor.

Öncelikle toplum olarak seçimleri bir “maç kazanmak” gibi görmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Asıl mesele seçimden sonra başlıyor. Verilen sözlerin takip edilmesi, projelerin gerçekleşip gerçekleşmediğinin sorgulanması gerekiyor.

Meslek odalarında, belediyelerde, kurumlarda seçilen yöneticilerin düzenli faaliyet raporları yayınlaması ve bunların gerçekten tartışılması önemli. Toplantılara katılmak, soru sormak, eleştirmek, öneri sunmak vatandaşlık görevinin bir parçası haline gelmeli.

Bir diğer önemli konu ise hafıza. Seçim dönemlerinde verilen sözleri hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor. Çünkü hesap sorulmayan yerde sorumluluk gelişmiyor.

Belki de en önemlisi, bizlerin de yalnızca seçim dönemlerinde değil, her zaman daha iyi yönetim talep eden bir duruş sergilemesi gerekiyor. Çünkü güçlü toplum, güçlü denetim demektir.

Sonuçta değişim bir günde olmaz ama sorgulayan toplum olmadan hiçbir zaman da olmaz.

Belki de artık sadece kimin kazandığını değil, toplumun ne kazandığını konuşmanın zamanı gelmiştir.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">