Yaşadığımız dönemi hangi yönden değerlendirirsek, değerlendirelim, her konuda çok farklılaşmış bir kitle ile karşılaşıyoruz. Dini hayat, ahlaki yapı, eğitim, öğrenci, veli, öğretmen, esnaf, sanatkar, siyasetçi…
Her alanda insan profili ciddi dönüşümler yaşamaktadır.
Çocuklar, anne-babayı beğenmiyor. Anne-baba hem çocuklarından, hem de birbirlerinden şikayetçi. Halkla, idareci birbirinden şikayetçi, onlar da birbirlerini beğenmiyor. Gençler birbiriyle iletişim sorunları yaşıyor. Yolcu şoförden, şoför yolcudan dertli. Esnaf müşteriyle anlaşamıyor, müşteri esnafın sanatından şikayetçi. Öğrenci, öğretmenden, öğretmen öğrenciden şikayetçi. İmam cemaatten, cemaat imamdan…
Bu söylediklerimiz genel kural olmasa da hayatta bu vakıalar her gün karşılaştığımız sorular olarak yansıyor. Hatta, anne ve babasını öldürmeye kadar gidecek tavırları bile görebilmekteyiz.
Bu yazımızda CİMER şikayetlerinden bir örnekleme yapmak istiyorum.
Öğrenci velilerinin bir kısmı CİMER’e yaptığı şikayetlerde ki içerikleri okuyunca hayret etim. “Kırmızı kalemle ödev düzeltmesi yapan öğretmene “Kırmızı renk şiddeti ve kanı çağrıştırıyor. Çocuğumun bilinçaltına saldırı var yeşille düzeltsin” talebi olmuş.
“Çocuğum kalemini açarken talaşı yere dökülmüş, öğretmen topla demiş. Benim çocuğum temizlikçi mi?” diyen, bir başkası “Öğretmen sınıftaki saksıyı beni çocuğuma sulatıyormuş, ben çocuğu bahçivan olsun diye mi gönderiyorum?
“Öğretmen hanım profil fotoğrafına çiçek koymuş. Biz onun yüzünü görmek istiyoruz çiçek ne alaka? Kendini mi saklıyor bir vukuatı mı var? Araştırılsın”. “Hocanın arabası çok eski ve kirli. Okulun önünde duruyor. Çocuğum vizyonsuz yetişecek diye korkuyorum. Öğretmen dediğin örnek olur.”
Bu şikayet konularını öğrenciler yapsa, bir derece öğrencinin gençliğine, heyecanına vb. bağlarız. Bunları şikayet edenler veli. Hem bu velilerle aynı toplumda ve ülkede yaşıyoruz. Bu nasipsizlik mi dersiniz, hadsizlik mi dersiniz, görgüsüzlük mü diyelim, hayal aleminden gelmiş tipler mi diyelim bilemedim.
Bu ailelerden yetişen öğrenciye, öğretmen ne öğretebilir. Böyle bir ailenin çocuğu, toplumla nasıl entegre olup, iyi vatandaş olacak. Hayal aleminde bile bulunamayacak tarzlar bunlar.
Bu gün çocuğunun sanat ve meslek kabiliyeti çok verimli olmasına rağmen, velinin illa memur olacaksın baskıları, çocuklar ne memur, ne de sanatkar olamayıp ortada kalakalıyorlar. Üstenci bakışlı ailenin çocuğu bir meslek sahibi olamayınca, toplumda sorun üreten bir suç makinasına dönebiliyor.
Bu nedenle özellikle aile içinden başlayıp, çevremizde, arkadaş ortamında, okulda, iş yerinde çocuklarımıza güzel ahlakı, alçak gönüllülüğü, edepli olmayı, dürüst olmayı, üsten bakmamayı vb. ahlaki değerleri yaşatarak öğretemezsek, böyle bir toplumu aile de idare edemez, okul da, devlet de...
Böyle absürt talepler ve şikayetlerin sahipleri çağrılıp, önce onların eğitime tabii tutulmaları gerekmektedir. Yaşadıkları ruhi hastalığı kendilerine hatırlatmak gerekir.
Öğretmeni itibarsızlaştırmayı hak arama sanan anlayışa karşı, bir eğitimden geçmeleri yararlı olacaktır.