Ne beşerin münasebetlerinde bir içtenlik kaldı ne de zaten duygusallığa yer olmayan devletler arasındaki ilişkilerde, en azından asgari müşterekte olması gereken kurumsal saygınlık…
Ülke yönetimlerinde, liderinin kovboy edasıyla dünyaya kafa tutanı da var; insanlık onurunu ayaklar altına alarak soykırıma girişeni de… Bunlar hiç yok muydu? Elbette vardı. Ama bu kadar yoğun yaşandığı ve buna karşın bu kadar tepkisiz kalındığı bir dönem asla olmadı.
İnsanlığın hâli de harap vaziyette. “Teknoloji” diye diye ilerlediğini zannederken, kendini yaratılmışların en şereflisi konumundan, hayvanlardan da aşağısına indirmeyi dert bile etmeyen bir duruma geldi Ademoğlu.
Değer, ahlak, saygınlık, kültür, Allah inancı ve toplumsal değerler… Genciyle yaşlısıyla çoğu kişinin artık çok da umursadığı öncelikler değiller. Belki de en büyük kayıp, kanaat denen zenginliğin yitirilmesiyle yaşandı. Doymak bilmeyen, maymun iştahlı, şımarık ve tatminsiz beklentiler; metaya ulaşma yolunda her şeyin mubah sayılmasına yol açtı.
Dünya kamuoyuna yansıyan Epstein Adası rezaleti ise hem devletleri kimlerin idare ettiğinin hem de onların yönettiği toplumların aslında onları ne kadar hak ettiğinin bir göstergesiydi. Yapılanlar çarşaf çarşaf kamuoyuna yansıdığı için tekrar yazıp ne moralinizi bozayım ne de kendimi mutsuz edeyim. Ama bu bilinenlerin henüz buzdağının sadece görünen minik ucu olduğundan, sanırım sizler de benim gibi eminsinizdir.
Siyonizmin dünya üzerindeki hâkimiyetinin ve bu hâkimiyeti nasıl elde ettiğinin tipik bir örneği aslında Epstein Adası rezaleti… İnsanların nasıl insanlıktan çıkabileceğine ve ne kadar alçalabileceğine de…
Kısa süre önce Amerika ve İsrail, dünyanın gözleri önünde İran’a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Devlet Başkanı Maduro’yu Venezuela’nın göbeğinden dağa kaldırır gibi eşkıya tarzı bir operasyonla kaçıran Amerika, daha önce defalarca üst düzey yöneticilerini katlettiği İran üzerinde yine operasyona başladı. İsrail’e verdiği istihbarat ile eski ve yeni devlet başkanları, dışişleri bakanı, ulusal güvenlik yüksek konseyi sekreteri, devrim muhafızları kara kuvvetleri komutanı, istihbarat şefi ve genelkurmay başkanı dâhil tüm üst yönetim kademesini, aileleri ile birlikte ortadan kaldırdı. Hamaney’in ceset fotoğrafına ulaşarak da Venezuela’da olduğu gibi İran’da da içeriden devletini satan şerefsizlerle çalıştığını bir defa daha kanıtlamış oldu.
İnsanlıktan nasibini almamış İsrail ve onun kuklası Amerika, İran’da yine vahşette sınır tanımadı. Bombalanan kız ilkokulunda, çoğu küçük yaştaki kız çocuğu olmak üzere 174 kişi hayatını kaybetti.
İran’a saldırı için havalanan savaş uçaklarının ve gönderilen füzelerin etrafındaki Müslüman ülkelerden hareket ediyor olması da elbette ayrı bir felaket ve utanç tablosu.
Üstelik daha önce Ramazan ayında Körfez Savaşı’nı başlatmış ve Irak lideri Saddam Hüseyin’e bayramı göstermeden darağacında idam etmiş Amerika’nın, şimdi yanına İsrail’i de alarak yine bir Ramazan ayında İran’ın devlet başkanını ve tüm üst düzey yöneticilerini oruçlu iken şehit ettiğini göz önüne alırsak, bu utanç katlanarak artar.
Tabii şimdi kınamalar, tarafları itidalli olmaya çağırmalar ve cılız tepkiler…
Dünya her zamanki gibi maalesef güçlü olanın haklı olduğu bir dünyada yine üç maymunu oynamak zorunda kaldı ve kalıyor.
Olaylara bu perspektiften bakınca, Siyonizm ve destekçilerinin dünya kamuoyunu, devletleri ve uluslararası kurumları da nasıl kadük bıraktığını ve işlevsizleştirdiğini üzülerek müşahede ediyoruz.
Geçtiğimiz aralık ayında, Birleşmiş Milletler kuruluşu olan UNICEF’in Türkiye ayağı tarafından yürütülen, İzmir Kalkınma Üniversitesi’nin proje koordinatörlüğünü üstlendiği ve Avrupa Birliği tarafından finanse edilen “Çocuklar için Hesap Verilebilirlik, Haklar için Savunuculuk” isimli proje kapsamında düzenlenen çalıştay için İstanbul’daydık. Ben dâhil çok sayıda gazeteci, uluslararası kuruluşların düzenlediği bu programa katıldı. Şimdi niye bunu anlatıyorum? Şu nedenle: İki gün boyunca çocukların hem psikolojik hem de fiziksel baskıya maruz kalmadan, onların incinmesine ve travma yaşamalarına müsaade etmeden nasıl habercilik yapılabileceği konusunda atölye çalışmalarının yapıldığı ve beyin fırtınasında fikirlerin sunulduğu bir çalıştaydan bahsediyorum. Büyük bir titizlikle ve hassas yaklaşımlarla gerçekleştirilen bu çalıştayda, çocuk adına her şey vardı; ama İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırım ve çocuk cinayetlerine dair hiçbir şey yoktu! En ufak bir şey yoktu! Hatta bir bilgi kırıntısı bile yoktu! Üstelik UNICEF’in kendi resmî internet sitesinde duyurduğu “Akıl Almaz Bir Dehşet: Gazze Şeridi’nde 50.000’den fazla çocuğun öldüğü ya da yaralandığı bildiriliyor.” başlıklı haberine rağmen.
Anlatmak istediğimi sanırım anlamışsınızdır.
Siyonizmin uluslararası kuruluşları nasıl işlevsiz bıraktığına dair en çarpıcı örneklerden biridir bu, benim için de…
Gelelim; devletlerin, devlet yöneticilerinin ve uluslararası kuruluşların sessizliği ve çaresizliği karşısında bizim fert olarak neler yapabileceğimize…
Siyonizmin güçten başka hiçbir şeyden anlamayacağını hâlâ anlamayanlar kalmıştır diye ümit ediyorum. O nedenle, güç ile tedbir alacak devletlerin yerinde yeller estiği için bireysel olarak elimizden gelebilecek en etkili bir tek şey kalıyor; o da BOYKOT!
Her zaman BOYKOT!
Her sektör ve üründe BOYKOT!
Her bir aile ferdi ile birlikte BOYKOT!
İşte, evde, okulda, ticarette; tercihlerimizde, bakışımızda ve yaşayışımızda BOYKOT!
İnançla, istikrarla, azimle ve kararlılıkla BOYKOT!
Biliyorum… Siz de televizyon ve telefon ekranında önünüze gelen görüntülerdeki çocuk ve bebeklerin hâlini görünce çaresizlikle zap yapıyor ve ekranı kaydırıyorsunuz…
İnsanın yüreği dayanmıyor, haklısınız. Ama şu boykot işinin ne denli etkili, bireysel olarak tepkimizi ortaya koyabileceğimiz, kendimizi ifade edebileceğimiz ve bu duruma bir DUR! diyebileceğimiz kıymetli bir duruş olduğunu bilseniz; boykotu bir hayat felsefesi hâline getirmenin dayanılmaz mutluluğunu hissedersiniz.
O nedenle bu saygın ve ilkeli duruş göstergesi boykot hareketine katılarak, “Bir benden ne olur?” demeden, boykotu küçük görmeden, bazı zevklerimizden feragat ederek; “Ben de en azından elimden geleni yapabildim.” diyebilmek adına boykota katılın.
Yaşanan bu insanlık dışı duruma karşı tepkisiz kalmayarak, insanlık onurunuzu en azından bu şekilde koruyun.
Kalın sağlıcakla.