Yanlışlar Normalleşiyor

Dünya üzerinde her toplumun değerleri vardır. Bazı yerde insanlar ineği tanrılaştırır, bazı yerde inekler hizmet ve beslenme hayvanı olarak kullanılır. Bazı yerde bir insan tanrılaştırılır, bazı yerde insanları öldürmek kutsal sayılır. Bazısı çalmayı maharet, bazıları yüz kızartıcı suç olarak algılar. Bazı yerde kadının çıplaklaşması medeniyet, bazılarına göre insanlıktan çıkmak olarak değerlendirilir.

Bu bizim toplumumuzun değerleri, aldığımız aile eğitimimiz, kutsallarımızla ilgili durumlardır. Bazı konular da vardır ki normalde akli selimle düşünüldüğünde akıl o işin doğru ve yanlışlığını onaylar veya reddeder. Bu konulardan biri de İsraf olayıdır.

İsraf bir şeyi gereğinden fazla kullanmak veya harcamaktır. Buradaki gereği kelimesi görecelidir. Bazısında harcanan şey gerekli görülürken, bazıları bu kadar kullanmaya gerek yok, bu israftır diye düşünüldüğü de olmaktadır.

Günümüzde şehrimizde, ülkemizde ve dünyada “su sorunları” sürekli çoğalmaktadır. Su kaynaklarının kuruması ve azalması, insanların, sanayinin ve kullanımların artması da su kaynaklarını yetersiz kılmaktadır. Dolayısıyla insanlığın bu tehlikeyi görerek kalıcı önlemler alması lazım. Sürekli su kaynakları araştırmak kadar, suyun yönetilmesi ve kullanılması da çok önem arzetmektedir.

Eskiden hocalarımız, büyüklerimiz, ailemizin büyükleri “Kişi deniz kenarında da abdest alsa, yeterinden fazla su kullanmak israftır” derlerdi. Aslında bu bir alışkanlığı sağlamayı hedefliyordu. Su bol iken bol kullanılırsa, azlığında da aynı alışkanlık devam eder. Böylece insan su azlığında suyun yetmemesinden şikayetçi olur. Ama bol iken de suyun tükeneceğini, gereğinden fazla kullanmanın bir gün bizi susuz bırakabileceğini düşünürsek, o zaman az kullanıma alışmış olabiliriz.

Soyun evlerde akmadığı, elle taşındığı dönemlerde, iki kova suyla evin ihtiyaçları neredeyse karşılanırdı. Ama şimdi 20 kova su bize asla yetmiyor. Lavabo kullanımlarında, mutfakta, banyoda, temizlikte her işte aşırı kullanım ve israf alışkanlıklarımız yerleşti. Şu anda 3 saat su, elektrik, gaz gibi ihtiyaçların kesilmesi, tüm dengemizi alt üst etmekte ve strese girmekteyiz. Hele bu kesinti ve mahrumiyetler daha uzun süre olursa her türlü tepkilerimizi gösteriyoruz.

Oysa suyu tasarruflu kullanan bir toplum bunun eksikliğini yaşamaz bile, bazı tedbirleri bile olur. Bu israf alışkanlıklarımız, hayatımızda normalleşmiş, israf ettiğimizin farkında olmadığımız gibi, harcamalarımızın doğruluğunu çata çat savunmaktayız. Bu inatlaşmamız, su kaynaklarının tükendiğinde Afrikadaki insanlar gibi olduğumuzda geri dönüşü olmayan bir hayata döndüğünde anlaşılsa da, o zaman herkes bu kurallara yokluk içinde alışacaktır.

Bu nedenle öncelikle biz, su, elektrik, doğalgaz ve tüm tüketimlerimizde orta yolu takip etmemiz gerek. Paramız var, ödeme imkanımız var, neden yokluğunu yaşayayım anlayışı, çok çarpık bir anlayıştır. Bu nedenle de bir nimet elimizden gitmeden önce kıymetini bilmemiz gerekir, nesillerimize öğretmemiz gerekir. Bu gün var olan nimeti korumazsak, yarın yokluğunu yine biz yaşamış olacağız. Bola alışan, dar günleri anlayamaz ve deprasyona girer. Aslında bunlar bilmediğimiz konular değil, uygulamadığımız konulardır. İnşallah uygulamayı da Allah nasip eder bize toplum olarak.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">