TEMA VAKFINDAN ÇEVRE DÜZEN PLANI TADİLATINA DAVA AÇILDI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 08.04.2013 tarihinde onaylanarak, 09.05.2013 tarihinden itibaren 1 (bir) ay süre ile askıya çıkan 1/25.000 ölçekli Yalova İl Çevre Düzeni Planı tadilatına 06.06.2013 tarihinde ayrıntılı bir dilekçe ile itiraz eden TEMA Vakfı, Davalı İdare itiraza yasal 60 günlük süre içerisinde cevap vermeyince Danıştayda dava açtı.

TEMA VAKFINDAN ÇEVRE DÜZEN PLANI TADİLATINA DAVA AÇILDI
19 Şubat 2018 Pazartesi 14:18

        Tema Yalova İl Temsilcisi Faruk Tezcan, "TEMA, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı, 1/25.000 Ölçekli Yalova İl Çevre Düzeni Planı tadilatının kısmen İPTALİ ile davalı İdarenin savunması sonrasında ve olası bir bilirkişi incelemesi beklenmeden, maddi ve hukuki şartlar oluşmuş olduğundan, ekosistemin, çevre ve insan sağlığının çok ciddi zarar görmesi ihtimali karşısında gecikmeksizin ve de özellikle bilirkişi raporuna kadar yürütmenin durdurulması isteminde bulunmuştur" dedi.

    Tezcan, TEMA Vakfı'nın dava dilekçesinde aşağıdaki husulara yer verildiği ifade etti;

"Davaya neden olan maddi vakıalar, hukuka ve planlama ilkelerine aykırılıklar’’

- Plan Uygulama Hükümleri D. Genel Hükümler Bölümüne aşağıdaki plan hükmünün eklendiği görülmektedir:

“Bu Plan kapsamındaki alanlarda ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim vb sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, sosyal ve teknik alt yapı kullanımları, belediye hizmet alanı ve ulaşıma ilişkin kullanımların alt ölçekli planları, kamu yararı gözetilerek, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda çevre düzeni planı değişikliğine gerek olmaksızın ilgili idaresince bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri doğrultusunda hazırlanır. Hazırlanan planlar Bakanlığın uygun görüşü alınmadan onaylanamaz. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.

Yakma veya düzenli depolarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşü doğrultusunda belirlenir.”Dedi.

    Günümüzde yapılan çevre düzeni planları ile planlamaya verilen önemin artmakta olduğu algısı yaratılmakta fakat planlar içerik itibariyle (iptali talep edilen madde vb) proje bazlı gelişmeleri kolaylaştırarak planlamanın işlevsizleştirilmesine neden olmaktadır. Söz konusu plan hükmü, planlama işlevinin ana bileşeni olan bütünsellik ilkesinin bir gereği olarak hiçbir kademedeki plan için getirilemez. Çünkü, il bütününü planlayan bir planda yer verilmeyen arazi kullanımları, imar planları ile parçacıl olarak çözülmeye çalışılacaktır. Söz konusu plan hükmü, plan revizyonu, ilave ve plan değişikliklerinin prosedürünün plan hükmünde tanımlanan fonksiyonlar için kaldırılacağı ve bu konudaki denetimin sadece idari olarak sağlanacağı anlamını ortaya çıkarmaktadır. Planlar hangi ölçekte olursa olsun, ölçeğinin gerektirdiği detaydaki kararları içermeli ve bu konulardaki değişiklik ihtiyaçlarına göre de tadil veya revize edilmelidir. Ölçekten bağımsız olarak, hiçbir sınırlama getirmeden, arazi kullanımlarını genelleyerek tümü için plan tadilatını ortadan kaldırmak kesinlikle şehircilik ve planlama ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.

Ayrıca, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik’in EK-1’inde yer alan lejand kapsamındaki arazi kullanımlarına, planlarda yer verilmeli, değişiklikler de planlara mutlaka işlenmelidir. Dolayısıyla, Plan Uygulama Hükümleri 5. Sayfa, D. Genel Hükümler Bölümü, son maddenin iptal edilmesi gerekmektedir.

- Plan Uygulama Hükümleri, 1.2. Kentsel Gelişme Konut Alanları Bölümüne “Özel Proje Alanı”nın eklendiği ve bu kullanımın aşağıdaki şekilde tanımlandığı görülmektedir:

“Bu planda Özel Proje Alanı olarak belirlenmiş olan alanlarda kamu tesisi, turizm tesisi, sosyal ve teknik altyapı kullanımları yer alabilecektir. Bu alanlara ilişkin yapılaşma koşulları alt ölçekli imar planlarında ilgili idaresince belirlenir.”

Söz konusu tanımda yer verilen kullanımlar planda ayrıca gösterilen kullanımlardır. Bu kullanımlar ayrıca gösterilmekte ve uygulama hükümlerine yer verilmekteyken başka bir tanım altında tekrarlanması üstelik sadece tanım olarak belirtilip uygulama hükümlerine yer verilmemesi şehircilik ve planlama ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Bu şekliyle hukuka aykırıdır. Dolayısıyla, Plan Uygulama Hükümleri 12. Sayfa, 1.2. Kentsel Gelişme Konut Alanları Bölümü, Özel Proje Alanları maddesinin, daha açık ve net bir hale gelecek şekilde tekrar ele alınmak, uygulama hükümleri ile birlikte yer verilmek üzere iptal edilmesi gerekmektedir.

- Plan Uygulama Hükümleri 5.6. Enerji Üretim Tesisleri ve Enerji Nakil Hatları Bölümündeki plan hükmünün de aşağıdaki şekilde değiştirildiği görülmektedir:

“Bu plan kapsamındaki alanlarda ihtiyaç olması halinde hidroelektrik santrali, rüzgar enerji santrali ve jeotermal enerji santrali gibi yenilebilir enerji üretimi ve iletimine ilişkin kullanımların alt ölçekli planları, kamu yararı gözetilerek, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda çevre düzeni planı değişikliğine gerek olmaksızın ilgili idaresince bu planın koruma ve planlama ilkeleri doğrultusunda hazırlanır. Hazırlanan planlar Bakanlığın uygun görüşü alınmadan onaylanamaz. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.”

Dava dilekçemizin 5.1. Maddesinde açıkladığımız üzere, söz konusu madde de şehircilik ve planlama ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Yine planı işlevsizleştirecek şekilde, proje bazlı gelişmelerin önünü açacak bir uygulama hükmü plana eklenmiştir. Her iki eklenen madde de düşünülecek olursa, “çevre düzeni planı değişikliğine gerek olmaması” anlayışının adeta bir planlama anlayışı gibi plana yansıtıldığı düşünülmektedir. Yenilenebilir olsun olmasın, enerji santralleri ile ilgili konulara planlarda yer verilmemesi plansızlığın önünü açacaktır. Planlama çalışmaları ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş alma sürecine indirgenmektedir. Oysa arazi kullanımlarındaki değişiklikler, çevrelerine etkileri bütüncül bir şekilde ele alınması ve plan kararları üretilmesi gereken konulardır. Üstelik bir ilin tümünü kapsayacak şekilde hazırlanan bir il çevre düzeni planında bu tür konularla ilgili plan tadilatının ortadan kaldırılması planı tamamıyla işlevsiz bırakacaktır. Dolayısıyla, Plan Uygulama Hükümleri 29. Sayfa, 5.6. Enerji Üretim Tesisleri ve Enerji Nakil Hatları Bölümünün iptal edilmesi gerekmektedir

 

Dava konusu çevre düzeni planı tadilatının üstün kamu yararı açısından değerlendirilmesi

- Somut bir tanımı olmamakla birlikte “Kamu Yararı” kavramı hem anayasada ve hem de yasalarda yer almıştır. Kamu yararı kavramı ile, idari yargıda idarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetimi yapılırken hukuka uygunluğun yanında işlem ve eylemin kamuya yararlılığı da değerlendirilerek karar oluşturulmaktadır.

- Bir eylem veya işlemde kamu yararının varlığı ve yokluğu yönünde bir değerlendirme bizi doğru sonuca ulaştıramaz. Çünkü her kamusal faaliyette az veya çok bir kamu yararı vardır. Abartılı bir örnek vermek istersek İzmir’de “Kültür Parkı”nın fuarcılık, rekreasyon, peyzaj, eğlence, dinlence, sanat ve kültür gibi çok yönlü kamusal yararı vardır. Peki bunun yerine bir hastane kompleksi yapmak istesek, hiç kimse hastane yapımında kamu yararı olmadığını iddia edemez. O zaman ne olacaktır? Burada iki

farklı kamusal yarar yarışmakta ve bunlardan birisi üstün olmaktadır. İşte biz buna “Üstün Kamu Yararı” demekteyiz. Çevrecilerin ısrarla savunduğu bu “Üstün Kamu Yararı” kavramı ilk kez yine Kültür Bakanlığı aleyhine Danıştay 6ncı Dairede açılmış bulunan (ESAS: 2002/6920, KARAR: 2003/7052) “659 Sayılı İlke Kararının İptali” davasında Daire ve İdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararlarında kullanılmıştır.

- Doğaldır ki TEMA Vakfı gibi çevreci kuruluşlar kabaca “yeşil muhasebe” diye adlandırılan, ekosistem ve ekoloji ağırlıklı bir üstün kamu yararı değerlendirmesi yapmaktadırlar. Yani bir doğal veya kültürel varlığın mevcut haliyle ve öncelikle koruma bilahare de kaynaklarından sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda yararlanılması mı, yoksa bu doğal veya kültürel varlığın yok edilmesi, vasfının değiştirilmesi veya amacı dışında kullanılmasına sebep olacak başka bir faaliyetin tercih edilmesi mi, kabul edilecektir. İşte sorun buradadır. Yapılan yatırım hesaplarında yapılacak yatırımın, oluşacak artı değerin ve istihdamın maliyeti yapılmaktadır. Yok veya tahrip olan doğanın maliyeti sıfır olarak kabul edilmektedir. Halbuki burada bir GÖRÜNMEYEN MALİYET vardır. Verimli tarım alanının konut veya sanayi yatırım alanına dönüştürülmesinde gerçek maliyet, görünmeyen doğanın maliyetidir. Örneğin bilim adamlarına göre 1 (bir) cm verimli toprak ortalama 200-1000 yılda oluşmaktadır. Bunu da iyimser bir tahminle 500 yıl kabul etsek ve bir yerde tarım yapılabilecek verimli toprak derinliğini de en az 40 cm kabul etsek (-ki daha fazladır ve normalde 90 cm.dir), bu durumda en iyimser tahminle 20.000 yıl beklemek gerekecektir. Yatırımın en fazla ömrü 30-40 yıl olacağına göre (-ki en uzun yatırım ömrü hidroelektrik barajları olup, bunlar 75-150 yıldır) 30 yıllık yatırım getirisi ile, doğal varlığın mevcut hali ile elde edilen faydanın 20.000 yıllık getirisi karşılaştırılmalıdır. Dikkat edilirse bu mukayesede henüz yatırımın çevreye vereceği zarar ve bu zararın giderilmesinin maliyeti bu hesaplamaya dahil edilmemiştir. Bu durumda yatırımın getirisinin daha da azalacağı tabiidir.

Bazen doğa hiçbir zaman süresi içinde kendini yenileyemez. Ya da onbinlerce yıllık doğal ve kültürel varlıklar tamamıyla yok olabilir. Örneğin ağır metal ve siyanür havuzu kirlilikleri, aşırı sulama sonucu tuzlanma ve her çeşit erozyonla canlı toprak dokusunun kaybı, yanlış kentleşme ve sanayileşme buna örnek olarak kabul edilebilir. Somut örneğimizde ise, bu ÇDP uygulandığında korunması gerekli doğal ve kültürel alanlar da geri dönülemez biçimde tahrip edilecektir.

-  Yukarıda da belirttiğimiz üzere kamu yararının yasalarımızda bir tanımı mevcut değildir. Her ne kadar Anayasamızda kamu yararı başlığı altında bazı maddeler sıralanmışsa da, bunlar bir tanımı içermemektedir. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında kamu yararından bahsedilmekte, fakat doğası gereği bir ortak tanım bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin 17.12.2002 tarih ve 2000/75 E. 2002/200 K. sayılı kararında belirttiği gibi eğer yasal olarak belirtilmemişse, doğal olarak yargı organlarınca takdir edilecektir. İdarenin bunu belirleme hakkı düşünülemez, bu yasama veya yargının hak ve görevidir.

Somut olayımızda aşağıdaki farklı iki anlayışa ait kamu yararı yarışacak ve bunlardan üstün kamu yararına ulaşılacaktır. Bunlar ;

1. Yeni gelişmeler, enerji üretim tesisleri vb çevresel etkileri geniş kullanımlar bütüncül bir bakış açısı ile şehircilik ve planlama ilkeleri doğrultusunda planlanarak hayata geçirilecek,

2. Ya da şimdiki gibi şehircilik ve planlama ilkeleri hiçe sayılarak, plan tadilatını işlevsiz bırakacak şekilde hayata geçirilecektir.

Bu iki davranış biçimine ait kamu yararının hangisinin üstün olduğuna da bu yargılama sonucunda ulaşılacaktır. Bizim değerlendirmemize göre; mevcut tarım alanlarının amacı doğrultusunda kullanılmasındaki kamu yararı daha üstündür.

Dolayısıyla dava konusu edilen plan hükümleri üstün kamu yararına aykırıdır’

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.