Ama beden hâlâ aynı alarmı verir. Çünkü insan zihni zamanı saatle değil, deneyimle ölçer. Yoğun korku, çaresizlik ya da tehdit anlarında beyin yaşananı bir hikâye gibi kaydedemez. O an; görüntüler, duyumlar ve bedensel tepkiler halinde işlenmeden kalır. Bu nedenle yıllar sonra benzer bir uyaranla karşılaşıldığında kişi geçmişi hatırlamaz; geçmişi yeniden yaşar. Travma tam olarak budur: Geçmişin şimdiye sızması. Henri Bergson zamanı içsel bir “süre” olarak tanımlar. İnsan hayatı kesintisiz bir akıştır. Travmatik deneyimler ise bu akışın içinde bir düğüm oluşturur. Akış devam eder; fakat düğüm çözülmedikçe zihin özgürleşemez.
Platon’un mağara alegorisinde insanlar gölgeleri gerçek sanır. Travmatik geçmiş de böyledir. Kişi bugüne değil, gölgeye tepki verir; çünkü sinir sistemi hâlâ o karanlıkta kalmıştır.
Psikolojik danışmanlık sürecinde amaç unutmak değildir. Örneğin EMDR gibi yaklaşımlar, donmuş anıların yeniden işlenmesini hedefler. Amaç geçmişi silmek değil; onu geçmişte konumlandırabilmektir. Geçmeyen geçmiş bir zayıflık değildir.
Bu, beynin hayatta kalma refleksidir. İyileşme ise şu cümlede başlar: “Hatırlıyorum… ama artık o anın içinde değilim.”