Zorbalık ve Şiddetin Sessiz Tırmanışı: Çocuklar Neyi Anlatmaya Çalışıyor?

Zorbalık ve şiddet artıyor. Bunu yalnızca “çocuklar bozuldu” diyerek açıklamak hem yüzeysel hem de tehlikeli bir yaklaşım. Çünkü şiddet, bir anda ortaya çıkan bir davranış değil; uzun süre ihmal edilen duyguların, görülmeyen yaraların ve bastırılmış öfkenin dışa vurumudur.

Son yaşanan olaylar hepimizi derinden sarstı. Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu: Bir çocuk, bu noktaya nasıl gelir?

Bir çocuk doğası gereği yıkıcı değildir. Ama anlaşılmadığında, değersiz hissettiğinde, sürekli aşağılandığında ya da görmezden gelindiğinde iç dünyasında bir kırılma yaşar. Bu kırılma zamanla öfkeye dönüşür. Ve eğer bu öfke sağlıklı bir şekilde ifade edilemezse, bir noktadan sonra kontrolsüz bir davranışa evrilir. Şiddet tam olarak burada başlar. Bugünün çocukları sadece aile içinde ya da okulda büyümüyor. Aynı zamanda dijital bir dünyanın içinde kimlik inşa ediyorlar. Şiddetin normalleştiği, güç ile zarar vermenin birbirine karıştırıldığı içeriklere sürekli maruz kalıyorlar. Özellikle gelişim dönemindeki bir çocuk için bu içerikler sadece “oyun” değildir; aynı zamanda bir öğrenme alanıdır. Gerçeklik algısı henüz tam oturmamış bir zihin, gördüğü davranışları içselleştirebilir.

Diğer yandan, aile içindeki bağlanma problemleri bu süreci daha da derinleştirir. Duygusal olarak ihmal edilen, sürekli eleştirilen ya da sağlıklı iletişim kurulamayan çocuklar, kendilerini yalnız hisseder.

Bu yalnızlık, zamanla değersizlik duygusunu besler. Değersizlik ise çoğu zaman öfke ile maskelenir. Okullarda yaşanan zorbalık da bu tablonun önemli bir parçasıdır. Birçok çocuk maruz kaldığı psikolojik şiddeti dile getiremez. Alay edilmek, dışlanmak, küçük düşürülmek… Bunlar görünmez yaralar bırakır. Ve bazen o yaralar, çocuğu kurban konumundan çıkarıp fail konumuna taşıyabilir. Bu bir tercih değil, çoğu zaman bir kırılma anıdır.

Ayrıca içinde yaşadığımız toplumun dili de bu süreci etkiler. Şiddetin, öfkenin ve tahammülsüzlüğün normalleştiği bir ortamda büyüyen çocuklar, bu davranışları model alır. Çünkü çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenir. Bu nedenle yaşanan bu tür olayları sadece bireysel bir sorun olarak görmek eksik kalır. Bu, aynı zamanda ailelerin, okulların ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çözüm ise cezadan önce anlamaktan geçer. Çocukların duygularını ifade edebilecekleri güvenli alanlara ihtiyaçları var. Okullarda psikolojik danışmanlık sistemlerinin güçlendirilmesi, ailelerin duygusal iletişim konusunda bilinçlendirilmesi ve zorbalığın erken dönemde fark edilmesi kritik öneme sahiptir. Unutulmamalıdır ki, bir çocuk şiddete yöneliyorsa, bu bir “kötülük” değil; çoğu zaman duyulmayan bir çığlıktır.

Ve biz o çığlığı ne kadar erken duyarsak, o kadar hayat kurtarabiliriz.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3844663626812831">