Eski binaları bir yere kadar anlayabiliyorum.
Geçmişte yangın güvenliği konusunda bugünkü kadar toplumsal hassasiyet yoktu. Aslında mevzuat vardı, kurallar vardı, yükümlülükler vardı; fakat uygulamada yangın güvenliği çoğu zaman ikinci plana atılıyor, denetimler yeterince yapılmıyor veya çeşitli gerekçelerle bazı eksikliklere göz yumuluyordu.
Ancak Bolu’da yaşanan büyük facianın ardından artık hiç kimsenin “yangın güvenliğinin önemini bilmiyorduk” deme hakkı kalmadı.
Yangın güvenliğinin bir formalite olmadığı, proje dosyasına eklenen birkaç çizgiden ibaret olmadığı, insanların hayatıyla doğrudan ilgili olduğu çok ağır bir bedelle bir kez daha görüldü.
Peki o zaman şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
Neden hâlâ yeni yapılan binaların önemli bir kısmında daha dışarıdan bakıldığında bile ciddi yangın güvenliği sorunları görüyoruz?
Burada özellikle altını çizmek istiyorum: Ben her gördüğüm binanın projesini incelemiş değilim. Dolayısıyla değerlendirmem, dışarıdan gözlemlenebilen açık ve belirgin hususlarla sınırlıdır.
Ancak yalnızca dışarıdan görülebilenler bile ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Olması gereken kaçış merdivenleri yok.
Korunumlu olması gereken merdivenler korumasız yapılıyor.
Birden fazla kaçış merdiveni gerektirebilecek büyüklük ve yapıdaki bazı binalarda tek merdiven görülüyor; üstelik bu merdivenin yangın güvenliği açısından yeterliliği dahi tartışmalı.
Kaçış yollarının bağımsızlığı, merdivenlerin korunumu, güvenli bir alana tahliye ve doğrudan dışarı çıkış gibi temel prensiplerin daha mimari tasarım aşamasında yeterince dikkate alınmadığı örneklerle karşılaşıyoruz.
Benim anlayamadığım nokta tam olarak budur:
Bolu faciasından sonra bile yeni binalar neden hâlâ yangın güvenliği açısından tartışmalı biçimde tasarlanabiliyor ve inşa edilebiliyor?
Türkiye’de Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik yürürlüktedir.
O hâlde sorun mevzuatın bulunmaması değildir.
Sorun; mevzuatın doğru yorumlanması, projeye doğru aktarılması, disiplinler arası koordinasyonun sağlanması, uygulamanın projeye uygun yapılması ve bütün bunların gerçekten denetlenmesidir.
Bir bina yangın güvenliği açısından hatalıysa burada yalnızca tek bir meslek grubuna veya tek bir kuruma bakamayız.
Mimari proje müellifinin sorumluluğu vardır.
Mekanik ve elektrik proje müelliflerinin sorumluluğu vardır.
Koordinasyonu sağlayan proje ekiplerinin sorumluluğu vardır.
Yapı denetim sisteminin sorumluluğu vardır.
Müteahhidin ve yatırımcının sorumluluğu vardır.
Projeyi inceleyen ve onaylayan idarelerin sorumluluğu vardır.
Denetim ve uygunluk süreçlerinde görev alan kurumların sorumluluğu vardır.
Çünkü yangın güvenliği bir zincirdir. Zincirin bir halkası görevini yapmadığında ortaya çıkan sonuç yalnızca teknik bir eksiklik değildir; doğrudan insan hayatını etkileyen bir güvenlik problemidir.
Burada aklıma rahatsız edici bir soru geliyor:
Acaba bazı projelerde yatırımcıya veya müteahhide birkaç metrekare daha fazla satılabilir alan kazandırmak uğruna yangın güvenliği hükümleri tasarımın önünde bir engel gibi mi görülüyor?
Yangın merdiveni alan kaybı değildir.
Yangın güvenlik holü gereksiz alan değildir.
Korunumlu kaçış yolu mimari bir yük değildir.
İkinci kaçış alternatifi lüks değildir.
Bunların her biri, yangın anında insanların hayatta kalabilmesi için tasarlanmış güvenlik önlemleridir.
Bir binaya birkaç metrekare daha fazla satılabilir alan kazandırmak için insanların güvenli tahliye imkânı azaltılıyorsa burada ciddi bir anlayış problemi vardır.
Daha da önemlisi şudur:
Yeni yapılan bir binada yangın güvenliği eksikliği varsa artık “eski bina” bahanesi de yoktur.
Mevzuat bellidir.
Teknik bilgiye ulaşmak mümkündür.
Geçmişte yaşanan facialar ortadadır.
Risk bilinmektedir.
Sorumluluklar bilinmektedir.
Buna rağmen yanlış yapılmaya devam ediliyorsa artık şu sorunun cevabını aramak zorundayız:
Sorun gerçekten bilgi eksikliği midir, denetim eksikliği midir, ticari baskı mıdır, yoksa kuralların nasıl olsa bir şekilde aşılabileceğine dair oluşmuş tehlikeli bir alışkanlık mıdır?
Bence artık yalnızca eski binaları tartışmak yeterli değildir.
Asıl üzerinde durmamız gereken konulardan biri de şudur:
Bugün yapılan binaların 10 veya 20 yıl sonra yeni birer “mevcut bina problemi” hâline gelmesini neden engelleyemiyoruz?
Yangın güvenliği binaya sonradan eklenen bir ürün değildir.
Bir yangın tüpü asarak, birkaç dedektör koyarak veya binanın dışına bir metal merdiven ekleyerek yangın güvenli bir bina oluşturulamaz.
Yangın güvenliği; arsa yerleşiminden başlayan, mimari tasarımla şekillenen, kaçış stratejisiyle devam eden, pasif ve aktif yangın koruma sistemleriyle bütünleşen ve işletme süresince devam eden bir mühendislik disiplinidir.
Bu nedenle yeni yapılan bir binanın daha ilk günden yangın güvenliği açısından sorunlu olması kabul edilebilir değildir.
Artık sormamız gereken soru çok açık:
Bu binaların projelerini kim hazırlıyor, kim kontrol ediyor, kim onaylıyor, kim uyguluyor ve kim denetliyor?
Çünkü yangın çıktığında sorumluluğu yalnızca alevlere yükleyemeyiz.