Bir şehrin güzelliği sadece büyük parklarıyla, sahil düzenlemeleriyle ya da gösterişli meydanlarıyla ölçülmez. Asıl güzellik, insanların her gün yürüdüğü sokaklarda, geçtiği caddelerde ve yaşadığı mahallelerde hissedilir.
Bazen bir sokağın hafızamızda yer etmesini sağlayan şey, tarihi bir bina değildir. Bir pencereye uzanan sarmaşık, bir kapıyı saran begonvil ya da rengârenk çiçeklerle süslenmiş bir apartman girişi olabilir.
Yalova’da zaman zaman bazı evlerin ve apartmanların girişlerinde begonviller görüyorum. Halk arasında Gelin Duvağı, Rodos Sarmaşığı veya Konsolos Çiçeği olarak da bilinen bu bitki, çiçek açtığında bulunduğu yapıyı adeta bambaşka bir kimliğe dönüştürüyor. Bir apartman girişini sıradan bir beton görüntüsünden çıkarıp kartpostallık bir manzaraya dönüştürebiliyor.
O zaman neden bunu bireysel çabaların ötesine taşımıyoruz?
Neden belediyelerimiz pilot bir çalışma başlatmıyor?
Yalova Belediyesi, ilçe belediyelerimiz ve kentimizde faaliyet gösteren çiçek üreticileri bir araya gelerek belirli mahallelerde, belirli sokaklarda örnek bir uygulama yapabilir. Önce birkaç cadde seçilir. Apartman girişleri, bahçe duvarları ve uygun cepheler ortak bir peyzaj anlayışıyla begonvil, sarmaşık güller, yasemin veya Yalova’nın iklimine uygun diğer çiçeklerle donatılır.
Belki birkaç yıl sonra insanlar bu sokakları görmek için özellikle yürüyüş yapacak, fotoğraf çektirecek, sosyal medyada paylaşacak.
Çünkü şehirlerin hafızası bazen büyük projelerle değil, küçük ama doğru dokunuşlarla oluşur.
Üstelik Yalova bunun için en doğru şehirlerden biri olabilir. Türkiye’nin önemli süs bitkisi üretim merkezlerinden biri olan Yalova’nın kendi yetiştiricileriyle böyle bir projeye hayat vermesi hem üreticilere destek sağlar hem de şehrin marka değerini artırır.
Bugün dünyanın birçok kentini düşündüğümüzde aklımıza önce o şehirlerin karakteristik sokakları geliyor. Mor begonvillerle kaplı dar yollar, çiçeklerle süslenmiş taş evler, gölgesinde yürüdüğümüz ağaçlı caddeler…
Bizim şehirlerimizde ise çoğu zaman aynı manzarayla karşılaşıyoruz: gri beton, birbirine benzeyen apartmanlar ve kimliksiz sokaklar.
Oysa her mahallenin kendine özgü bir karakteri olabilir.
Bir mahalle begonvilleriyle tanınabilir.
Bir başka mahalle mor salkımlarıyla…
Bir diğeri yasemin kokusuyla…
Bir başkası ise rengârenk sardunyalarıyla…
Böylece sadece binalar değil, mahalleler de bir kimlik kazanır.
Belki de artık şehirlerimizi güzelleştirirken sadece yeni parklar yapmayı değil, mevcut sokaklarımızı da yaşayan birer açık hava bahçesine dönüştürmeyi konuşmalıyız.
Çünkü şehirleri gerçekten güzel yapan şey, insanların her gün içinde yaşadığı sokaklardır.
Ve belki de Yalova, çiçekleriyle anılan bir şehir olma unvanını, bu kez parklarında değil, sokaklarında yeniden kazanabilir.
Bence bu fikir bir adım daha ileri taşınabilir. Sadece belediyenin yaptığı bir peyzaj çalışması değil; “Yalova Çiçek Sokakları Projesi” adıyla bir kent hareketine dönüştürülebilir. Belediyeler ücretsiz veya düşük maliyetli begonvil ve benzeri bitkileri sağlayabilir, apartman yönetimleri bakımını üstlenebilir, Yalova’daki süs bitkisi üreticileri projeye destek verebilir. Birkaç yıl içinde her mahallenin kendine özgü çiçek karakteri oluşabilir. Bu hem kent estetiğine hem de şehir turizmine uzun vadede önemli katkı sağlayabilir.