Bir kadın düşünün…
Hem anne hem baba olmak zorunda kalan, geçinebilmek için çalışan, çocuğunun maddi ihtiyaçlarını karşılamaya uğraşırken manevi dünyasında da hiçbir şeyin eksik kalmaması için çırpınan bir kadın… Kendi yorgunluğunu içine gömen, hayallerini erteleyen, her sabah yeniden ayağa kalkıp hayatın sorumluluklarını omuzlayan bir kadın…
Üstelik bütün bunları yaparken kendisine ait bir hayat kurmak, biraz nefes almak, bir yerde huzur bulmak istediğinde bir de toplumun önyargılarıyla mücadele etmek zorunda kalan bir kadın…

Kadının savaşı yalnızca hayatın zorluklarıyla değil; emeğini görmeyen, fedakârlıklarını sıradanlaştıran ve kendi hayatını yaşama isteğini bile yargılayan bir anlayışla da sürüyor.
Peki, bu kadının ne yaşadığını, geceleri hangi kaygılarla uyuduğunu, çocuğunun geleceği için nelerden vazgeçtiğini kaç kişi gerçekten düşünüyor?
Hem geçim derdi hem annelik sorumluluğu…
Özellikle çocuğunu tek başına büyüten kadınlar için hayat, çoğu zaman birbirini takip eden sorumluluklardan oluşur. Sabah işe yetişmek, evin ihtiyaçlarını karşılamak, faturaları ödemek, çocuğunun eğitimini takip etmek, hastalığında yanında olmak, sevincini paylaşmak ve geleceği için güvence oluşturmaya çalışmak…
Bir yandan para kazanmak zorundadır; çünkü hayatın maddi gerçekleri beklemez. Diğer yandan çocuğunun yalnızca ihtiyaçlarını karşılamak değil, ona sevgi vermek, güven duygusu kazandırmak ve manevi gelişimini desteklemek ister.
Çalışırken aklı çocuğunda, çocuğuyla ilgilenirken yetiştirmesi gereken işlerde olabilir. Kendi ihtiyaçlarını çoğu zaman erteler. Yorulsa da sorumlulukları devam eder. Bazen hastalığında bile dinlenme fırsatı bulamaz.
Bir kadından hem hayatın bütün maddi yükünü taşımasını hem de hiçbir duygusal eksiklik yaşanmamış gibi her şeye yetişmesini beklemek ne kadar gerçekçi?
Üstelik bu mücadeleyi veren kadınların çoğu, yaptıklarının görülmesini bile beklemeden yaşamaya devam eder. Çünkü öncelikleri, çocuklarının geleceğidir.
Ancak annelik, kadının kendi ihtiyaçlarını sonsuza kadar ertelemesi anlamına gelmemelidir. Bir annenin de yorulmaya, dinlenmeye, destek görmeye ve kendisi için bir hayat kurmaya hakkı vardır.
Bir kadın nefes almak istediğinde neden yargılanıyor?
Kadının mücadelesinin en çarpıcı taraflarından biri de budur: Herkese yetişmeye çalışırken kendisine ayırdığı küçücük bir zamanın bile sorgulanabilmesi…
Bir kadın arkadaşlarıyla buluşmak, dışarı çıkmak, sevdiği bir yerde kahvesini içmek, yeni insanlarla tanışmak veya yalnızca birkaç saatliğine günlük sorumluluklarından uzaklaşmak isteyebilir.
Peki, bunda yanlış olan nedir?
Çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için çalışan, onun geleceği için çabalayan, sorumluluklarını yerine getiren bir kadın, kendisine de zaman ayırmak istediğinde neden anneliğini kanıtlamak zorunda kalsın?
Sanki bir kadın anne olduktan sonra kendi hayatından vazgeçmeli, bütün isteklerini unutmalı ve yalnızca başkalarının beklentileri doğrultusunda yaşamalıymış gibi bir anlayışla karşılaşabiliyoruz.
Oysa bir kadının dışarı çıkması, gülmesi, eğlenmesi veya yeniden mutlu olmak istemesi çocuğunu daha az sevdiği anlamına gelmez.
Bir kadının kendisi için yaşamak istemesi, evladından vazgeçmesi değil; kendi varlığını da unutmamaya çalışmasıdır.
Kadınların da kendilerine ait bir dünyası, hayalleri, duyguları ve sosyal hayata katılma hakkı vardır. Annelik, kadının kimliğini ortadan kaldırmaz; özgürlüğünü de elinden almamalıdır.
Kadının yaptıkları neden görülmüyor?
Toplumda çoğu zaman kadının yaptığı fedakârlıklar olağan kabul edilirken, kendi hayatıyla ilgili aldığı kararlar eleştiri konusu yapılabiliyor.
Çocuğu için gecesini gündüzüne katması beklenir. Çalışması, kazanması, yetişmesi, ilgilenmesi ve güçlü durması doğal karşılanır. Fakat kendisine zaman ayırdığında, yeniden bir hayat kurmak istediğinde veya kendi kararlarını verdiğinde hakkında yorumlar yapılabilir.
Kadının yaşadığı zorluklar sorulmadan hayatı değerlendirilir. Hangi koşullarda mücadele ettiği anlaşılmadan anneliği sorgulanır. Çocuğunun geleceği için nelerden vazgeçtiği görülmeden, yalnızca dışarıdan görünen bir davranışı üzerinden hüküm verilir.
İşte asıl adaletsizlik burada başlar.
Kadının yıllarca verdiği mücadele görünmezken, hayatında attığı tek bir adımın büyütülerek eleştirilmesi, onun omuzlarındaki yükü daha da ağırlaştırır.
Özellikle bazı erkeklerin, kadının sorumluluklarını ve yaşadığı zorlukları anlamaya çalışmadan onun hayatı hakkında yargıda bulunması, bu sorunu derinleştirir. Kadının emeğini paylaşmak, sorumluluklarına destek olmak yerine seçimlerini eleştirmek kolaydır.
Elbette her erkeği aynı şekilde değerlendirmek doğru değildir. Kadının mücadelesini anlayan, sorumlulukları paylaşan ve onun özgürlüğüne saygı duyan erkekler de vardır. Burada sorgulanması gereken, kadının emeğini görünmez kılan ve yaşamını başkalarının beklentilerine göre şekillendirmesini isteyen anlayıştır.
Çünkü bir insanın neler yaşadığını bilmeden onun hakkında hüküm vermek, çoğu zaman anlamaya çalışmaktan daha kolaydır.
Toplumda kadının yeri neresi?
Kadının yeri yalnızca evinin içi, çocuğunun yanı veya başkalarının onun için belirlediği sınırlar değildir.
Kadının yeri; çalışabildiği, üretebildiği, kararlarını verebildiği, sosyal hayatta özgürce var olabildiği ve insan olarak saygı gördüğü her yerdir.
Bir kadın hem anne olabilir hem çalışabilir hem kendi ayakları üzerinde durabilir hem de kendisine ait bir hayat yaşayabilir. Bu sorumluluklar ve haklar birbirinin karşıtı değildir.
Güçlü olmak, desteğe ihtiyaç duymamak demek değildir. Çocuğunu tek başına büyütmek, bütün zorlukları tek başına aşmak zorunda olmak anlamına gelmez. Ayakta durabilmek de hiç yorulmadığını göstermez.
Belki de toplum olarak en büyük yanılgılarımızdan biri, güçlü görünen kadınların desteğe ihtiyaç duymadığını düşünmemizdir.
Oysa bazen bir kadının ihtiyacı olan şey büyük sözler değil, içten bir anlayıştır. Yargılanmadan dinlenmek, emeğinin fark edilmesi ve gerektiğinde birinin sorumluluklarını paylaşmasıdır.
Kadının özgürlüğü, başkalarının onayına bağlı olmamalıdır. Annelik de onun bütün hayatını başkalarının beklentilerine göre yaşamasını gerektirmemelidir.
Kadının mücadelesi ne zaman hafifleyecek?
Kadınların hayatını kolaylaştırmak, onlardan daha fazla fedakârlık beklemekle mümkün değildir. Bunun için sorumlulukların paylaşılması, çocuk bakımında destek olunması, ekonomik ve sosyal fırsatların güçlendirilmesi, önyargıların aşılması gerekir.
Kadınların emeğini görmek için tükenmelerini, yaşadıkları zorlukları anlamak için sessizce ağlamalarını beklememeliyiz.
Bir kadının anneliğini değerlendirirken yalnızca dışarıdan görünenlere değil, o sorumluluğu hangi koşullarda yerine getirmeye çalıştığına da bakmalıyız. Hayatını yargılamadan önce hikâyesini dinlemeli, eleştirmeden önce yükünü anlamaya çalışmalıyız.
Tarih de annelerin emeğinin ne kadar derin izler bırakabileceğini gösterir. Mustafa Kemal Atatürk'ü yetiştiren Zübeyde Hanım, bir annenin evladının hayatındaki yerini hatırlatan önemli örneklerden biridir. Kadınların emeği bazen bir çocuğun karakterinde, bazen bir ailenin geleceğinde, bazen de toplumun tarihinde iz bırakır.
Ancak hiçbir kadının değerli olduğunu kanıtlamak için büyük işler başarması gerekmez. Kadın, yalnızca insan olduğu için saygıyı; kendi hayatını yaşamak istediği için özgürlüğü hak ede
Bir kadını, bütün dünyaya yetmeye çalışırken kendi dünyasında yalnız bırakmayın. Hem anne hem baba olmaya çalışan, geçimini sağlayan, çocuğunun geleceği için kendi hayallerini erteleyen bir kadının da dinlenmeye, mutlu olmaya ve özgürce nefes almaya hakkı vardır.
Bir kadının kendisi için attığı adımı yargılamadan önce, yıllardır başkaları için attığı adımları düşünün. Çocuğu için verdiği mücadeleyi görmeden anneliğini sorgulamayın; taşıdığı yükü bilmeden hayatını eleştirmeyin.
Toplum olarak kadınlardan sürekli fedakârlık beklemek yerine emeklerini görmeyi, seçimlerini sorgulamak yerine haklarına saygı duymayı öğrenmeliyiz.
Çünkü bir kadının gerçek zaferi, bütün yükleri tek başına taşıyabilecek kadar güçlü olması değil; artık hiçbir şeyi tek başına taşımak zorunda kalmadığı, özgürce yaşayabildiği ve emeğinin yargılanmak yerine takdir edildiği bir toplumda var olabilmesidir.
Kadının Bitmeyen Savaşı
#KadınınBitmeyenSavaşı #HerkeseYetişirken #KendineGeçKalmak #CananAvcılar #KöşeYazısı #İzBırakanlar #KadınOlmak #KadınlarınGücü #KadınDayanışması #KadınHikayeleri #Farkındalık #Manşet #Yalova #YalovaHaber
#KadınınBitmeyenSavaşı #KadınOlmak #KadınDayanışması #CananAvcılar #Yalova