Farklı dönem ve coğrafyalarda insanlığa karşı işlenen suçlar ve utanç verici soykırım trajedileriyle dolu olan tarih sayfaları günümüzde de yenilerini yazmaya devam ediyor.

II. Dünya Savaşı’nda Alman ırkçılığı adına dünyayı kana bulayan Nazi rejimi döneminde soykırıma uğrayan Yahudilerin sağ kalanlarının 1948 yılında kurdukları İsrail devleti, adeta kozmik şakacının bir oyunu gibi günümüzde Filistinlilere karşı soykırım suçu işlediği iddiasıyla yargılanıyor. Güney Afrika'nın başvurusu üzerine BM'nin en yüksek yargı organı Uluslararası Adalet Divanı'nda ‘Gazze’de Soykırım’ yaptığı iddiasıyla yargılanan dünün mağduru bugünün zalimi olarak adlandırılan İsrail’in masum Filistinli sivil halka yönelik uygulamalarında da gelinen son nokta oldu soykırım.

Gün, soykırımla suçlanan İsraillilerin atalarının soykırımdan kurtuldukları gün

Bugün 27 Ocak. Günümüzde soykırımla suçlanan İsraillilerin atalarının soykırımdan kurtuldukları gün. II. Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Almanyası döneminde, Heinrich Himmler'in başında olduğu SS güçleri tarafından işgal edilen sınırlar içerisinde yaklaşık 6 milyon Yahudi'nin sistemli bir şekilde öldürüldükleri soykırımın anma günü bugün. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2005 yılında kabul edilen karar uyarınca “27 Ocak’ın Uluslararası Holokost’u Anma Günü” seçilmesinin sebebi ise bu tarihin Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük toplama, zorunlu çalışma, sistematik katliam kampı olan Polonya’daki Auschwitz-Birkenau Toplama Kampı’nın 1945'te Kızıl Ordu tarafından kurtarıldığı tarih olması. Yahudiler Auschwitz 'in kurtarılmasının 79. yıldönümünde de soykırıma uğrayanları çeşitli etkinliklerle andılar.

 

20. Yüzyılın en büyük soykırım felaketi 35 farklı Avrupa ülkesinde yapıldı

 

Naziler, başta Yahudiler olmak üzere, Çingeneler, Slavlar, komünistler, sosyalistler, homoseksüeller, engelliler gibi “ari” Alman kanını bozduklarını düşündükleri tüm unsurlara karşı uyguladıkları soykırıma ayrıca Sovyet tutsakları, hastaları, yaşlıları, Yahova Şahitlerini, siyasi muhalifleri, sendikacıları da katliamlarına dahil etmişlerdi. Dünya tarihine “20. yüzyılın en büyük soykırım felaketi ve en büyük trajedisi” olarak geçen Soykırım, Almanlar tarafından işgal edilmiş, şu anda 35 farklı Avrupa ülkesi sınırları içinde yapılırken, en çok etkilenen bölge ise Orta ve Doğu Avrupa’ydı. En yüksek Yahudi katliamı 3 milyondan fazla kişi ile Polonya ve 1 milyondan fazla kişi ile Sovyetler Birliği’nde oldu. Ayrıca yüzbinlerce Yahudi, Hollanda, Fransa, Belçika, Yugoslavya ve Yunanistan’da öldürüldü.

Auschwitz, Nazi vahşetinin ve Yahudi soykırımının sembolü

 

Adolf Hitler liderliğindeki Nazi rejiminin yöneticilerinin emriyle binlerce mühendis, doktor ve teknisyenin el birliğiyle kurduğu, açık kaldığı yıllar boyunca da Nazi vahşetinin ve Yahudi soykırımının sembolü olan Auschwitz - Birkenau Toplama Kampı, günümüzde bir ibret müzesi olarak (Holokost Anıt Müzesi) hizmet veriyor. Nazi Almanyası'nın Avrupa'daki Yahudi halkının toplu katliamını amaçlayan Nihai Çözüm politikasını uygulamak için 1940’ta kurduğu altı toplama ve imha kampının en önemlisi ve en ünlüsü olan Holokost'un en önemli mekanı Auschwitz Toplama Kampı’nda operasyonlar 1940'ta Tarnów'dan aralarında küçük bir Polonyalı Yahudi grubunun da bulunduğu 728 Polonyalı siyasi esirlerden oluşan ilk mahkum nakliyesinin gelmesiyle resmi olarak başladı. İlk idam infazları 5 ay sonra, ilk toplu insan cinayetleri ile Ölüm Duvarı'ndaki ilk infazlar ise bir yıl sonra gerçekleşti. Auschwitz'in imha merkezi işlevi 1942'de şekillenirken, 1943'te operasyonun boyutu endüstriyel hale geldi. Aynı yılın baharında Almanlar, insanın insana zulümlerin en zalimini yaptığı Auschwitz II-Birkenau'da gaz odaları ve modern ceset yakma tesislerinin de dahil olduğu dört tesisin inşaatını tamamladı. SS doktorların erkek ve kadın mahkumlar üzerinde kısırlaştırma deneyleri 1942’de, halka açık en büyük idam da 1943’de yapıldı. 1944 sonlarında gaz odalarında Yahudilere yönelik toplu katliamlar durduruldu.  Auschwitz’in detaylı bir planını hazırlayan iki mahkum kamptan kaçarak, bunu müttefik birliklere ulaştırır, bu sayede müttefiklerin kamptan haberi olur. Ocak 1945'in ortalarında, Sovyet ordusunun ön safları aşıp Krakow'a yaklaşması nedeniyle Auschwitz yetkilileri, yaklaşık 56 bin mahkumu kamplardan dışarı çıkardı ve onları zorlu kış koşullarında onlarca kilometre yol kat etmeye zorladı. Yürüyüş sırasında zayıflamış, yürüyemeyen tutukluların yanı sıra kaçmaya çalışanlara da ateş açıldı. Tüm tahliye sırasında ‘Ölüm Yolu’nda yaklaşık 15 bin mahkumun öldüğü tahmin ediliyor. Sovyet ordusu nihayet 27 Ocak 1945’te Auschwitz’e girdi ve çoğunluğu hasta ve ölmek üzere olan yaklaşık 7 bin esiri kurtardı.

Umuda yolculuk diye bindirildikleri trenler ölüm kampına götürüyordu

 

20. yüzyılda insanlığın insanoğluna yaptığı zulmün simgesi olan Auschwitz Toplama Kampı’na ve hemen yakınındaki Birkenau ile Monowitz kamplarına 1942 senesinin başlarından 1944 yılının Kasım ayı başlarına kadar ‘yeniden iskan faaliyetleri’ ya da ‘tahliye taşımaları’ adı altında bu faaliyetlerin arkasındaki gerçek niyet gizlenerek Almanya'nın işgal ettiği veya müttefiki olduğu Avrupa'nın neredeyse her ülkesinden Yahudiler başta olmak üzere toplanan Polonyalılar, Yugoslavlar, Çingeneler, eşcinseller, çeşitli etnik, dini ve ulusal gruplara ait insanlar ile Sovyet savaş esirleri sürgün ediliyordu. Kanada'ya götürülerek orada refah içinde bir hayat sürecekleri söylenerek kandırılan kurbanların bir kısmı aşırı kalabalık bir şekilde bindirildikleri yük vagonlarında günlerce aç ve susuz süren yolculuğa dayanamayarak can veriyordu.

Yahudi soykırımının merkez kampında yaşananlar tam bir vahşetti

 

Hayvan taşımacılığında kullanılan penceresi olmayan vagonların içinde sıkış tepiş bir yolculuğun ardından kampa varanları ise bambaşka kabuslar ve vahşetler bekliyordu. Kampa yani imha merkezine getirilen insanlar trenden indiklerinde “yaşları”, “ne iş yaptıkları” ve “önemli bir hastalığı olup olmadıkları” sorulduktan sonra Nazi terminolojisine göre ‘tasnif’ ediliyor, çalışabilecek durumda olanlar sağ tarafa ayrılırken, prensip olarak 14 yaşından küçükler ile çalışamayacak durumda görünen engelli, yaşlı erkek ve kadınlar sol tarafa ayrılıyor daha kampın içine girmeden öldürülüyordu. Ayırma işleminin ardından çalışamayacak durumda olanları hem kendilerinin hem de diğer insanların “ölüme gittiklerini” bilmemeleri, panik olup zorluk çıkarmamaları için “Duş almaya gidiyorsunuz, yıkanıp, temizlenmeniz lazım” diyerek kandıran Schutzstaffel (SS) askerleri onları ellerine sabun vererek uğraşmaya gerek kalmadan duşlara (gaz odalarına) gönderiyordu. Duştan ise su yerine gaz verip, yirmi dakika içinde bu insanları öldürüyordu. 'Tasnif' işlemi ise her hafta devam ediyordu. Dr. Mengele kırbacının hareketiyle kimin yaşayacağına kimin öleceğine karar veriyordu. Ayırma işlemiyle genelde yüzde 30’luk kısım çalışmaya, yüzde 70’lik kısım ise numaralandırılarak ölüm bloğuna gönderiliyordu.

İşe yaramayacak esirler çeşitli yöntemlerle öldürüldü

 

Kamplarda işe yaramayacak ve çalışacak durumda olmayan insanları öldürmeyi amaç edinen Naziler, bunu gerçekleştirmek için çeşitli yöntemlere başvuruyordu. Önceleri mahkumları “kurşuna dizerek infaz” eden SS, bu durum pahalı olduğundan ve askerlerin psikolojisini etkilediğinden dolayı daha etkili olan “karbonmonoksit gazı” ile öldürmeye başladı. Daha sonrası ise maliyeti çok daha düşük, etkisi ise son derece ölümcül “Zyklon B” gazı kullanarak infazları en üst seviyeye taşıdılar. Kurbanların çoğunluğu Frankfurt’ta IG Farben tarafından üretilen Alman menşeili öldürücü Zyklon B gazıyla gaz odalarında öldürülüyordu. Diğer ölüm sebepleri ise; sistematik aç bırakma, salgın, zorunlu çalıştırma, hastalık kontrolünün olmayışı, sağlık sisteminden yararlandırılmama, bireysel infazlar, idam ve tıbbi deneyler.

İnsanlık dışı şartlarda çalıştırılıyorlardı

SS doktorları sağlıklı ve güçlü olduğunu düşündükleri bazı Yahudileri ise zorunlu çalıştırılmak üzere seçiyorlardı. Onlara uzun süre kampta kalmayacakları, sadece üç hafta gibi bir süre orada bulunacakları söyleniyor, böylece çalışan esirlerin kampa bağlılığının arttırılması amaçlanıyordu. Nazi, çalışabilecek durumda olan esirlerin önce saçlarını kestiriyor, ardından üç farklı açıdan fotoğraflarını çekiyor, tespit ve sayımını doğru yapabilmek için de herkese birer numara verip, bu numaraları kalıcı dövme ile sol kollarının üstüne kazıyordu. Artık yeni isimleri Nazilerin verdiği numaralar olan mahkumlara politik suçlular, adi suçlular, Sovyet savaş suçluları, homoseksüeller, asosyallar ve çingeneler gibi özel kodlar da yaratılıyordu. Mahkumların bazıları kamp içerisinde, çoğunluğuysa kamp dışında bulunan fabrikalarda ya da çeşitli işlerde çalıştırılıyordu. Kadınlar kıyafet dikimi, ayakkabı endüstrisi ve aşçılıkta, erkekler ise çeşitli fabrikalarda, tünel ve kanal kazılarında, kömür ocaklarında, inşaatlarda ve moloz temizlemede çalıştırılıyordu. İnsanlık dışı şartlarda (aç, susuz, hiçbir tıbbi olanak sunulmadan, hasta, doğru düzgün giyinmeden) zorla çalıştırılan bedenen güçlü esirlerin birçoğu bu ağır şartlara dayanamayarak, bedenlerindeki tüm güçleri tükeniyor, ya açlıktan ya donarak ya da bir iş kazası nedeniyle hayatlarını yitiriyorlardı. Artık çalışamayacak duruma gelenler ise öldürülmek üzere imha kamplarına gönderiliyordu.

Auschwitz’in Azraili Dr Mengele’nin akılları zorlayan deneyleri

 

‘Auschwitz’in Azraili’ olarak adlandırılan, esirlerin ‘tasnif’ işinin yanı sıra kampta aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda esirin üzerinde tüyler ürpertici deneylerini gerçekleştiren SS Yüzbaşı Dr. Josef Mengele önderliğindeki SS doktorları da kurbanlar üzerinde bayıltmadan canlı canlı korkunç tıbbı deneyler yapıyordu. Bebekler, ikizler, cüceler üzerinde bilimsel olmayan araştırmalar yürütürlerken, yetişkinler üzerinde de zorunlu kısırlaştırma, hadım etme ve hipotermi deneyleri gerçekleştiriyorlardı. Deneyler sırasında birçok kişi ölürken, diğerleri "araştırma" tamamlandıktan sonra öldürülüyor, organları daha ileri araştırmalar için çıkarılıyordu. Birçok esir üzerinde anestezi uygulamadan vücutlarında kanlı deneyler yapan ‘ölüm meleği’ lakaplı Dr. Mengele II. Dünya Savaşı sonrasında cüce deneylerinde 2 bin ve ayıklama işlemlerinde de 2 milyon kişinin ölümünden sorumlu tutuldu.

Tarihin sessiz tanıkları 

Nazi Almanyası döneminde ölümün ve milyonlarca insan çığlıklarının kol gezdiği Auschwitz I ile Birkenau Nazi Toplama ve İmha Kamplarının hiç bozulmadan duran kalıntılarıyla Yahudi mezarlığı, 1979 yılında UNESCO'nın İnsanlığın Kültür Mirası listesine eklenerek, günümüzde Auschwitz-Birkenau Devlet Müzesi ve Holokost Anıt Müzesi olarak hizmet veriyor. Çoğunluğu Naziler tarafından yeni işlevlere hizmet etmek üzere dönüştürülen önceden var olan binalardan oluşan Kamp, korunmuş mimarisi, mekanları ve yerleşim düzeniyle, bireysel unsurların tarihsel işlevlerini bütünüyle hala hatırlatıyor. Alman Nazileri tarafından işlenen soykırım suçunun yükünü taşıyan ve gözler önüne seren, tarihin sessiz tanıkları olan binalardan bazılarının iç mekanları anma amaçlı olarak değiştirilmiş ancak dış cepheleri değiştirilmeden muhafaza edilmiş.

"Arbeit macht frei” (çalışmak özgür kılar)

 

Kampın girişinde ziyaretçileri büyük bir kapı ve kapının üzerinde 1800’lü yıllarda milliyetçi bir Alman yazarın roman başlığı olan "Arbeit Macht Frei” (çalışmak özgür kılar) yazısı karşılıyor. Ancak Nazi döneminde burada yaşam mücadelesi vererek çalışan mahkumlar için hiç de yazıldığı gibi olmamış. Çünkü burada yaşamla ölüm arasındaki “gri bölgede” sıkışıp kalan insanlar çalıştıkça tükenmiş, hastalanmış, çalışamayacak hale geldiklerinde de öldürülmüşler. Ortalama 6 ay içinde ölen tutsaklar, en ağır şartlarda günde en az 10 saat çalıştırılırken, çeşitli işkenceler de görmüşler. Bir barakada her sabah ortalama 6 kişi yakalandığı hastalık sonucu ölüyormuş. Nazi kamplarında ölümün kıyısına gelmiş, beslenme yetersizliği ve salgın hastalıklar nedeniyle kuruyan derisi iskeletine yapışmış, insani görünümüyle beraber bilincini de yitirmiş, çevresine karşı tamamen duyarsızlaşmış ve suskunluğa gömülmüş (Muselmann) bazı mahkumlar da kendilerini yüksek gerilimli elektrik tellerinin üzerine atarak intihar ediyormuş.

Kamp zaman içinde dünyanın en büyük ölüm fabrikasına dönüşmüş

Almanya’daki rejim karşıtlarının hapsedilmesi ve SS kontrolündeki değişik endüstrilere işçi tedarik etmek amacıyla kurulan Auschwitz Kampı, zaman içinde dünyanın en büyük ölüm fabrikasına dönüşmüş. Kampa ilk gelen yaklaşık 900 bin kişi ayrıştırıldıktan sonra hiç bekletilmeden gaz odalarına alınmış veya vurularak öldürülmüş. Geriye kalan 200 bin insan da eksik beslenme, hastalıklar, tıbbi deneyler, kötü muamele ve işkenceler esnasında ölmüş veya gaz odalarına alınarak ölüme terk edilmiş.

Her binada farklı bir sergi ve tema

 

Etrafı yaklaşık 14 kilometrelik dikenli ve 320 W elektrikli tellerle çevrili Auschwitz-Kampı’nın kapısından içeriye doğru ilerledikçe yan yana ve alana yayılmış binalar göze çarpıyor. 28 barakanın yer aldığı kampta her binada farklı bir sergi ve tema bulunuyor. Baraka girişlerinde içeride öldürülen insanların hangi millete ait olduğu yazıyor (Yahudiler getirildiği ülkelere göre de ayrılmış, Fransa binası, Avusturya binası, Macaristan binası gibi). İlk olarak 1947'de açılan ana sergi, 1955'te elden geçirilmiş. O zamandan bu yana, Avrupa’nın dört bir yanından Auschwitz’e tutsak olarak getirilen mahkumların gün yüzüne çıkartılan eşyalarının (kıyafetler, fotoğraflar, notlar, el yapımı eşyalar, valizler, ayakkabılar, gözlükler vb.), kesilmiş saçlarının, sınır dışı edilenlerin beraberlerinde gelirken getirdikleri kişisel eşyaların, Naziler tarafından tutulan belgelerin, kampın fotoğraflarının, video kasetlerinin bulunduğu vitrinler ile mahkumların transferi için kullanılan bir vagon örneği, demiryolları, çitler, Nazilerin kampı yönettikleri karargâh ve aileleriyle beraber ikamet ettikleri binalar, mahkumların yaşadıkları barakalar, öldürüldükleri gaz odaları, cansız bedenlerinin yakıldığı fırın odaları ve yaklaşık 200 hektarlık alana yayılmış harabeler gibi birçok şey Auschwitz-Birkenau Anıt ve Müze’sinde Nazi zulmünün güçlü hatırlatıcıları olarak hizmet ediyor. Müze, hem fiziksel bir mekan (insanlık tarihinde belgelenen en büyük toplu katliam alanı) hem de nefretin ve insan barbarlığının sınırsız tezahürünün bir sembolü olarak kampın ikili kimliğini ortaya koyarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

Esirlerin saçlarından halı- kilim ve kumaş üretmişler

 

Bazı bölümlerde fotoğraf çekmenin yasak olduğu kampta genel sergiler 4-7 bloklar arasında yer alıyor. Blok 4’te gaz odalarında öldürülen insanların saçlarının sergilendiği odada, 1945'te Auschwitz'in özgürleştirilmesinin ardından öldürülen mahkumlara ait bulunan aralarında sarışın örgüler ve sahipsiz siyah lüle lüle saçların da olduğu 7 ton saç sergileniyor. Esirlerin kampa geldiklerinde tıraş edilen saçları bu odada camekanın ardındaki geniş bölmede tavana kadar yükseliyor. Naziler kesilen tonlarca saçtan halı, kilim ve kumaş üretmişler. Saçlardan dokunan bu kumaşlar üzerinde de kampa yeni gelen esirleri yatırıyorlarmış. Müzede bu saçlardan dokunmuş kumaşlar da sergileniyor. Bloğun diğer bir odasında ise krematoryum ve gaz odaları kurulumunun orijinal parçaları, insan külüyle dolu vazo sergileniyor. Bu blokta ayrıca Auschwitz'e sınır dışı edilen Yahudilerin seçimine ayrılmış oda, esirlerin kısa sürede ölmesine neden olan boş Zyklon B kutularının sergilendiği vitrin ile farklı kategorilerdeki mahkumlara ayrılmış odalar bulunuyor.

Çizgili mahkûm giysileri

Blok 5’te Auschwitz'e imha edilmek üzere sürülen engelli insanlara ait protezlerin sergilendiği oda gibi esirlere ait çeşitli eşyaların sergilendiği odalar bulunuyor. Blok 6’da kamp mağduru çocukların anısına ayrılmış odada çeşitli açılardan çekilmiş çocuk fotoğrafları, kamptaki kıtlığa ve açlığa adanmış odada da açlıktan ölmek üzere olan mahkumları tasvir eden heykel ile derileri kemiklerine yapışmış esirlerin fotoğrafları yer alıyor. Hemen yanındaki oda ise mahkumların kayıt işlemlerine ayrılmış. Başka bir odada ise Nazi belgesellerinde ve filmlerinde aşina olduğumuz esirlerin giydikleri çizgili giysileri (397 çizgili kamp giysisi) sergileniyor. Erkeklere çizgili pantolon ve ceket, kadınlara ise iş elbisesi veriliyor, bu kıyafetlerin üzerine dövmeyle vücutlarına yazılan numaranın aynısı işleniyormuş. Mahkumlar ikinci kıyafetleri ve bunları yıkamak için su olmadığından bu kıyafetleri ölene kadar uyurken de dahil giymek zorundaymışlar.

Esirlerin eşyaları yerden tavana yükseliyor

Blok 7’de ayrı kapısı ve bölmesi olmayan yan yana dizili orijinal kamp tuvaletleri, saç fırçaları sergileniyor. Almanya'nın en büyük Nazi toplama ve imha kampı Auschwitz'in kurbanlarının kaderini sunan kamp müzesinin çeşitli bloklarındaki odaların bazılarında yerden tavana adeta bir dağ olmuş şekilde tutsaklardan toplanan binlerce çocuk ve yetişkin ayakkabısı, gözlükler, diş, saç ve tıraş fırçaları, taraklar, kırık dökük oyuncaklar, 12 binin üzerinde mutfak eşyası, yaklaşık 4 bin 100 sanat eseri (bunların yaklaşık 2 bini mahkumlar tarafından yapılmış), 470 protez ve ortez, giysiler, o döneme ait konserveler, tonlarca saç, takma dişler gibi birçok mahkum ögesi unsur cam bölmeler ardında sergileniyor. Serginin bir başka bölümünde ise Almanların üst düzey bir yaşam standardı vaat ederek insanları topladıkları bu kamplara söylenildiği gibi tek bir valizle gelen kandırılmış insanların üzerlerinde isimlerinin yazdığı ve kampa girişte teslim ettikleri ancak bir daha hiç ulaşamadıkları bavulları (2 bin 100'ü sahiplerinin adını taşıyan yaklaşık 3 bin 800 valiz) yer alıyor. Ayrıca kampın işleyişiyle ilgili öğeleri içeren odalarda da mahkumların barındırıldığı bloklardan ve kışlalardan ve kamp hastanelerinden gelen ekipmanlar, kamp idaresi ve organizasyonuyla bağlantılı öğeler ile farklı yazılara sahip panolar bulunuyor. Diğer odalarda da imha süreciyle bağlı ögeler, kask, kırbaç, kemer tokası gibi suçun faili olan SS garnizonu ile bağlantılı objeler sergileniyor.

SS yaptığı tüm vahşeti belgelemiş

Duvarlarda da insanlık tarihinin en kara dönemlerinden birine tanıklık eden Auschwitz’de yaşanan trajediyi gözler önüne seren yüzlerce esirin fotoğrafı yer alıyor (İnsanların kampa geldiklerinde, öldürülmeden önce çekilen fotoğrafları vb). Bu fotoğraflara bakıldığında esirlerin gözlerinden ve bedenlerinden yükselen sessiz çığlıkları duyulabiliyor.

SS askerleri tarafından yapılan vahşetin tüm ayrıntılarının belge ve fotoğrafları her biri farklı temaya sahip barakalarda sergileniyor. Polonya, Roman, Belçika gibi barakalarda koridorlar boyunca uzanan fotoğraf sergilerinde esirlerin kamp fotoğraflarının yanı sıra kısa biyografileri ve isim listeleri yer alıyor. Yaptığı bu soykırımı kendi elleriyle belgeleyen Naziler, kampa getirilen her bir esir için evrak düzenlenmiş. Esirlerin kilo, boy, saç rengine kadar her bilgiyi yazmışlar. İnsanların genellikle bu zulme 6 ay dayanabildikleri incelenen belgelerdeki kayıtlardan görülebiliyor. Alman Nazilerinin canice hazırladığı ve esirlere dünya cehennemini yaşatan bu kampta ham madde olarak esirlerin dişlerinden toka ve tarak, saçlarından kumaş, vücutlarından çıkan yağla ise sabun yapılması için Almanya’ya gönderiliyormuş.

Auschwitz'e 1,3 milyon kişi sürgün edilmiş

 

Nazilerin 'sanayileştirdikleri ölümün' en acımasız seviyeye ulaştığı yer olan kampta bu binalar harici teşhir amaçlı açık alanda kurulan insanların asıldığı darağaçları, kurşuna dizildiği ve yakıldıkları yerler, her 50-100 metrede bir gözetleme kuleleri ve bu kulelerin içine yerleştirilmiş makinalı tüfekler de yer alıyor. Yol boyunca kampa yaşananları anlatan levhalar asılmış. Barakalardan birinin girişine yaklaşıldığında ise kampa getirilen ve katledilenlerin toplam sayısını belirten levhalara rastlıyorsunuz. SS subayları ve emniyet yetkilileri tarafından yaklaşık 1,1 milyon Yahudi, 150 bin Yahudi olmayan Polonyalı, 23 bin Roman ve Sinti (Çingene), 15 bin Sovyet savaş esiri ve farklı milletlerden (Sovyet siviller, Litvanyalılar, Çekler, Fransızlar, Yugoslavlar, Almanlar, Avusturyalılar ve İtalyanlar) 25 bin kişi olmak üzere, toplamda yaklaşık 200 bin kurbanın (Yahudilerle birlikte 1,3 milyon) Auschwitz'e sürgün edildiğini belirten kocaman bir pano yer alıyor.

Yönetici esirler diğerlerini disipline ediyormuş

 

Kamp bir takım sınıflandırma kriterlerine göre bloklara ayrılmış. Her blokta 4–5 adet yatakhane bulunuyormuş. Bu yatakhaneler arasında da birtakım sınıf ayrılıkları varmış. Naziler kampa getirilen suç işlemiş gaddar Yahudiler arasından seçtikleri ve resmi olarak 'mahkum memurları' olarak sınıflandırdıkları esirleri "vekil" gardiyan olarak hizmet etmeye zorlamışlar. Kendilerine zulmedenlerle işbirliği yapmak durumunda kalan bu mahkumlara bir takım idari sorumluluklar ve ayrıcalıklar vermişler. Kamp hiyerarşisinde altlarındaki mahkumlardan sorumlu tutulan ve denetleyici pozisyonu üstlenen bu ayrıcalıklı mahkumlar SS gözetmenlerini memnun etmek ve "ayrıcalıklı" konumlarını korumak için altlarındaki mahkum arkadaşlarını yönetiyor, disipline ediyor, dövüyor, suçluyor hatta öldürüyormuş. Bunun karşılığında bu yönetici esirler daha rahat barakalarda kalıyor, daha fazla yiyecek alabiliyor, sağlık imkanlarından faydalanıyormuş. Tıpkı SS askeri gibi çalışıyorlarmış. 1 No’lu blok bu yönetici esirlerin bloğuymuş.

50-60 kişilik barakaya 200-250 kişi tıkıştırılmış

 

Her geçen gün dayanılmaz koşullarda hayatta kalma mücadelesi veren diğer esirler ise ilkel, sıcak ya da soğuğa karşı izole edilmemiş, eskiden ahır olarak kullanılan, penceresi olmayan barakalarda yaşamaya mahkum edilmişler. Normalde 50-60 insanın sığacağı barakalara 200-250 insan tıkıştırılmış. Her barakada yaklaşık 36 ahşap ranza bulunuyor, mahkumlar beş ya da altışarlı olarak tahta kalasların (ranza) üzerlerinde uyuyorlarmış.

Kamptan kaçmaya çalışmak ise adeta ölüme atlamakmış

 

‘Rayların Bittiği Yer’ olarak anılan Auschwitz’de gün erken başlarmış. Esirler yazın sabah 4.30'da kışın ise saat 5.30'da çalışmaya başlıyormuş. Kamptan kaçmaya çalışmak ise adeta ölüme atlamakmış. Yüksek voltajlı dikenli teller, sürekli devriye gezen SS askerleri gibi birçok katı önlemlere rağmen 802 kişi Auschwitz’den kaçmış. Ancak çoğu yakalanarak çeşitli infaz yöntemleriyle öldürülmüş. 144 kişi ise kaçmayı başararak hayatına devam etmiş. Kamptan kaçma ve sabotaj girişiminde bulunanlar ile sivillerle iletişim kuranların bir kısmı aç ve susuz ‘Block 11’de karanlık ve hava almayan zindana atılıp, ölüme terk ediliyorlarmış. Blok 11’in bodrum katında üç farklı türde 28 hücre odası var. Kamp kurallarına uymayanlar bazı esirler ise diğer tutuklulukların gözleri önünde asılarak öldürülmüş. SS subayları binlerce esiri de Krematoryum ve tıbbi deneylerin yapıldığı karşılıklı iki bloğun arasındaki “Kara Duvar'da (Black Wall)” kurşuna dizerek infaz etmişler. Tıbbı deneyler yaptıkları binanın pencerelerini tahta ile kapatmışlar. Sesi duysunlar ama görmesinler diye.

Eklem ağrıları yaşamınızı ele geçirmesin Eklem ağrıları yaşamınızı ele geçirmesin

Gaz odalarında ölüm

Avrupa’nın çeşitli yerlerinden sürgün edilen çeşitli ulus ve unsurlara sahip insanlar tren yolculuğunun ardından geldikleri kampta SS doktorları tarafından ayrıştırıldıktan sonra

çalışamayacak durumda olanları panik olmamaları için, "Duş alıp, giysilerinizi değiştirmeniz için sizi barakalara götüreceğiz" diye aldatıp, onları doğrudan gaz odalarına gönderiyormuş. İçeriye önce kadınları, ardından erkekleri alan Naziler, daha fazla insan alabilmek için de içeride bulunanlardan ellerini havaya kaldırmalarını istiyormuş. Herkes içeri girdikten sonra da kapıları kilitleyip, gazı vermeye başlıyor, çığlıklar bittiğinde herkesin öldüğünü anlayarak cesetleri almak için kapıları açıp, yakmak üzere görevliler krematoryumlara taşıyorlardı. Tabi öncesinde hepsinin saçlarını kumaş yapmak için kesip, dişlerindeki altın ve gümüşleri söküyorlarmış.

Nazi, esirler cam çekişirken viski yudumlayıp, mozart dinliyormuş

Sağ kalanların anlattığı hikayelere göre de gaz odalarının önünde bekleyen araçlar “insanların çığlıklarını bastırmak” için çalıştırılır ve gürültü yapması sağlanırmış. Ayrıca kampta sürekli bulunan klasik müzik orkestrası yüksek sesle müzik yayını yaparmış. Nazi subayları esirler gaz odalarında can verirken çığlıklarını duymamak için klasik müzik orkestrasının çaldığı Bach, Mozart, Beethoven dinlermiş. Gaz odalarında tek seferde 700 kişi öldürülüyormuş. Sadece trenler ile getirilenler değil, artık çalışamayacak durumda olan mahkumlar da Zyklon B gazıyla öldürülmüş. Gaz odalarına gönderilirken ise saç kesme, ceset toplama, yakma gibi işlemleri de yine esirlerin kendi içlerindeki kişiler yapıyormuş. Naziler esirlerin eşyalarına, altın dişlerine, saçlarına, derilerine yani daha sonra kullanılabilecek her şeylerine de el koymuşlar. Yapılan araştırmalarda sadece iki yılda kamp alanındaki esirler üzerinde yirmi tonluk gazın kullanıldığı ortaya çıkmış. Zyklon etkisiyle renk değiştirmiş gaz odalarının duvarlarında esirlerin tırnak izleri aradan geçen onlarca yıla rağmen hala tazeliğini koruyor.

Esirlerin yakıldığı krematoryumlar (fırınlar)


Gaz odasında zehirlenen insanların sayısı her geçen gün arttığından toplu mezarlara gömmek yerine, krematoryum olarak adlandırılan ölü yakma fırınlarında görevlendirilmiş Yahudi mahkumlar tarafından yakılmış. Gaz odasının bir kapısından giren esirler öldürüldükten sonra diğer kapısından fırınlara gönderiliyormuş. Ceset yakmak için kurulan bu fırınlarda, gaz odasından çıktığında ölmemiş ama bilincin yitirmiş canlı esirleri de yaktıkları söyleniyor. Gaz odasının hemen yanında bulunan her bir krematoryumda, üç insan cesedi üst üste koyularak kömürle 30 dakika boyunca yakılmış. Fırınlarda yakılan cesetlerin külleri sabun yapımında kullanılmış. Bir kısmı da çiftçilere gübre olarak verilmiş, tarlalara dökülmüş, bir kısmı da kampın etrafındaki göllere atılmış. Ayrıca kampın içerisindeki yol zemini küllerle sertleştirilmiş. Sabah akşam bacaları tüten bu fırınlar günde 4 bin kişiyi yakacak kapasiteye sahipmiş. Ancak gaz odaları ve fırınların kapasitesi zorlandığında katledilenlerin sayısı günde 20 bine yükseliyormuş.

Zengin ve soyluları öldürmemişler

Holokost yani Nazilerin Yahudi Soykırımı ya da Ha-Shoa öncesinde sayıları dokuz milyonu bulunan Avrupalı Yahudilerin yaklaşık üçte ikisi öldürülmüş. Bir milyon üzerinde Yahudi çocuk, yaklaşık iki milyon Yahudi kadın ve üç milyon Yahudi erkek Holokost’ta can vermiş. Almanya ve Almanların işgal ettiği sınırlar içerisindeki 40 bin üzerindeki bir tesis ağı, Yahudi ve diğer kurbanları toplamak, hapsetmek ve öldürmek için kullanılmış. Öldürülmeyenler çok ağır şartlarda çalıştırılıp, işkence edilmiş. Naziler, öldürülen insanların organlarını kullanmak amacıyla bazılarını Almanya’ya göndermiş bazılarını ise kampta tutmuş. Kamplarda Naziler tarafından hiç zengin ve soylu öldürülmemiş. Katledilenler sadece fakir ve halktan insanlar.

Attığınız her adımda insanlığınızdan utanıyorsunuz

1940-1945 yılları arasında Nazi rejiminin en vahşi suçlarını işlendiği Auschwitz ve Birkenau kampını ve tarihin en büyük utançlarından olan bu kamptaki katliamdan geriye kalanlar müzede gözler önüne seriliyor. Nazi Almanya’sının en çok insan katlettiği, daha doğrusu insanlığı katlettiği Auschwitz - Birkenau Nazi Toplama Kampı'ndaki her şey II. Dünya Savaşı’nın sonundan beri bozulmamış, aynen 1945’de olduğu gibi bırakılmış. Her şeyin ‘nasıl daha fazla öldürebiliriz’ diye yapılıp, revize edildiği Auschwitz, sözün bittiği, gözlerin nemlendiği, insanların attığı her adımda insanlığından utandığı, boğazların düğümlendiği, insanlık dışı trajediye maruz kalan esirlerin sessiz çığlıklarının duyulduğu, sırf ari ırk yaratmak uğruna insanları acımazsızca ve canice öldüren Nazilere karşı nefret hissinin yaşandığı yer. Geçtiğimiz 2023 yılında 1,67 milyondan fazla kişinin ziyaret ettiği Auschwitz’de yapılanlar ve yaşanan insanlık ayıbı umarım bir daha asla hiçbir yerde tekrarlanmaz ve böyle yerler tarihin tozlu sayfaları arasında kalır.

Fulya OMAÇ – Auschwitz / POLONYA