Tarihin Sessiz Psikolojisi: Titanik ve Aşırı Özgüven
1912 yılında Titanik denize açıldığında yalnızca bir gemi değildi.O dönemin teknolojisini, insanlığın ilerleme tutkusunu ve sınırsız özgüvenini temsil ediyordu. Titanik o kadar güçlü görülüyordu ki birçok kişi onun batmasının neredeyse imkansız olduğuna inanıyordu.
Ancak tarih bize önemli bir gerçeği hatırlattı:
Bazen en büyük tehlike, karşıdaki engel değil; engellerin bizi durduramayacağına olan inancımızdır. Psikolojide buna "aşırı özgüven yanlılığı" adı verilir. Aşırı özgüven, kişinin bilgi, beceri veya kontrol gücünü gerçekte olduğundan daha yüksek değerlendirmesidir. Bu durum yalnızca bireylerde değil, kurumlarda, liderlerde ve hatta toplumlarda da görülebilir.
Kendimize güvenmek sağlıklıdır. Ancak özgüven, gerçekliği görmemizi engellemeye başladığında riskli hâle gelir. Titanik'in hikayesi de tam olarak bunu anlatır. Bazen insanlar hata yapmayacaklarına o kadar inanırlar ki hata yapabileceklerini düşünmeyi bırakırlar.
İlişkilerde de benzer bir durum yaşanır.
"Bana bir şey olmaz."
"Ben kontrolü kaybetmem."
"Bu ilişki nasıl olsa bitmez."
Gibi düşünceler, kişinin riskleri gözden kaçırmasına neden olabilir. Oysa psikolojik dayanıklılık; hiç hata yapmamak değil, hata yapabileceğini kabul ederek hareket edebilmektir.
Tarih boyunca birçok başarısızlığın temelinde bilgisizlikten çok aşırı özgüven yer almıştır.
Çünkü insan çoğu zaman bilmediği şeylerden değil, bildiğini sandığı şeylerden zarar görür.
Titanik yalnızca bir geminin batış hikâyesi değildir.Aynı zamanda insan zihninin en güçlü yanılgılarından birinin de hikâyesidir.
Belki de bazen kendimize sormamız gereken soru şudur: Gerçekten güvende miyim, yoksa yalnızca güvende olduğuma mı inanıyorum?
Çünkü bazen hayatın en büyük buzdağları, görmediklerimiz değil; görmezden geldiklerimizdir.