Çoğumuzun yolu bir şekilde hastanelerin acil servislerine düşmüştür. Ben de yıllarca babamı acile götürüp getirdim. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki sağlık çalışanları ellerinden geleni yapıyor.
Doktorundan hemşiresine kadar herkes yoğun bir tempoda hastalar için uğraşıyor. Tahliller, MR’lar, kontroller…
Sistem elinden geldiğince işlemeye çalışıyor.
Ama işin başka bir tarafı daha var: Hastane koridorlarında sabahlayan hasta yakınları…
On iki saat boyunca ayakta beklediğimi bilirim. İnsan düşünüyor; koskoca acilde birkaç sandalye koymak bu kadar mı zor?
Zaten insan hasta yakını olarak stresli, yorgun ve uykusuz oluyor. Bir yandan hastayla ilgilenmeye çalışırken diğer yandan belin, ayağın ağrımaya başlıyor. Bir süre sonra “Hasta mı daha kötü durumda, yoksa ben mi hastalanacağım?” diye düşünmeden edemiyorsun.
Madem ki hastaların yanında bir refakatçi isteniyor, o zaman hasta yatağının yanına küçük de olsa bir tabure koyulmalı. İnsanlar gece boyunca duvar diplerinde, koridorlarda ayakta beklemek zorunda kalmamalı.
Bir başka sorun ise gece yazılan reçeteler…
Özellikle yeşil alanda muayene olup reçete yazıldığında iş bitmiyor. Eğer cebinde paran ya da altında araban yoksa bu kez nöbetçi eczane telaşı başlıyor. Gece vakti taksi ücretleri zaten oldukça pahalı. Özellikle bazı şehirlerde kısa mesafeye bile ciddi ücretler isteniyor.
Peki parası olmayan ne yapacak?
Gündüz toplu taşıma var, ama gece ya kendi aracın olacak, ya da cebinde yeterli paran… Ambulans elbette var fakat onlar gerçek acil durumlar için. Diyelim ambulansla gittin; dönüşü nasıl yapacaksın?
Yazılan reçeteyi nasıl alacaksın?
Bu yüzden yıllardır aynı şeyi düşünüyorum: Büyük hastanelerin içinde ya da hemen yanında gece hizmet veren küçük bir acil eczane olmalı. Böylece insanlar gece yarısı nöbetçi eczane aramak zorunda kalmaz. Ulaşım sorunu yaşayanlar mağdur olmaz. Hem hastanın hem hasta yakınlarının yükü biraz olsun hafifler.
Sağlık sadece tedavi değildir; insanı beklerken, yürürken, çaresiz kaldığında da düşünmektir.