Geçtiğimiz günlerde sosyal medya üzerine düzenlenen bir söyleşiye katıldım. Konuşulanlar, aslında hepimizin bildiği ama çoğu zaman yüzleşmek istemediği bir gerçeği yeniden hatırlattı: Telefona bağımlı hale geldik.
Araştırmalar, yılın toplamda bir aydan fazlasını telefon ekranına bakarak geçirdiğimizi gösteriyor. Kaybettiğimiz sadece zaman değil; dikkatimiz, üretkenliğimiz ve zihinsel sağlığımız da bu alışkanlıktan payını alıyor.
Teknoloji sayesinde hayatımız kolaylaştı. Artık davetiyelerimizi telefondan gönderiyor, alışverişimizi internetten yapıyor, sevdiklerimizle görüntülü konuşabiliyoruz. Bunların hepsi büyük kolaylık. Ancak kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bize kazandırdıkları kadar bizden neler götürüyor?
Eskiden arkadaşımızı görmek için kapısını çalardık, şimdi ekranın diğer ucundaki görüntüsüyle yetiniyoruz. Markete gidip meyve sebze seçmek yerine birkaç dokunuşla sipariş veriyoruz. Hareket ettikçe sağlıklı kalan bedenimiz, giderek daha hareketsiz bir yaşama alışıyor. Bunun sonucu ise obezite başta olmak üzere birçok sağlık sorunu.
Sosyal medyada ise daha büyük bir tehlike var. Aileleri dağıtan, insanların özel hayatını hiçe sayan, ahlaki değerleri önemsemeyen içerikler her geçen gün daha görünür hale geliyor. Elbette bütün sosyal medya böyle değil. Aslında doğru kullanıldığında sunduğu fırsatlar oldukça değerli. Ben boş zamanlarımda ücretsiz İngilizce öğrenmek için faydalanıyorum. Eğitimden kişisel gelişime kadar binlerce yararlı içerik birkaç tık uzağımızda.
Ne yazık ki çoğu zaman faydalı olanı değil, zararlı olanı tercih ediyoruz.
Bir diğer önemli konu da tanımadığımız insanlarla kurduğumuz sanal ilişkiler. Karşımızdaki kişinin gerçek niyetini bilmeden kurulan arkadaşlıklar ciddi riskler taşıyor. Haberlerde sık sık dolandırıcılık, istismar ve çeşitli mağduriyet hikâyelerine tanık oluyoruz. Buna rağmen aynı hataları tekrarlamaya devam ediyoruz.
Evet, sosyal medya üzerinden tanışıp mutlu bir yuva kuran insanlar da var. Ancak bunun ne kadar sağlıklı ve güvenli olduğu her zaman tartışmaya açık.
Eğer sosyal yalnızlıktan şikâyet ediyorsak çözümü sadece telefonda aramamalıyız. Derneklere, kurslara, gönüllü çalışmalara veya sosyal etkinliklere katılarak gerçek dostluklar kurabiliriz. Yüz yüze kurulan ilişkilerin yerini hiçbir ekran dolduramaz.
Üstelik gözlerimiz de bize sürekli uyarı veriyor. Saatlerce ekrana bakmak sadece zihnimizi değil, bedenimizi de yoruyor.
Oysa dışarıda bizi bekleyen kocaman bir hayat var. Doğa var, sohbet var, yürüyüş var, paylaşmak var. Hayatımızı küçücük bir ekranın içine sığdırmak zorunda değiliz.
Teknolojiyi hayatımızı yönetmesi için değil, hayatımızı kolaylaştırması için kullanmayı öğrenmeliyiz. Biraz gayret, biraz irade ve biraz da sabır...
Belki o zaman gerçekten daha mutlu, daha sağlıklı ve daha huzurlu bir yaşamın kapısını aralayabiliriz.