Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Artık tek bir tuşla dünyanın öbür ucundaki insanlara ulaşabiliyoruz. Ancak ne gariptir ki, ruhumuzun daraldığı bir gecede kapısını çalabileceğimiz komşumuzun adını bile bilmiyoruz.

Sosyal medya hesaplarımız yüzlerce, hatta binlerce arkadaşla dolu. Fakat gerçekten dertleşmek istediğimizde çoğu zaman telefon ekranının soğuk ışığıyla baş başa kalıyoruz.

Bağlantılarımız sınırsız, ama bağlarımız giderek zayıflıyor.

Modern dünya bizi aynı dijital ağın içine topladı, fakat her birimizi kendi yalnızlığımızın içine hapsetti. Belki de insanlık tarihinde hiç bu kadar kalabalık olup hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik.

Üstelik yalnızca sosyal anlamda değil, fiziksel olarak da hareketsizleşiyoruz. Bir telefonla alışveriş yapıyoruz, bir telefonla yemek sipariş ediyoruz. Eskiden pazara gider, ürünleri tek tek seçer, insanlarla sohbet eder, hareket ederdik. Şimdi ise birçok ihtiyacımızı koltuğumuzdan kalkmadan karşılıyoruz.

Eskiden komşular kapı önlerinde oturur, çocuklar gözlerinin önünde oynardı. Mahalle kültürü vardı, komşuluk vardı. Bugün ise aynı apartmanda yıllardır yaşadığımız insanların çoğunu tanımıyoruz. Çocuklar sokak oyunlarına değil, ekranlara mahkûm oluyor.

Nerede o eski dostluklar? Saatlerce sohbet eder, birlikte vakit geçirirdik. Büyüklerimiz "Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır." derdi. Şimdi ise kahvenin hatırından çok, fincanın fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşma telaşı var.

Eskiden selamlaşmak da daha anlamlıydı. Cuma günlerinde, bayramlarda ziyaretler yapılırdı. Şimdi çoğu zaman toplu bir mesaj gönderip görevimizi yaptığımızı düşünüyoruz. Kişiye özel birkaç cümle bile kurmadan, aynı mesajı onlarca kişiye göndermek iletişim değil, alışkanlık haline gelmiş bir formalite gibi duruyor.

İşin en acı tarafı ise şu: Bu yalnızlığı bize kimse zorla dayatmıyor. Kendi ellerimizle inşa ediyoruz. Telefonda daha sosyal görünürken, gerçek hayatta daha da asosyalleşiyoruz.

Giderek "sosyal yalnızlık" denilen bir döneme doğru sürükleniyoruz. Belki de yapmamız gereken şey çok basit; yeniden birbirimize selam vermek, komşularımızı tanımak, dostlarımızla yüz yüze vakit geçirmek, çocuklarımızı ekranlardan biraz uzaklaştırmak...

Çünkü insan, ancak başka insanlarla gerçekten temas kurduğunda yalnızlığını yenebilir.