Değerli olduğumu biliyorum ama neden değerli hissetmiyorum?

Psikolojik danışmanlık sürecinde farklı biçimlerde karşıma çıkan bu soru, aslında önemli bir ayrımı gösteriyor: Değerli olmak ile değerli hissetmek aynı şey değil. Değerli hissetmek ilişkilerimizden, deneyimlerimizden, başarılarımızdan ve kendimizle ilgili oluşturduğumuz düşüncelerden etkilenebilir. Oysa insanın değeri, bütün bunların değişimine bağlı olmamalıdır. Buna rağmen çoğumuz farkında olmadan değerimizi belirli koşullara bağlarız: Başarıyı yeterliliğimizin, sevgiyi kıymetimizin, seçilmeyi ise kabul edilişimizin kanıtı sayarız. Carl Rogers’ın insan merkezli yaklaşımında bu durum “değer koşulları” kavramıyla açıklanır. Kişi, kabul ve sevginin belirli koşullara bağlı olduğunu deneyimlediğinde zamanla kendi değerini de bu koşullar üzerinden değerlendirmeye başlayabilir. Böylece bir başarısızlık yalnızca “başarısız olduğum bir deneyim” olmaktan çıkar, “yetersizim” anlamına gelebilir. Bir reddedilme, “bu ilişki olmadı” yerine “ben sevilmeye değer değilim” şeklinde yorumlanabilir.

Psikolojik olarak zorlayıcı olan da tam olarak budur: Yaşadığımız bir deneyimi bütün benliğimiz hakkında verilmiş bir karara dönüştürmek. Oysa sağlıklı öz değer, insanın kendisini her zaman yeterli veya başarılı hissetmesi değildir. Hata yaptığında, reddedildiğinde ya da kendisinden memnun olmadığında bile kendisini bütünüyle değersizleştirmemesidir. Kristin Neff’in öz-şefkat yaklaşımı da burada önemli bir perspektif sunar. Öz-şefkat, kişinin kendisini sürekli olumlu değerlendirmesi değil, zorlanma ve yetersizlik anlarında kendisine anlayışlı ve destekleyici yaklaşabilmesidir. Yani “Her yaptığım doğru.” demek değil, “Hata yaptığımda da kendime düşman olmak zorunda değilim.” diyebilmektir.

Bu nedenle kendimize değer vermek, kendimizi her gün sevmek ya da kendimizden her zaman memnun olmak anlamına gelmez. Daha çok, kendimizden memnun olmadığımız zamanlarda bile kendimizi bütünüyle reddetmemektir.

MBCL — Mindfulness Temelli Şefkatli Yaşam — programında da şefkat üzerine çalışırken ilk haftalarda üzerinde durduğumuz temel noktalardan biri şudur: Acının yanına nezaket eklemek. Fakat bazen şefkati de zihnimizin alıştığı biçimde ele alıyoruz. Bir formülü öğrenir gibi…

Sanki doğru yöntemi bulduğumuzda, kendimizi değersiz hissetme problemimizi de tamamen çözebilecekmişiz gibi.

Oysa şefkat bir problem çözme tekniğinden çok, kendimizle kurduğumuz ilişkinin biçimidir.

Değerli hissetmediğimiz bir anda kendimize daha fazla yüklenmek yerine, o duyguyu fark edebilmek, onu hemen değiştirmeye çalışmadan anlamaya çalışmak ve bütün bunların içinde kendimize kötü davranmamayı seçebilmektir.

Çünkü değerli hissetmek değişebilir. Duygularımız, ilişkilerimiz ve koşullarımız değişir. Fakat insanın değeri, bunların her değişiminde yeniden belirlenmek zorunda değildir.

Bazen kendimizi değersiz hissedebiliriz. Ama değersiz hissetmek, değersiz olduğumuzun kanıtı değildir.

Belki de psikolojik özgürlük, kendimizi her zaman değerli hissetmekte değil, değerli hissetmediğimiz zamanlarda bile kendimize kötü davranmamayı seçebilmekte başlar.