Okullar açıldı…

Yavrularımız büyük bir heyecanla yeni eğitim yılına başladılar. Kimi ilk kez okul sırasına oturdu, kimi arkadaşlarına ve öğretmenlerine kavuşmanın sevincini yaşadı.

Ama aynı ülkenin çocukları, aynı geleceğe yürürken ne yazık ki aynı şartlara sahip değil.

Bir tarafta imkânları elveren ailelerin çocukları özel okullara başlarken, diğer tarafta devlet okullarında eğitim hayatına devam eden çocuklarımız var. Elbette burada özel okula giden çocuklarımızı ya da ailelerini eleştirmek gibi bir düşüncem yok. Asıl sorgulamamız gereken, çocuklarımızı neden böyle bir ayrımın içine koyduğumuzdur.

Ben her zaman şunu savunmuşumdur: Bir ülkede eğitim şartları mümkün olduğunca eşit olmalıdır.

Özel okul ve devlet okulu ayrımı, zamanla çocuklar arasında birinci sınıf–ikinci sınıf algısı oluşturmamalıdır. Çünkü eğitim bir ayrıcalık değil, temel bir haktır.

Okullarımız, tıpkı hastanelerimiz gibi yalnızca ticari bir anlayışla değerlendirilmemeli. Bir çocuğun iyi eğitim alıp alamayacağı, ailesinin ekonomik durumuna göre belirlenmemeli.

“Paran varsa iyi eğitim al, iyi yerlere gel; paran yoksa kaderine razı ol…”

Böyle bir düzeni çocuklarımıza reva görmemeliyiz.

Bugün ailesinin maddi durumu yeterli olmadığı halde, sırf çocuğu istiyor diye ya da daha iyi bir eğitim alıp iyi bir üniversite kazanabilsin diye dişinden tırnağından artırarak özel okul ücretlerini karşılamaya çalışan anne babalar var.

Bu ailelerin fedakârlığı elbette takdire değer. Fakat bir anne babanın çocuğuna iyi bir gelecek sunabilmek için bu kadar büyük bir ekonomik yükün altına girmek zorunda kalması da üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele değil mi?

Elbette devlet okullarından çok başarılı çocuklarımız çıkıyor. Büyük emeklerle, imkânsızlıkların içinden sıyrılıp önemli başarılara imza atan öğrencilerimizi yürekten tebrik ediyorum.

Ama mesele yalnızca birkaç çocuğun bütün zorluklara rağmen başarılı olması değil.

Mesele, her çocuğun potansiyelini ortaya çıkarabileceği şartlara sahip olması.

Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimiz.

Onların geleceğini ailesinin gelir düzeyine, yaşadığı bölgeye ya da hangi okula gidebildiğine göre şekillendirmemeliyiz.

İster özel okulda, ister devlet okulunda okusun; her çocuğumuz kaliteli eğitime, iyi öğretmenlere, güvenli okullara, sosyal ve kültürel imkânlara ulaşabilmeli.

Bir çocuğun kaderini ailesinin cüzdanı belirlememeli.

Çocuklarımız arasında eğitim uçurumları büyümeden, onlara daha adil ve eşit bir eğitim sistemi sunmalıyız.

Çünkü eğitimde fırsat eşitliği sağlanmadan toplumda gerçek anlamda fırsat eşitliğinden söz etmek mümkün değil.

Çocuklarımızın geleceği, ailelerinin ekonomik gücüne değil; onların yeteneklerine, emeklerine ve hayallerine bağlı olmalı.

Unutmayalım…

Bugünün öğrencileri, yarının doktorları, öğretmenleri, mühendisleri, sanatçıları, yöneticileri ve anne babaları olacak.

Onlara bırakacağımız en değerli miras, sadece iyi binalar ya da yollar değil; adil, güçlü ve eşit bir eğitim sistemi olmalı.