Bir tanıdığım var. Daha yirmili yaşlarında, eşinden ayrılmış ve küçük bir kızı var. Kızına son derece düşkün bir anne. Ancak hayatın gerçekleri duygulara pek fırsat tanımıyor. Geçinebilmek için çalışmak zorunda.
Sorun da tam burada başlıyor.
İş saatleri ile okul saatleri birbirini tutmuyor. Kazandığı ücret ise özel bir bakıcı tutmaya yetmiyor. Mecburen çocuğunu bir yakınına bırakmak zorunda kalıyor. Bunu yazmak kolay, okumak da kolay. Ama bir de o annenin kalbine sormak lazım. Her sabah çocuğundan ayrılırken neler hissediyor?
Üstelik bu sorunun çözümü aslında sanıldığı kadar zor değil.
Okullarda ders bitiminden sonra, aileler işten çıkana kadar çocukların güvenli bir şekilde vakit geçirebileceği programlar oluşturulabilir. Böylece anne de işine devam eder, çocuk da güvenli bir ortamda kalır. Birçok Avrupa ülkesinde yıllardır uygulanan sistemlerden biri budur.
Bir diğer çözüm ise yalnız ebeveynlere yönelik maddi desteklerin artırılmasıdır. Özellikle okul sonrası bakım hizmetleri için sağlanacak yardımlar, birçok ailenin yükünü hafifletebilir. Çünkü çalışan bir annenin en büyük kaygılarından biri, çocuğunu güvenle emanet edebileceği bir imkâna sahip olup olmamasıdır.
Burada sorulması gereken soru şudur:
Çocuklarımızın ve annelerimizin huzurlu bir yaşam sürmesi için neden daha fazla destek mekanizması oluşturulmuyor?
Çalışan anneler yalnızca kendi hayatlarını değil, aynı zamanda geleceğin nesillerini de ayakta tutuyorlar. Bu nedenle, kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması, okul sonrası bakım programlarının artırılması ve ihtiyaç sahibi ailelere destek verilmesi bir lütuf değil, sosyal devlet anlayışının gereğidir.
Ben Hollanda’da eğitim gördüğüm dönemde, devletin ailelere sunduğu destekleri yakından gözlemleme fırsatı buldum. Eğitimine devam eden veya çalışan ebeveynlere çeşitli bakım hizmetleri sağlanıyor, böylece anne ile çocuk arasında zorunlu ayrılıklar en aza indirilmeye çalışılıyordu.
Güçlü bir toplum, güçlü ailelerle kurulur. Güçlü ailelerin temelinde ise çocuklarını büyütmeye çalışan fedakâr anneler vardır.
Eğer okuyan, çalışan ve üreten bir gençlik istiyorsak; çocuk bakım hizmetlerine, kreşlere ve aile destek programlarına daha fazla yatırım yapmak zorundayız.
Çünkü hiçbir anne, geçim derdi ile evladına duyduğu sevgi arasında seçim yapmak zorunda kalmamalıdır.