Beni Hor Görme Kardeşim

"Beni hor görme kardeşim,

Sen altınsın, ben tunç muyum?

Aynı vardan var olmuşuz,

Sen gümüşsün, ben sac mıyım?"

Böyle sesleniyor Sivaslı büyük halk ozanı Âşık Veysel...

Belki de Sivas'a giderken kafamızdaki peşin hükümlere istinaden bize de böyle sesleniyordu.

Hor görmek ne haddimize... Ama Sivas'a giderken daha mazbut bir Anadolu şehriyle karşılaşmayı bekliyordum. Sadece ben değil, kafilemizdeki birçok dostum da benim gibi düşündüğünü, ancak benim gibi yanıldığını dile getirdi.

Sivas; geniş caddeleri, korunmuş tarihi meydanı, günün her saati canlı ticaret hayatı, tarihi, doğası, kültürü, samimi ve candan insanlarıyla bizi fazlasıyla etkiledi.

Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu'nun 31. Başkanlar Kurulu Toplantısı için Sivas'taydık.

Önceki yazımda da Sivas programına dair tespitlerde bulunmuş, İstiklal Mücadelesi'nin mihenk taşlarından biri olan bu kentin, Basın Meslek Yasası'nın hayata geçirilmesi noktasında da tarihi sinerjisinin etkili olmasını temenni etmiştim.

İşte Sivas, daha ilk ayak bastığımız andan itibaren bizi adeta büyüledi.

Bazı şehirler vardır; sizi sadece misafir etmez, bağrına basar. Daha ilk adımınızı attığınız anda yabancılık hissini üzerinizden alır, sanki yıllardır tanıdığınız dostların arasına gelmişsiniz gibi hissettirir.

Sivas da bizim için işte böyle bir şehir oldu.

Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu'nun 31. Başkanlar Kurulu Toplantısı vesilesiyle bulunduğumuz Sivas'ta, 4 Eylül Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, kıymetli ağabeyim Muhittin Karahan'ın samimi karşılamasıyla kendimizi adeta evimizde hissettik.

Daha ilk akşam yaptığımız kısa şehir turunda bile Sivas'ın gecesinin bile ayrı bir güzelliğe sahip olduğunu gördük.

Elbette bizim seyahatlerimizin değişmeyen bir geleneği var...

Gittiğimiz her şehirde önce o kentin lezzetlerini keşfetmeye çalışıyoruz. Çünkü bir şehri tanımanın yolu biraz da mutfağından geçiyor.

Sivas'ta da öyle yaptık.

İlk akşam meşhur Sivas Köftesi'ni tattık. Ertesi sabah ise Sivaslıların vazgeçilmez sabah lezzeti olan Sivas Kellesi için Ahmet Usta'nın yolunu tuttuk. "Kelle kırdırma" geleneğini deneyimledik. Restoranın önündeki uzun kuyruk, bizi nasıl bir lezzetin beklediğinin en güzel göstergesiydi.

Sivas sadece damaklarda değil, tarihte de derin izler bırakmış bir şehir.

Bu yüzden programdaki ilk durağımız, Cumhuriyet tarihimizin en önemli mekânlarından biri olan Sivas Atatürk ve Kongre Müzesi oldu.

1884 yılında inşa edilen bu tarihi bina, Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye'nin Millî Mücadele Karargâhı olarak tam 108 gün kullandığı yer. Kongre Salonu'nda dolaşırken, çalışma odalarını gezerken ve o günlere ait belgeleri incelerken tarihin satırlarını okumaktan çok, adeta o günleri yaşamış gibi hissediyorsunuz.

Merdiven ve tavanlardaki harika ahşap işçiliği ise görülmeye değer eserler arasındaydı.

Ve İrade-i Milliye Gazetesi...

Sivas Kongresi kararlarından biri olan ve Millî Mücadele'nin basın ayağını oluşturan bu gazetenin basıldığı matbaa makinesini görmek bizim için çok önemli bir deneyim oldu. Oldukça duygulandık.

Şehirde beni en çok etkileyen yerlerden biri de Sivas Şehir Müzesi oldu.

Modern müzecilik anlayışıyla hazırlanan müze, Sivas'ın binlerce yıllık geçmişini son derece başarılı bir şekilde ziyaretçilere tarihi bir binada aktarıyor. Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Cumhuriyet'ten günümüze uzanan geniş tarih yolculuğu içerisinde şehrin kültürü, insanı ve yaşam biçimi büyük bir titizlikle anlatılıyor.

Daha sonraki durağımız, Sivas'ın simgesi hâline gelen Gök Medrese oldu. Bu eser başlı başına bir sanat harikası.

1271 yılında inşa edilen bu görkemli yapı; taş işçiliği, turkuaz çinileri ve ihtişamlı mimarisiyle insanı yüzyıllar öncesine götürüyor. Anadolu Selçuklu medeniyetinin ulaştığı estetik seviyeyi görmek isteyen herkesin mutlaka ziyaret etmesi gereken eserlerden biri.

Sivas gezimizin en ilginç duraklarından biri ise dünyanın bu alandaki ilk müzesi olma özelliğini taşıyan Savaş Atları Müzesi oldu.

Fatih Sultan Mehmet'ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e kadar birçok tarihi şahsiyetin savaş atlarının birebir canlandırıldığı müzede beni en mutlu eden ayrıntı ise Gemlik Irkı atlarının da unutulmamış olmasıydı. Yaşadığım şehir olan Gemlik'in adını burada görmek bana ayrı bir kıvanç yaşattı.

Şehirde beni en çok düşündüren noktalardan biri ise Hamidiye Millet Bahçesi'nde Nuri Demirağ'ın hatırasına ayrılan bölüm oldu.

Türkiye'nin ilk özel uçak fabrikasını kuran bu büyük girişimcinin yarım kalan hikâyesi, ister istemez insanı düşündürüyor.

Acaba o fabrika kapanmamış olsaydı bugün havacılıkta nerede olurduk?

Aynı düşünce aklıma Gemlik'te üretilen TOGG'u görünce de geliyor. Eğer yıllar önce Devrim otomobili de yarım bırakılmamış olsaydı bugün otomotiv sektöründe nasıl bir noktaya ulaşmış olurduk?

Bazen tarih, yaşananlardan çok gerçekleşemeyen hayallerle de ders veriyor.

Ve Madımak...

Türk yakın tarihinin en acı ve en karanlık sayfalarından birinin yaşandığı yer...

Sivas hoşgörüsünün baltalanmaya çalışıldığı yer. Serbest zamanda burayı da ziyaret ediyoruz. Şimdi kültür merkezi olarak hizmet veriyor

Burada yaşanan elim olay, toplumumuzu Alevi-Sünni ayrımı üzerinden kutuplaştırmak, kardeşi kardeşe düşman etmek isteyen karanlık odakların hafızalara kazınan provokasyonlarından biri olarak tarihe geçti.

Ancak bu toprakların mayasında kardeşlik, birlik ve beraberlik var. Dün olduğu gibi bugün de bu tür karanlık senaryolara teslim olmadık, yarın da olmayacağız.

Sivas programımızın en anlamlı bölümlerinden biri ise ilk akşam gerçekleştirilen "İsmail Güneş Basın Ödülleri" organizasyonu oldu.

2009 yılında Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte elim helikopter kazasında hayatını kaybeden İhlas Haber Ajansı muhabiri İsmail Güneş'in adının yaşatılması, meslek adına örnek bir vefa göstergesi. Kent Müzesi'nde ona ayrılmış bölümü de gündüz gezimiz sırasında görmüştük.

Yıllar geçse de hafızalara kazınan son telefon konuşması hâlâ yürekleri burkuyor.

Allah rahmet eylesin.

Programın ikinci gününde Başkanlar Kurulu Toplantısı gerçekleştirildi.

Toplantının ana gündemi ise yaklaşık iki yıldır hazırlıkları sürdürülen Basın Meslek Yasası taslağıydı.

Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu'nun 9 federasyon ve 93 gazeteciler cemiyetini bünyesinde buluşturan güçlü yapısıyla bu yasanın hayata geçirilmesi için ortaya koyduğu ortak irade, gazetecilik mesleğinin geleceği adına umut vericiydi.

Taslak üzerinde uzun müzakereler yapıldı. Görüşler belirtildi, katkılar sunuldu. Taslak daha da etkin ve kapsamlı bir hâl aldı.

İnşallah yasalaşır ve sektörel bazda ortada duran büyük bir ihtiyaç karşılanmış olur.

Toplantı sonrası Sivas keşfimiz devam etti.

Sivas sadece tarihiyle değil, doğal güzellikleriyle de dikkat çeken bir şehir.

Gezimiz sırasında Kangal Balıklı Kaplıcası'nda doktor balıklarını yerinde görme ve deneyimleme fırsatı bulduk. Dünyanın dört bir yanından insanların şifa umuduyla geldiği bu eşsiz merkezde devam eden büyük dönüşüm tamamlandığında, bölgenin sağlık turizmi açısından çok daha önemli bir noktaya ulaşacağı açıkça görülüyor.

Ardından Kangal Köpeği Üretim Çiftliği'ni ziyaret ettik.

Heybetli görünüşlerine rağmen son derece sakin ve dost canlısı olan Kangallar ile henüz birkaç günlük yavrularını görmek gezimizin en keyifli anlarından biri oldu.

Sivas'taki son akşamımızı, birbirinden güzel Sivas türküleri ve enfes lezzetler eşliğinde, unutulmaz bir atmosferde noktaladık.

Sivas Ticaret ve Sanayi Odası'nın ev sahipliğinde düzenlenen gala yemeğinde bir araya geldik.

Sivas yöresel halk müziği topluluğunun seslendirdiği birbirinden güzel türküler geceye ayrı bir renk kattı.

Samimi sohbetlerin, dostlukların ve meslektaş dayanışmasının ön plana çıktığı bu özel gecede, Sivas'ın kültürel zenginliğini bir kez daha yakından hissetme fırsatı bulduk.

Programın üçüncü günü Sivas'taki son durağımız ise Sıcak Çermik Kaplıcaları'ydı.

Burası büyük bir kompleks. Otel, kaplıca, aquaparklar, piknik alanları ve bungalov evleriyle ziyaretçilerine keyifli zaman ve kaliteli konaklama imkânı sunuyor.

Şifalı suların yanı sıra burada dinlediğimiz "çadır komşuluğu" kültürü beni ayrıca etkiledi. Bir zamanlar yaz aylarında ailelerin aylarca burada birlikte yaşaması, komşuluk ilişkilerini güçlendirmesi ve çocukların birlikte büyümesi, bugün özlemini duyduğumuz sosyal hayatın en güzel örneklerinden biriymiş.

Muhittin Başkanımızın sürpriziyle Çermik Kaplıcaları'nda harika bir halk dansları ve folklor gösterisiyle uğurlandık. İki ayrı ekip bize Sivas'ın halk oyunlarından örnekler sergiledi. Davul zurna çaldı, ayaklar binlerce yıllık kadim ritme uydu, kollar havaya kalktı, mendiller sallandı, birbirinden güzel figürler sergilendi.

Coşkulu bir final ve harika bir uğurlama oldu bizim için.

Programımız boyunca Sivas'ın yalnızca tarihi ve doğal güzelliklerini değil, insanını da tanıma fırsatı bulduk.

Misafirperverlikleri, samimiyetleri ve içtenlikleriyle bizleri evimizde hissettiren başta 4 Eylül Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muhittin Karahan olmak üzere organizasyonda emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.

Sivas'tan ayrılırken valizimizde birkaç hediyeden çok daha fazlası vardı.

Yeni dostluklar...

Güzel hatıralar...

Lezzeti damağımızda kalan sofralar...

Tarihin bıraktığı derin izler...

Türküler...

Ve eşsiz bir kültür...

Ve bir şeyi daha anladık...

Cumhuriyet'in ilk dönem şairlerinden Ahmet Kutsi Tecer'in kendi köyü için yazdığı meşhur şiiri hepimiz biliriz:

"Orada bir köy var uzakta.

Gitmesek de görmesek de,

O köy bizim köyümüzdür..."

Sivas, bu önermenin aslında doğru olmadığını gösterdi bize.

Gitmezsek, görmezsek hiçbir şehir, hiçbir köy, hiçbir insan bize ait olmuyor.

Sivas'a gittik... Gördük... Tanıdık... Sevdik...

Ve şimdi gönlümüzde, Anadolu'nun tam ortasında bir şehir daha var.

Sivas...

Kalın sağlıcakla.