Çok üzgünüm...
Uzun süredir böyle çaresiz ve umutsuz da hissetmemiştim.
Toplumun tüm kesimlerinin de böyle hissettiğini zannediyorum.
Özellikle de anne ve babaların. Hele hele ortaöğretim kurumlarında öğrencisi bulunan benim gibi ebeveynlerin…
Nasıl oldu da bu hale geldik? Ne değişti de biz de bu kadar başkalaştık.
Evet başkalaştık.
Biyolojik bir tabir bu. Değişmek değil bu. Başka bir şeye dönüşmek.
Ama tırtılın kelebeğe dönüştüğü, renk ve desen cümbüşü eşliğinde ortaya eşsiz bir yaratılış şaheserinin çıktığı müspet bir metamorfoz değil bu.
Bir kötüye gidiş.
Bir çöküş ve yıkılış.
Sebebi ise internet vasıtasıyla artık global bir köye dönüşen gezegenimizde, kendi çocuklarımızın da tüm dünya çocukları ile birlikte aynı kaynaktan beslendiğini göz ardı etmemiz.
Masum görünen bilgisayar oyunlarının bile ne denli tehlikeli bir ölüm tuzağına dönüşebileceğini hesap edemememiz…
Ölüm korkusu ile camdan atlayan, sınıf arkadaşına ve öğretmenine acımadan kurşun sıkan bu çocuklar kimin çocukları?
Kimin çocukları bunlar?
Bizim çocuklarımız…
Ana babalar olarak biz de suçluyuz…
Amerika'da okul basıp arkadaşlarını katleden çocukları dehşet içinde seyrederken, bu korkunun bir gün bizim okullarımızda da yaşanabileceğini hiç aklımıza getirmedik.
Ne yazık ki şimdi bizim çocuklarımız o canileri kendilerine rol model kabul edip, onlara ait fotoğrafları sosyal medyalarında profil fotoğrafı yapıp, aynı vahşi cinayetleri işler, okul arkadaşlarını ve öğretmenlerini hunharca katleder hale geldiler.
Evlatlarımız için en güvenli yer olması gereken yerler olan okullar, öğretmenlerin ve öğrencilerin hayattan koparıldıkları yerler artık.
Bugün, sosyal medyada servis edilmesine nasıl müsaade edildiğini hâlâ anlayamadığım görüntüleri siz de gördünüz mü? Okul koridorlarında önüne geleni hedef alan öğrencinin görüntülerini gördünüz mü? Öğrencisine siper olan öğretmenleri gördünüz mü? Okul binasının ikinci katındaki sınıf pencerelerinden, can havliyle birbiri ardına beton zemine atlayan çocukları gördünüz mü?
Beraber aynı kurumda eğitim aldıkları okul arkadaşları, yan sınıfta hiç tereddüt etmeden diğer okul arkadaşlarının genç bedenlerine ateş ederken, geleceğin nesillerine bir bilgi kırıntısı verebilmek için çırpınan öğretmenleri şimdi hedef olduğu kurşunlar nedeniyle can çekişirken, hepsi hayattan ve hayallerinden koparılırken, gençlerin nasıl da hiç düşünmeden boşluğa atladıklarını gördünüz mü?
Morg önünde evladının cansız bedenini teslim alan ailelerin feryadını gördünüz mü?
Ben dehşet içinde ve gözyaşlarıyla seyrettim tüm bunları.
Bu duruma nasıl ve ne zaman geldik?
Ne ara, can paremiz çocuklarımızı endişe etmeden okula gönderemez hale geldik?
Söyleyecek çok şey var ama sözler boğazımızda düğümleniyor adeta.
O nedenle artık konuşma değil aksiyon alma zamanı.
Sosyal medya için konuşulan yaş sınırlaması ve kimlik doğrulama kurallarının bir an evvel yürürlüğe girme zamanı.
Gençlerin ekran sürelerinin azaltılması için tedbir alma zamanı.
Hem çocuklarımızın hem de anne ve babalarının bilinçlenmesi için adım atma zamanı.
Film ve dizilerin senaryolarının gözden geçirilmesi zamanı.
Okullarda gerekli tedbirlerin ivedilikle alınması zamanı.
Toplum olarak, topyekûn bu gidişata dur deme zamanı.
Ama köklü, kalıcı, kararlı ve etkili tedbirler marifetiyle.
Kalın sağlıcakla.
Tabi kalabildiğiniz kadarıyla…