İnsan, dünyayı olduğu gibi değil kendi iç dünyasının penceresinden görür. Her birey yaşadığı deneyimler, korkuları, hayal kırıklıkları, inançları ve beklentileri doğrultusunda kendine özgü bir algı geliştirir. Bu nedenle aynı olaya bakan iki insan, birbirinden tamamen farklı anlamlar çıkarabilir.

Ben buna "sis" diyorum.

Her gerçeğin önünde, kişiye ait bir sis vardır. Kimi zaman bu sis geçmişte yaşanan kırgınlıklardan, kimi zaman reddedilme korkusundan, kimi zaman da değersizlik hislerinden oluşur. Sis ne kadar yoğunsa, gerçeği görmek de o kadar zorlaşır. Bu yüzden bazı insanlar hayatı sürekli acımasız, bazıları güvensiz, bazıları ise yalnızlık üzerinden okur.

Aslında her şeyi kişisel algılama eğilimi çoğu zaman karşımızdaki insanla değil, kendi iç dünyamızla ilgilidir. Çünkü zihin, belirsizlik karşısında boşlukları kendi hikâyesiyle doldurur. Bir bakış, bir sessizlik ya da kısa bir cevap çoğu zaman gerçekte olduğundan farklı anlamlar kazanır. Oysa yaşanan durum, düşündüğümüz kadar bizimle ilgili olmayabilir.

Günümüzün en büyük yanılgılarından biri de insanların kendilerini tam olarak tanımadan, başkalarını tanıdıklarını sanmalarıdır. Birkaç davranıştan yola çıkarak insanlar hakkında kesin yargılara varıyor, onları kendi zihnimizde oluşturduğumuz karakterlere dönüştürüyoruz. Fakat çoğu zaman gördüğümüz şey, karşımızdaki kişi değil kendi korkularımızın, beklentilerimizin ve yaralarımızın yansımasıdır.

İnsan bazen başkasını değil, kendi aynasını izler.

Kendi iç dünyasıyla yüzleşmek cesaret ister. Çünkü fark etmek, dikenli bir sandalyede oturmak gibidir. Rahatsız eder, can yakar, insanı kendisiyle karşı karşıya bırakır. Fark etmemek ise her gün aynı dikenlerin battığı ama sisin onları görünmez hâle getirdiği bir dünyada yaşamaktır.

Bu nedenle birçok insan gerçeği görmek yerine, kendi algısını savunmayı seçer. Çünkü algının yıkılması, bugüne kadar kurduğu anlam dünyasının da sarsılması demektir. Oysa gerçek değişmez değişen yalnızca ona baktığımız penceredir. Belki de asıl soru şudur: Gerçekten başkalarının davranışları mı bizi incitiyor, yoksa o davranışlara yüklediğimiz anlamlar mı?

Sis dağıldığında değişen dünya olmayacaktır. Değişen, dünyaya bakan gözlerimiz olacaktır. Ve belki de insanın en önemli yolculuğu, başkalarını anlamaya çalışmadan önce kendi zihnindeki sisi fark edebilmesidir.