Bulgaristan'ın Silistre ilinde doğan müderris ve vaiz Süleyman Hilmi Tunahan hocanın 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreselerin kapatılması ve müderrisliğin sona ermesi üzerine, dini eğitimin aksamaması amacıyla İstanbul'da evlerde ve camilerde gizli Kur'an dersleri vermeye başlayarak, iyi niyetli olarak ortaya çıkan bir faaliyet olarak başlamıştır.

1950'li yıllarda Menderes döneminde, Demokrat Parti iktidarıyla birlikte vaizlik görevine geri dönen Tunahan ve talebeleri, din eğitimi ve Kur'an kursu faaliyetlerini daha görünür bir zemine taşıdı. Bundan sonra daha açıktan bu faaliyetlerini yürütmeye başlamışlardı.

1959'a kadar Süleyman Hilmi Tunahan bu faaliyetlerin başlatıcısı ve liderliğini yürüttü. Vefatından sonra ise Kemal Kaçar Tunahan'ın damadı olup cemaati uzun yıllar (1959 - 2000) yönetti ve siyasi alanda temsil etti. Tunahan’dan sonra cemaat kapalı devre faaliyetlerini sürdürmeye başladı. İmam Hatip okullarına ve diğer dini grup, cemaat ve tarikatları İslam dışı görmüşler, bir çoğunu tekfire kadar ileri gitmişlerdir.

Özellikle İmam Hatiplerden mezun olanların peşinde namaz kılınamayacağı, modern oldukları, kravat takıp takım elbise giydikleri için İslam çizgisinden çıktıklarına kadar farklı rijit fikirler üretmişlerdi.

Bu gün hala kapalılıkları devam ederken, Cuma namazlarını kendi kurs binalarında kendi hocalarının önderliğinde kılarlar. Diyanet ve diğer dini yapıları kabul etmezler. Kendilerine göre fıkıh ve ilmihal kitapları vardır. Bu nedenler her görüşe yafta vuracak bir gerekçeleri vardır.

Kemal Kaçar’ın vefatından sonra Tunahan’ın torunu Arif Ahmet Denizolgun cemaate 2000 yılında liderliğe başlar. Daha sonra şüpheli bir şekilde evinde ölü bulunur ve artık ondan sonra cemaat liderliği 2016 yılında Alihan Kuriş’e geçer.

Cemaat finans kaynağı olarak önceden halktan gelen bağışlarla yurt ve kurs binaları yapıp, hocalarını finanse ederken, daha sonra ticari işletmeler açan kendi mensuplarından her türlü alış verişlerini yaparlar ve bu esnaflardan da ayrıca özel destek alırlardı.

Süreç ilerledikçe, cemaat artık şirketler kurarak iyice ticaretin içine gömüldü. Cemaatin üst yöneticileri kurs ve yurt faaliyetinden daha çok ticari ve finansman konularının içine gömülmüş oldu.

Cemaatin siyasi ayağı Demokrat Parti döneminden beri sağ partileri destekleri. Özellikle Menderes ve Demirel’in tutkusu vardı onlarda. Adalet Partisi dışında sol görüşlü bir partiye oy vermenin haram olduğu fetvası bile veriliyordu.

AK Parti döneminde de AK Parti ile ilişkileri kötü değildi, hatta AK Partide milletvekilleri bile vardı. Afif Ahmet Denizolgun’un şaibeli ölümünden sonra liderliğe geçen Alihan Kuriş’le her şey değişti. Artık CHP ile bile siyasi parti gibi iç içe girerek cemaatin ikiye bölünmesi ortamına düştüler. İkilik yapanlar cemaatten ihraçla cezalandırmalara kadar ilerledi bu durum.

Elbette ki, her yapının ilk ortaya çıkışı masum ve iyi niyetle başlasa da zaman içerisinde yapı içine olan sızmaları iyi yönetemeyen liderler yapıların nereye gideceği belli olmayan yönlere evrilmektedir. İlk çıkış nedeni Kurani kaygılar olan cemaat, Tunahan döneminde amaca uygun altın dönemi yaşarken, bundan sonra yavaş yavaş zihniyet olarak, sonra finansal olarak da sonra da siyasi olarak evrimler geçirmiştir.

Zaten dini hassasiyetlerin, tarikat ve cemaatlerin içine ticari kaygılar girip, ticarete yöneldikten sonra, yapı dini hassasiyetini finans kaygısında çevirmektedir. Para ile haşır neşir olan bu tür yapılar ihtiyacı gidermeden çok zenginleşme hedeflerine yönelme zarureti duymaktadırlar. Paranın olduğu yerde, samimiyet, vakıf ve din hizmeti görevleri arka sıralara düşmekte, zaman içinde ilk yola çıkış gayesi buharlaşmaktadır. Bu durumda cemaat mensupları birer gönüllü müşteri haline dönüşmektedir.

Son tahlilde günümüzde Alihan Kuriş’e yapılan devlet operasyonunda cemaatin yapısı ve faaliyetleriyle konu gündeme gelmemiş, finans akışları, finansal bağlantılar, yurt içi ve yurt dışı bağlantılarda finansın faktörü gibi konularla gündem olmuştur.

FETÖ olayında olduğu gibi alt tabakadaki müritlerle ilgili şu an için bir müdahale görünmemektedir. Üst yöneticilerin parasal akışlarıyla ilgili suç unsuru iddialarıyla operasyon düzenlenmiştir. Sonucunu devletin takibinden göreceğiz inşallah.

Alt kademedeki mensupların sahaya çağrılma girişimlerinin altında, onları da operasyonun parçası haline getirmek mi, yoksa liderlerinin kusurlarını örttürmek mi, ya da suçsuzluğunu bildikleri bir yerlerde destek olmak mı, bunu da zaman içinde görmüş oluruz inşallah.

Ama benim kanaatim şudur ki, dini faaliyet gösteren yapıların ticari işler içinde olmamaları, faaliyetlerini bağış ve vakıf yollarıyla yürütmeleridir. FETÖ’nün başlangıcı bu kadar temiz görünmese de, dini hassasiyetin önde olduğu dönemlerde daha etkin ve inandırıcı iken, ne zaman ki finansın içine daldılar, iş şirazeden çıkıp güç gösterisine kadar ilerlemişti. Kuriş operasyonunun sonucunu ben de merak ediyorum. Hayırla sonuçlansın dilerim.