Bir insanın kendisini nasıl gördüğü, hayatını nasıl yaşayacağını da belirler. Kendini değerli hisseden bir birey düşüncelerini ifade etmekten çekinmez, sınırlarını koruyabilir, karar alabilir ve yaşamının sorumluluğunu üstlenebilir. Kendini değersiz hisseden birey ise çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını geri plana atar, sesini kısmayı öğrenir ve zamanla kim olduğunu unutabilir. Kadınlarla yaptığım görüşmelerde sıkça karşılaştığım şeylerden biri, sahip oldukları gücün farkında olmamalarıdır. Yıllarca başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyan, güçlü olmak zorunda hisseden, ancak çoğu zaman duygularını ifade edecek alan bulamayan kadınlar görüyorum.
Oysa psikolojik sağlamlık, her yükü sessizce taşımak değil; kişinin kendi varlığını da önemseyebilmesidir. Cumhuriyet'in kadınlara kazandırdığı en büyük değerlerden biri, yalnızca haklar değil, aynı zamanda bir kimlik duygusudur.
Mustafa Kemal Atatürk, kadını toplumun edilgen bir unsuru olarak değil, geleceği şekillendiren aktif bir birey olarak görmüştür. Bu bakış açısı, kadınlara sadece eğitim ve çalışma hakkı vermemiş aynı zamanda "Sen varsın, sen değerlisin ve sen bu toplumun eşit bir parçasısın" mesajını da vermiştir.
Psikolojide aidiyet ve değer görme duygusu, insanın ruhsal gelişiminin temel taşları arasında kabul edilir. Bir kadın kendini değerli hissettiğinde yalnızca kendi yaşamı değişmez. Çocuğuyla kurduğu ilişki, ailesine yaklaşımı, topluma sunduğu katkı ve gelecek nesillere bıraktığı iz de değişir. Çünkü duygular nesilden nesile aktarılır. Güven de aktarılır, korku da. Cesaret de aktarılır, umutsuzluk da.
Atatürk'ün kızları olmak, tam da bu nedenle yalnızca tarihsel bir tanımlama değildir. Bu ifade; düşünebilen, üretebilen, kendini ifade edebilen, öz değerinin farkında olan kadınları anlatır. Kendi yaşamının öznesi olabilen, sesini duyurmaktan çekinmeyen ve bulunduğu çevreyi dönüştürebilen kadınları...
Bir toplumun ruh sağlığına bakmak istiyorsanız, kadınlarının ne kadar özgür konuşabildiğine, ne kadar güvende hissedebildiğine ve ne kadar görünür olduğuna bakın. Çünkü güçlü kadınlar yalnızca güçlü bireyler değil, aynı zamanda psikolojik olarak daha sağlıklı nesiller yetiştirirler.
Bugün bizlere düşen görev, Cumhuriyet'in kadınlara emanet ettiği bu öz değer duygusunu korumak ve güçlendirmektir. Çünkü bir kadın kendi değerini hatırladığında, yalnızca kendisi değil, dokunduğu hayatlar da değişmeye başlar.