Türk dünyasının büyük şairlerinden biri olan Muhammed Hüseyin Şehriyar, Türkçe
yazdığı manzume ve şiirleri ile Güney Azerbaycan’daki edebi hayata büyük bir canlılık ve
tekrarsız bir milli ruh katmıştır.
Onun diller ezberi olan “Haydarbaba’ya selam” manzumesi yazıldığı günden bugüne
kadar sevilerek okunmakta ve üzerine bitip tükenmeyen araştırmalar yapılmaktadır.
Şehriyar Türk’e, Türkçülüğe karşı koyan ve İran’da yaşayan Türklere zulmeden bir
rejimin yönettiği ülkede doğdu.
Uzun süre memleketinden, doğduğu Tebriz şehrinden uzakta kallmasına rağmen, hiçbir
zaman ana dili olan Türk dilini ve Türklerin örf adetlerini unutmadı.
Bu kişiliği onu, Türk dünyasının üstat şairleri olan M. E. Sabir, Tevfik Fikret ve Mehmet
Akif Ersoy yaratıcılığına hayran bırakmıştı.
Üstat röportajlarında da bu şairlere olan sevgisini defalarca ifade etmiştir.
“Türkiye’ye hayali sefer” şiirinin ilk bendini okuduğumuz zaman üstadın Mehmet Akif
hasreti, Mehmet Akif sevgisinin şahidi oluyoruz:
Gelmişim nazlı hilal ülkesine,
Fikret’in ince hayal ülkesine,
Akif’in marşı yaşardıp gözümü,
Bahıram Yahya Kemal ülkesine.
Dikkatinize sunulan bu makalede her zaman Türk olduğunu ifade eden, Türkiye’ye hayali
seyahatlerde bulunan Şehriyar’ın Türk Dünyasının ölmez şairi Mehmet Akif Ersoy’a olan
sevgisinden, onun “Türkiye’ye hayali sefer” ve “Türk evladı gayret vaktidir” şiirlerinden,
ayrıca onun Türk diline, bu dilin güzelliğine olan hayranlığından bahsedeceğiz.
Anahtar kelimeler: Şehriyar, Mehmet Akif Ersoy, “Türkiye’ye hayali sefer”, “Türk
evladı gayret vaktidir”.
Muhammed Hüseyin Şehriyar yaratıcılığa Farsça yazarak başladı. Farsça Divan yarattı.
Üstadın Azerbaycan sevdalısı, Türkçü olmasıyla ilgili bazen tartışmalı düşünceler
paylaşılıyor, halen de tartışmalar sürmektedir.
Bunun sebebi şairin eserlerinin birçoğunun Farsça yazılmış olmasıdır. Bu eserlerde
milliyetçilik ruhunun eksik olmasından bahsetseler de, ben bir araştırmacı olarak bu
düşüncelere katılmıyorum.
Doğrudur, Şehriyar Farsça yazdı, fakat dünya edebiyat tarihine, Türkçe yazdığı “Haydar
Babaya Selam” manzumesiyle dâhil oldu.
Muhammed Hüseyin Şehriyar Türkçü idi, o, yasaklanmış olan ana diline aşıktı, o bir
milliyetçiydi.
Şehriyar’ın milliyetçilik düşüncesi içinde dünyevilik, diğer milletlere saygı, dikkat,
insanlığa sevgiyi de barındırıyordu.
Şehriyar Farsça yazdı ama Türklüğünü unutmadı, milli değerlerinden hiçbir zaman
vazgeçmedi.
Türk’e iğrenme duygusuyla yanaşanlara karşı sert mısralarla düşüncelerini ifade etti:
Gama dedim: haçanadek bizi bezdireceksen
Dedi: buyur, budu geldim dedim ki, …caksan,
Dedi: palan kimi galın diktirmişem sene bir çul,
Dedim: eşek özünsen, tikilse söktüreceksen.
Bu mısralar şairin “Gamla atış-barış” şiirinden alınmıştır.
Şair bu şiirinde Gam adı altında zalim rejime hitap etmiş bulunuyor. Fars idare usulünün
Türk milletine olan saygısızlığı, nefreti Şehriyar’ı asla rahat bırakmıyordu. Hatta
sevgilisinden onu zorla ayırırlarken bile, içindeki kederi, acıyı milletinin acısından üstün
tutmadı.
Şehriyar’ın milli ruhta eserler yazmasına, Türk dünyasının büyük şairlerinin edebi
yaratıcılıklarının ciddi etkisi olmuştur.
Üstat şair Fuzuli’nin, Sabir’in, Yahya Kemal’in, Tevfik Fikret’in, Mehmet Akif Ersoy’un
eserlerini okuyarak onlardan ilham almıştır.
“…Tarihte Türk milliyetçiliğinin şahlandığı dönemler vardır. Türk toplumunda milli
duyguların en üstün değer olarak belirlendiği zamanlarda, siyasi ve ekonomik şartlar ne olursa
olsun, Türk milletinin hayret verici başarılara imza atması dünya çapında bilinen bir gerçektir.
Milliyetçi olmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bu, soydaşlarını, aynı kültürden zevk alanları,
kederde ve sevinçte ortak olanları yalnızca sevmeyi değil, aslında onlar için gerekirse
fedakârlık yapabilmeyi gerektiriyor. Yani milliyetçilik duygusu ahlakın en yüksek zirvesinde
konuşlanmış ruh halidir”.
Ünlü Türk profesör İbrahim Kafesoğlu’nun bu satırlarını okurken Şehriyar’ın kalbinde
kanayan yaraların hangi vazgeçilmezler uğruna verdiği savaşlardan açıldığını tahmin
edebiliyorum.
Profesörün tasvirinde milliyetçilere atfedilen özellikleri okudukça, Şehriyar’ın da nasıl bir
milliyetçi, nasıl bir Türkçü olduğunun şahidi oluyorsun.
Azerbaycan’ın görkemli araştırmacılarından Rahim Sultanov ‘Haydar Baba’ya Selam”
kitabına yazdığı mukaddimesinde diyor ki, Şehriyar’ın en çok sevdiği şair Hafız’dır.
Hafiz, Şehriyar’ın Fars şairleri arasında önemsediği şairdir. Üstat Şehriyar’ın mükemmel
şair gibi yetişmesinde Hafız’ın eserlerinin rolü yadsınamaz.
Hafız’dan başka Şehriyar’ı kendine vurgun eden başka hangi şairler vardı?
Fuzuli, Mirza Elekber Sabir, Tevfik Fikret ve milli ruhundan ilham aldığı, “İstiklal Marşı”
ile gönüllere taht kuran, büyük Türk şairi Mehmet Akif Ersoy.
Mehmet Akif inancı ve eserlerinden yansıyan samimiyetiyle, milletine, vatanına
sadakatiyle Şehriyar’ın ilgisini kendine çekmişti.
Vatan ve bayrak sevgisi, özgürlük aşkı gibi kutsal değerler üzerinde yükselen milli
mücadeleyi “İstiklal Marşı” mısralarına sığdıran Mehmet Akif Ersoy, bu eseriyle Şehriyar’ın
da gönlünü fethetmişti.
Bu şairlerin eserleri üstadın manevi gıda kaynağı olmuştur.
Mehmet Akif yaratıcılığının hangi yönleri şairi kendine hayran bırakmıştır?
Hayatı, kişisel özellikleri ve kaleme aldığı eserleri ile okurlarına yüksek manevi duygular,
geleceğe güven, milli birlik duyguları aşılayan Mehmet Akif, Türk ulusunun özel sevgisini
kazanmıştı. “O, döneminin bütün sosyal meselelerini sebep ve süreçlerle birlikte eserlerinde
yansıtıyordu”.
Şehriyar yazıyor:
Deyirem Akif ile gâh cumalım,
Üfügün cilve-yi maneviyetine.
Gâh Kamal’dan gol alıp yükselelim,
Bahalım Fikret’in ülviyetine.
Hangi duygulardı üstada 27 dörtlükten oluşan “Türkiye’ye hayali sefer” şiirini yazdıran?!
Şehriyar hayallerinde Türkiye’ye gider, sevdiği ve etkilendiği bu üç şairi ziyaret eder, o
şairlerle mısralarda sohbet eder, kendini o diyarda yabancı hissetmediğini, sanki kendisinin
defalarca Türkiye’ye gerçekten gitmiş olduğunu tasavvur ederdi.
Gurbet ehsas elemem men burda,
Sanki öz doğma diyarımdı menim
Nerede vardı garındaşlarımız,
Ana yurdumdu, hasarımdı menim.
Şehriyar Akif’e olan sevgisini “Türk evladı gayret vaktidir” eserinde de hissettiriyor:
Akif’in şe’rine bah gör, neler etmiş bize küfr
Her kademde guyu gazmış, ne de salmış derine.
Biz de İslam’a gayıttıkta gelin elbir olak,
Türklerin her iki dünyası gayıtsın yerine.
Şehriyar’ın eserlerinde Mehmet Akif şiirinde rastlanan karamsarlığa olumlu (umutlu)
notalar ekleyerek yazdığı dizelere de tesadüf edilir.
M. A. Ersoy yazıyor:
Bizler edvar-ı faziletleri cidden parlak
Bir büyük milletin evladıyız, oğlum ancak
O fazilet son üç asrın yürüyen ilmiyle,
Birleşip gitmedi; battıkça da ümmet cehle
Bünyevi kudreti günden güne meflûc olarak
Bir düşüş düştü ki; davransa da sarsak sarsak
Garbın emriyle yatıp kalkmaya artık mahkûm.
Çünkü hakim yaşatan şevket-i fenden mahrum
Marifetten de cüda Şark, faziletten de.
Şehriyar ise şöyle yazıyor:
Türkü bir çeşmə ise, men onu derya eledim,
Bir soyuk merekeni mehşer-i kübra eledim,
Bir işıltıydı Süha ulduzu tek görsenmez,
Göz yaşımla men onu egd-i Süreyya eledim.
Ümüdüm var ki, bu derya hele okyanus ola,
Ona zamin bu zamine ki, müheyya eledim.
Ürfanın olmasa, şe’r ü edeb ibga olmaz
Men de ürfana çatıb, şe’rimi ibga elədim.
Mehmet Akif şiirde şanlı Türk tarihinden bahsederek, toprak, vatan, namus yolunda
tarihen canını feda eden, son damla kanına kadar savaşan yiğit Türk evlatlarını anıyor, onları
döneminin insanlarına örnek gösteriyor, şehit ruhları karşısında hürmetini ifade ediyor. Şair
bu halde öyle bir yüce makama dayanıyor ki, onun sesi vatanın düşman esareti ve düşman
taptağından (çizmesinden) korunmaya, tedbir almaya sesliyor (çağırıyor):
Kim bu cennet vatanın uğrunda olmaz ki, feda,
Şüheda fışkıracak torpağı sıksan, şüheda.
Canı, canını, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Şəhriyar ise vatan dərdini, acısını, İran için şehit olup karşılığında İran’dan yalnız zillet,
azap gören memleketinə yüz tutarak (yönelerek) yazıyor:
Gönlüm kuşu ganad çalmaz sensiz bir an Azerbaycan.
Hoş günlərim getmir müdam heyalımdan, Azerbaycan.
Bütün dünya bilir senin kudretinle, dövlətinle
Abad olub, azad olub mülk-i İran, Azerbaycan.
Veya:
İgidlerin İran üçün şehid olub, evezinde
Derd almısan, gam almısan sen İran’dan, Azərbaycan!
Milli duyguların kalbine hakim olduğu üstat Şehriyar her zaman Türk’ün büyüklüğünü,
kudretini şiirlerine sindirmiş, Türk’ün hüneri ile gurur duymuş, hem Kuzey Azerbaycan’a,
hem Türkiye’ye kavuşmak hasretiyle ömrünü sona erdirmiştir.
Onun edebi yaratıcılığında ana dili konusu, vatan konusuyla eşit ilerliyor.
Şairin daha Pehlevi rejimi zamanı İran’da Azerbaycan Türkçesine yasaklar konulduğu bir
dönemde, 1969 yılında yazdığı “Türk’ün dili” şiiri ana dilimiz - Türkçemiz hakkında yazılmış
olan en sert ve en anlamlı eserlerden biridir:
Türk’ün dili tek sevgili, istekli dil olmaz,
Özge dile katsan, bu asil dil asil olmaz
Öz şe’rini Fars’a, Arab’a katmasa şair,
Şe’ri eşidenler, okuyanlar kesil olmaz.
Üstadın ruhu şimdi rahattır, çünkü artık Güneyli Türk kardeşlerimize hem Kuzey
Azebaycan’ın, hem de Türkiye’nın sınır kapıları açıktır.
Bugün Şehriyar’ı her iki devlette gencinden yaşlısına kadar herkes tanıyor, onun edebi-
bedii yaratıcılığı araştırılıyor, eserleri ve kendisi hakkında bilimsel araştırmalar yapılıp kitap halinde farklı dillerde basılıyor.