Aidatını ödediğimiz kurumlar ticaretimize ne katıyor?
Türkiye’de bir şirket kurduğunuzda pek çok sorumluluğu da üstlenirsiniz. Sermaye koyarsınız, yatırım yaparsınız, istihdam sağlarsınız, vergi ödersiniz, ekonomik risk alırsınız. İşinizi geliştirmek, yeni müşteriler bulmak, rekabet etmek ve ayakta kalmak için mücadele edersiniz.
Bir de bütün bunların yanında, tercihinize bırakılmayan bir üyeliğiniz vardır: Ticaret odası üyeliği.
İsteseniz de istemeseniz de üye olursunuz. Hizmetlerinden yararlansanız da yararlanmasanız da aidat ödersiniz. Üstelik şirketiniz kâr elde ettiğinde, ticari bilanço kârınız üzerinden hesaplanan munzam aidat da gündeme gelir.
Peki, karşılığında ne alırsınız?
İşte bugün, özellikle ticaret odası seçimlerinin konuşulduğu bir dönemde, bu soruyu sormamız gerektiğine inanıyorum.
Ticaret odaları gerçekten üyelerine hizmet eden kuruluşlar mı, yoksa üyelerin kanunen finanse etmek zorunda olduğu kurumlara mı dönüştü?
Öncelikle şunu açıklığa kavuşturmak isterim: Ticaret odalarının varlığına karşı değilim. Aksine, güçlü, etkin, üreticinin, sanayicinin ve tüccarın yanında duran ticaret odalarının ülke ekonomisi için önemli olabileceğine inanıyorum.
Benim itirazım, üyeliğin zorunlu olmasına ve bu zorunluluğun sağlanan hizmetten bağımsız olarak sürdürülmesine.
Ticaret odaları olmasaydı neyi yapamazdık?
Kendimize basit bir soru soralım.
Yarın ticaret odaları olmasa, ticaret sicili ve gerekli resmî belge işlemleri ilgili kamu kurumlarına devredilse, ticaret hayatımızda ne değişirdi?
Şirketlerimiz üretim yapamaz mıydı?
Mal alıp satamaz, ihracat gerçekleştiremez, istihdam sağlayamaz mıydık?
Yeni yatırımlar yapamaz, müşterilerimizle sözleşme imzalayamaz mıydık?
Elbette bunları yapmaya devam edebilirdik.
Bugün ticaret sicili müdürlüklerinin odalar bünyesinde faaliyet göstermesi, bu hizmetin yalnızca odalar tarafından verilebileceği anlamına gelmez. Nitekim ticaret sicili esasen bir devlet sicilidir. Farklı bir yasal düzenlemeyle doğrudan kamu idaresi tarafından da yürütülebilir.
Kapasite raporları, menşe belgeleri ve diğer bazı işlemler de yetkileri yeniden düzenlenmek şartıyla farklı kurumlar tarafından gerçekleştirilebilir.
O halde asıl sorumuz şudur:
Ticaret odalarının belge düzenlemek dışında, üyelerinin ekonomik gelişimine sağladığı somut katkı nedir?
Aidat ödüyoruz. Peki ne kazanıyoruz?
5174 sayılı Kanun’a göre ticaret odalarına üyelik zorunlu. Üyeler kayıt ücreti, yıllık aidat ve şartları oluştuğunda munzam aidat ödüyor.
Munzam aidat, şirketlerin kurumlar vergisi beyannamelerinde yer alan ticari bilanço kârı üzerinden binde beş oranında hesaplanıyor. Kanuni üst sınırlar ve istisnalar da mevcut.
Burada üzerinde durulması gereken bir husus var.
Bir girişimci sermayesini ortaya koyuyor, yatırım yapıyor, ticari risk üstleniyor, gece gündüz çalışıyor ve sonuçta kâr elde ediyor. Ancak ticaret odasının bu başarıya herhangi bir doğrudan katkısı bulunmasa da kanunda öngörülen aidatı ödeme yükümlülüğü devam ediyor.
Elbette aidat, bire bir hizmet satın alma bedeli değildir. Meslek kuruluşlarının ortak hizmetlerini finanse etme amacı da vardır.
Ancak bu durum şu soruyu ortadan kaldırmıyor:
Üyelerden toplanan kaynaklar, üyelerin ekonomik gücünü artırmak için ne ölçüde kullanılıyor?
Oda bütçelerinin ne kadarı kurumsal giderlere, ne kadarı üyelerin gelişimine ayrılıyor?
Kaç üyeye yeni pazar kazandırılıyor?
Kaç işletmenin finansmana erişimi kolaylaştırılıyor?
Kaç sanayicinin üretim maliyetlerini düşürmesine yardımcı olunuyor?
Kaç şirket, odasının desteğiyle yeni müşteriler buluyor veya ihracata başlıyor?
Bunların ölçülmesi ve kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini düşünüyorum.
Toplantı yapmak hizmet üretmek midir?
Bugün birçok ticaret odasının eğitimler, konferanslar, fuarlar, toplantılar ve yurt dışı ziyaretleri düzenlediğini biliyoruz.
Bunlar elbette yapılması gereken faaliyetlerdir.
Ancak bir toplantının yapılmış olması, üyeye ekonomik fayda sağlandığı anlamına gelmez.
Bir fuara elli firmayı götürmek başarı olarak sunulabilir. Fakat o firmalardan kaçı yeni iş bağlantısı kurmuştur?
Kaçı ihracat sözleşmesi imzalamıştır?
Kaçının cirosu artmıştır?
Bir eğitim düzenlemek değerlidir. Ancak bu eğitimin işletmelerin verimliliğine, rekabet gücüne veya insan kaynağı kalitesine katkısı ölçülüyor mu?
Ticaret odalarının başarısı düzenledikleri toplantıların sayısıyla değil, üyelerine sağladıkları faydayla değerlendirilmelidir.
Haksızlık etmek istemem. Türkiye’de çok değerli çalışmalar yapan, üyelerini geliştiren, sanayiye ve ticarete katkı sağlayan odalarımız da mutlaka var.
Ancak kişisel gözlemim, bazı odaların potansiyellerinin oldukça gerisinde kaldığı yönünde.
Bu nedenle bütün odaları aynı kefeye koymak yerine, her birinin performansını somut verilerle değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Üyelik gönüllü olsa ne olurdu?
Ben ticaret odası üyeliğinin gönüllülük esasına dayanması gerektiğini düşünüyorum.
Bir ticaret odası gerçekten değerli hizmetler sunuyorsa, üyeler zaten o kurumun parçası olmak isteyecektir.
Yeni iş bağlantıları sağlayan, uluslararası pazarlara erişimi kolaylaştıran, üyelerinin sorunlarına çözüm üreten, sektörel gelişmeleri takip eden ve işletmelere rekabet avantajı kazandıran bir ticaret odasına neden üye olmayalım?
Böyle bir odaya aidat ödemekten neden rahatsızlık duyalım?
Gönüllü üyelik sisteminde odalar, üyelerini kaybetmemek için daha fazla hizmet üretmek, kendilerini geliştirmek ve kaynaklarını daha verimli kullanmak durumunda kalacaktır.
Elbette bu modelin de üzerinde çalışılması gereken yönleri bulunuyor. Ticaret odalarının kamu adına yürüttüğü görevlerin finansmanı, bütün işletmelerin ortak çıkarlarının temsil edilmesi ve küçük işletmelerin sistemde söz sahibi olması gibi konular çözüm bekleyecektir.
Fakat bu sorunların bulunması, gönüllü üyelik modelinin tartışılmasına engel olmamalıdır.
Resmî görevlerle üyeliğe dayalı ekonomik hizmetler birbirinden ayrılabilir. Kamu hizmetleri kamu güvencesinde yürütülürken, ticaret odaları da sundukları katma değerle üyelik kazanabilir.
Seçimlerden önce cevaplanması gereken soru;
Yaklaşan ticaret odası seçimlerinde yine adayları, listeleri, ziyaretleri, toplantıları ve vaatleri konuşacağız.
Ancak ben önce başka bir konuyu tartışmamız gerektiğini düşünüyorum.
Yeni dönemde başkan kim olacak sorusundan önce, ticaret odalarının üyelerine hangi somut hizmetleri sunacağı konuşulmalı.
Dört yılın sonunda ne kadar aidat toplandığı kadar, bu kaynaklarla neyin başarıldığı da açıklanmalı.
Hangi sektörlerin sorunları çözüldü?
Hangi işletmeler yeni pazarlara açıldı?
Hangi yatırımların önü açıldı?
Hangi üyelerin ticari faaliyetleri kolaylaştırıldı?
Ve en önemlisi, bütün bunlardan kaç üye gerçekten yararlandı?
Çünkü ticaret odalarının asli amacı kendi kurumsal varlıklarını büyütmek değil, temsil ettikleri ticaret ve sanayinin gelişimine katkı sağlamaktır.
Son bir soru…
Bütün ticaret odası üyelerine tek bir soru yöneltmek istiyorum:
“Yarın ticaret odası üyeliği zorunlu olmaktan çıkarılsa, bugünkü hizmetler karşılığında kendi isteğinizle aidat ödemeye devam eder miydiniz?”
Ben bu soruya kendi adıma açıkça cevap veriyorum:
Bugünkü koşullarda, üyelik gönüllü olsaydı ticaret odası üyeliğimi sonlandırırdım.
Bu benim kişisel tercihimdir. Herkesin aynı düşünmesini beklemiyorum.
Hatta isterim ki ticaret odaları öylesine önemli hizmetler sunsun, üyelerinin ticaretine öylesine değer katsın ki, bu düşüncemi yeniden değerlendirmek zorunda kalayım.
Çünkü ihtiyacımız olan, ticaret odalarının ortadan kalkması değil; varlıklarını üyelerine sağladıkları faydayla anlamlı kılmalarıdır.
Unutmayalım:
Güçlü bir ticaret odası, çok sayıda zorunlu üyeye sahip olan değil, üyelerinin kendi isteğiyle içinde bulunmak istediği odadır.
Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Tüccar ve sanayici ticaret odası için mi var, yoksa ticaret odası tüccar ve sanayici için mi?