Yalova’da uzun zamandır dikkatimi çeken bir durum var.

Burada birini eleştirmek çok zor.

Hatta bırakın eleştirmeyi, tavsiye vermek bile bazen başınıza iş açabiliyor.

Sanki herkese sürekli şunu söylemeniz gerekiyor:

“Sen en iyisisin.”

“Sen en büyüksün.”

“Muhteşem işler yapıyorsunuz.”

“Her şey harika.”

“Yalova sizin sayenizde uçuyor.”

Bunu söylediğiniz sürece problem yok.

Omuzlara vurulur.

Gülümsemeler eksik olmaz.

“Dostum”, “arkadaşım”, “kardeşim” havaları havada uçuşur.

Ama bir gün çıkıp:

“Arkadaşlar, burada bir şey yanlış gidiyor.” Deyin.

İşte o zaman işler değişiyor.

Bir anda herkes üzerine alınıyor.

Herkes gardını alıyor.

Herkes size karşı pozisyon almaya başlıyor.

Dün sizinle aynı masada oturan insanın bugün tavrı değişebiliyor.

Neden?

Çünkü eleştirdiniz.

Yahu hepiniz dünyanın en mükemmel insanları mısınız?

Benim anlayamadığım şu:

Bir şehri yönetiyorsunuz.

Bir kurum yönetiyorsunuz.

Bir oda yönetiyorsunuz.

Bir dernek yönetiyorsunuz.

Bir kamu görevi yapıyorsunuz.

Elbette yanlışınız olacak.

Eksikleriniz olacak.

Yapamadığınız işler olacak.

Bunların söylenmesi neden bu kadar rahatsız edici?

Yahu hepiniz dünyanın en mükemmel insanları mısınız?

Hiç yanlış yapmıyor musunuz?

Her kararınız doğru mu?

Her yaptığınız proje başarılı mı?

Her kurum dört dörtlük mü çalışıyor?

Eğer öyleyse zaten Yalova'nın bugün çok farklı bir yerde olması gerekirdi.

Ama sokakta yaşayan vatandaşın gördüğü Yalova ile toplantılarda anlatılan Yalova arasında bazen ciddi bir fark olduğunu düşünüyorum.

Ve benim kişisel kanaatim şu:

Yalova daha iyisini hak ediyor.

Daha iyi şehircilik.

Daha fazla yatırım.

Daha güçlü kültür ve sanat hayatı.

Daha fazla spor yatırımı.

Gençler için daha fazla imkân.

Daha iyi trafik yönetimi.

Daha planlı gelişme.

Daha güçlü bir kent vizyonu.

Daha fazla ortak akıl.

Yalova'nın sahip olduğu konum, doğa, ulaşım avantajı ve insan kaynağı düşünüldüğünde çok daha güçlü bir şehir olması gerektiğine inanıyorum.

Bunu söylemek Yalova'yı kötülemek değildir.

Tam tersine:

Bir şehri gerçekten seviyorsanız onun daha iyi olmasını istersiniz.

Eleştiri düşmanlık değildir

Bizde garip bir anlayış oluştu.

Birini eleştiriyorsanız ona karşısınız.

Bir belediyeyi eleştiriyorsanız belediye başkanına düşmansınız.

Bir odayı eleştiriyorsanız oda başkanına karşısınız.

Bir kamu kurumunun uygulamasını eleştiriyorsanız kuruma düşmansınız.

Bir iş insanının yaptığı işi eleştiriyorsanız kişisel husumetiniz vardır.

Niye?

Eleştiri neden düşmanlık olsun?

Tam tersine, gerçekten düşman olan insan çoğu zaman hiçbir şey söylemez.

Bırakır hata yapmaya devam edin.

Çünkü sizin düzelmeniz umurunda değildir.

Ama: “Şurada hata var, bunu düzeltelim.” Diyen insan belki de size kötülük değil iyilik yapıyordur.

Ne yazık ki biz bunu tersinden okumaya başladık.

Eleştirene düşman, pohpohlayana dost diyoruz.

Bence en büyük hata da burada.

Tavsiye vermek bile riskli hale geldiyse…

Bir başka ilginç durum daha var.

Bazen eleştiri bile yapmıyorsunuz.

Sadece fikir söylüyorsunuz.

“Şöyle yapılsa daha iyi olmaz mı?”

“Bu konuda bir çalışma yapılabilir.”

“Bu şehre şöyle bir proje yakışır.”

“Şu uygulamayı başka şehirlerde gördüm, Yalova'da da yapılabilir.”

Bunda bile birileri rahatsız olabiliyor.

Çünkü tavsiye verdiğiniz anda bazı insanlar bunu şöyle algılıyor:

“Sen benden daha mı iyi biliyorsun?”

Hayır kardeşim.

Mesele kimin daha iyi bildiği değil.

Mesele şehrin daha iyi olması.

İyi bir fikir varsa kimden geldiğinin ne önemi var?

Vatandaştan gelmiş.

Mühendisten gelmiş.

Esnaftan gelmiş.

Öğrenciden gelmiş.

Emekliden gelmiş.

Muhaliften gelmiş.

İktidardan gelmiş.

Ne fark eder?

Fikir iyiyse alınır.

Değerlendirilir.

Uygunsa uygulanır.

Bunun adı ortak akıldır.

Kurumlar alkış kulübü değildir

Belediyeler…

Kamu kurumları…

Ticaret ve sanayi odaları…

Esnaf odaları…

Meslek kuruluşları…

Dernekler…

Bunların hiçbiri yöneticilerin alkış kulübü değildir.

Bu kurumlar toplum için vardır.

Dolayısıyla bu kurumlarla ilgili vatandaşın, üyenin, esnafın, iş insanının, meslek insanının fikir söylemesi son derece doğaldır.

Hatta söylemesi gerekir.

Bir kurum yalnızca kendisini övenleri dinliyorsa orada ciddi bir problem vardır.

Çünkü sürekli:

“Çok iyisiniz.”

“Harikasınız.”

“Başkanım muhteşemsiniz.”

“Her şey mükemmel.”

diyen insanların arasında bir süre sonra gerçeklik duygusu kaybolur.

Sonunda herkes birbirine bakıp:

“Ne kadar başarılıyız.” Demeye başlar.

Ama dışarı çıktığınızda vatandaş başka bir şey anlatıyorsa orada durup düşünmek gerekir.

Yanlış beğenmiş olabilir misiniz kendinizi?

Bazen insanın aklına gerçekten şu soru geliyor:

Acaba kendinizi biraz fazla mı beğeniyorsunuz?

Kendini beğenmek tek başına problem değil.

İnsan kendine güvenebilir.

Yaptığı işle gurur duyabilir.

Ama ortada somut başarı yokken sürekli kendinizi başarılı ilan ediyorsanız mesele değişir.

Çünkü başarı kişinin kendi kendisine verdiği bir unvan değildir.

Başarı sonuçla ölçülür.

Vatandaşın hayatına ne kattınız?

Şehri nereden nereye taşıdınız?

Sizden sonra ne kalacak?

İşte esas ölçü budur.

Yoksa toplantılarda birbirimizi alkışlamak kolay.

Sosyal medyada fotoğraf paylaşmak kolay.

Birbirimize plaket vermek kolay.

Birbirimizi “Yalova'nın değeri” ilan etmek de kolay.

Zor olan, gerçekten değer üretmek.

“Hisseli Harikalar Kumpanyası”

Ben zaman zaman Yalova'daki bu yapıyı kendi kendime “Hisseli Harikalar Kumpanyası” diye tarif ediyorum.

Herkes çok hassas.

Kimseye bir şey söyleyemiyorsunuz.

Herkes hemen alınıyor.

Herkes hemen küsebiliyor.

Ama iş çözüm üretmeye geldiğinde aynı hassasiyeti göremiyorsunuz.

Bir tarafta pohpohlama kültürü…

Bir tarafta sessizlik…

Bir tarafta üç maymun:

Görmedim.

Duymadım.

Bilmiyorum.

Ta ki mesele kendi kapısına gelene kadar.

İşte o zaman bir bakıyorsunuz yıllardır susan insan birden doğruları anlatmaya başlamış.

Neden?

Çünkü bu defa sistem ona dokunmuş.

Oysa doğrular yalnızca bize zarar geldiğinde söylenmemeli.

Doğru, her zaman doğru olmalı.

Seçimden önce başka, seçimden sonra başka

Bu şehirde, ( aslında yalnızca bu şehirde de değil) bir başka hastalığımız daha var.

Seçim zamanı herkes konuşuyor.

Herkes sorunları biliyor.

Herkes şehrin neye ihtiyacı olduğunu anlatıyor.

Herkes değişim istiyor.

Seçim bitiyor.

Bir anda sessizlik.

Dün eleştirdiğiniz insanlarla bugün yan yana fotoğraf.

Dün: “Bu şehir böyle yönetilmez.” Diyen insan,

Bugün: “Başkanım çok güzel işler yapıyor.” Demeye başlıyor.

İşte bu yüzden eleştiri kültürü gelişmiyor.

Çünkü eleştiri çoğu zaman ilkesel değil, kişisel pozisyona göre yapılıyor.

İşime gelirse konuşuyorum.

İşime gelmezse susuyorum.

Bana dokunursa bağırıyorum.

Dokunmazsa üç maymun.

Bu şehir böyle gelişmez.

Belki de Yalovalı memnundur

Bazen kendime de şu soruyu soruyorum:

Belki ben yanlış düşünüyorum.

Belki Yalovalı gerçekten bu durumdan memnun.

Belki beklentisi bu kadar.

Belki daha fazlasını istemiyor.

Bu da mümkündür.

Demokrasi biraz da budur.

Toplum nasıl bir yönetim, nasıl bir şehir ve nasıl bir kurum düzeni istiyorsa sonuçta onu üretir.

Ama ben şahsen Yalova'nın daha iyisini yapabileceğine inanıyorum.

Bu şehir küçük olabilir.

Ama potansiyeli küçük değil.

İstanbul'un yanında.

Bursa'nın yanında.

Kocaeli'nin yanında.

Denizi var.

Doğası var.

Termali var.

Sanayisi var.

Turizmi var.

Eğitim kurumları var.

İnsan kaynağı var.

Bütün bunlara rağmen yıllarca aynı sorunları konuşuyorsak, kendimize şu soruyu sormak zorundayız:

Biz gerçekten yeterince iyisini mi istiyoruz?

Doğru söyleyeni Yalova'dan kovmayın

Bence bir şehrin gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden biri eleştiriye tahammülüdür.

Bir yönetici kendisini eleştireni dinleyebiliyorsa güçlüdür.

Bir kurum farklı fikri masaya alabiliyorsa güçlüdür.

Bir belediye vatandaşından gelen öneriyi değerlendiriyorsa güçlüdür.

Eleştireni dışlamak güç göstergesi değildir.

Tam tersine güvensizlik göstergesidir.

O yüzden Yalova'nın belki de en çok ihtiyacı olan şey yeni bir bina, yeni bir meydan veya yeni bir slogan değildir.

Biraz daha eleştiri kültürü.

Biraz daha ortak akıl.

Biraz daha “Acaba biz nerede yanlış yapıyoruz?” diyebilme cesareti.

Biraz daha az pohpohlama.

Biraz daha az “başkanım harikasınız”.

Biraz daha az üç maymun.

Ve biraz daha fazla gerçek.

Çünkü doğru söyleyeni Yalova'dan kovarsanız sonunda etrafınızda yalnızca size:

“Her şey harika.” Diyen insanlar kalır.

Oysa bir şehri geliştirenler her şeyin harika olduğunu söyleyenler değil; Neyin daha iyi yapılabileceğini söyleme cesareti gösterenlerdir.