Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde isimlerden önce programı, vaatlerden önce ölçülebilir hedefleri konuşmanın zamanı.
Ticaret ve Sanayi Odalarında seçim dönemi yaklaştığında bildik ziyaretler başlar.
“Abi desteğinizi bekliyoruz.”“Bu dönem güzel işler yapacağız.”“Sektörümüz için çalışacağız.”“Bizi desteklerseniz çok şey değiştireceğiz.”
Bazen konuşmanın devamında başka isimler de geçer: “Falanca kazanmasın.” “Bu sefer onların grubu gelmesin.” “Bizim ekip daha iyi.”
Peki neden?
Asıl sormamız gereken soru sanırım tam da burada başlıyor.
Birisi işyerimize gelip bizden oy istiyorsa, bizim de kendisine “Size neden oy vermeliyim?” diye sormamız son derece doğal olmalı.
Bu soru kişisel değildir. Dostluğa, arkadaşlığa, hemşehriliğe veya geçmişten gelen ilişkilere karşı bir soru da değildir. Tam tersine, odaya ve temsil mekanizmasına verdiğimiz değerin gereğidir.
Çünkü meslek komiteleri yalnızca seçim zamanı oluşturulan listeler değildir. 5174 sayılı Kanun, meslek komitelerine kendi meslek alanlarıyla ilgili inceleme yapmak ve yararlı gördükleri tedbirleri yönetim kuruluna teklif etmek gibi somut görevler veriyor. Üstelik üyeler dört yıllığına seçiliyor.
Dört yıl kısa bir süre değil. O nedenle adayın kim olduğundan önce, ne yapmak istediğine bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
Ben bundan sonraki süreçte benden oy istemeye gelen bir meslek komitesi adayına mümkünse şu 10 soruyu sormak isterim:
1. Sektörünüzün bugün en önemli üç problemi sizce nedir?
“Sorunlarımız çok” cevabı yeterli değil. Sektörü temsil etmek isteyen kişinin öncelikle o sektörün gerçek problemlerini tanımlayabilmesini beklemeliyiz.
2. Bu üç problemle ilgili dört yıl içerisinde somut olarak ne yapmayı planlıyorsunuz?
“Çalışacağız, görüşeceğiz, takip edeceğiz” yerine hangi kurumla, hangi konuda, hangi yöntemle çalışılacağını duymak isterim.
3. Meslek grubunuzdaki firmaları ve gerçek kapasitelerini ne kadar tanıyorsunuz?
Grupta kaç firma var? Ne üretiyorlar? Hangi hizmetleri veriyorlar? Kaçı ihracat yapıyor? Hangi konularda güçlüler, hangi konularda desteğe ihtiyaçları var? Temsil edeceğimiz insanları tanımadan onları nasıl temsil edeceğiz?
4. Sektörün sorunlarını nasıl toplayacak ve nasıl takip edeceksiniz?
Sorunlar yalnızca seçimden seçime mi dinlenecek, yoksa üyelerin taleplerini kaydeden, sınıflandıran ve sonucunu takip eden düzenli bir sistem kurulacak mı?
5. Firmaların yeni iş ve müşterilere ulaşması için ne yapacaksınız?
B2B toplantıları, satın alma buluşmaları, fuarlar, ortak tanıtım, ihracat çalışmaları veya sektörel işbirlikleri konusunda somut bir düşünceniz var mı?
6. Sektördeki firmaların teknik ve kurumsal kapasitesini geliştirmek için ne yapacaksınız?
Eğitimden söz ediyorsanız hangi eğitim? Sertifikasyon mu, dijitalleşme mi, kalite mi, ihracat mı, teknik personel mi? Sonunda firmaya ne kazandıracak?
7. Nitelikli personel sorunuyla ilgili nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?
Üniversite, meslek lisesi, mesleki eğitim merkezi ve sektör arasında gerçek bir ihtiyaç analizi oluşturacak mısınız? Yoksa yine birbirinden bağımsız eğitimler yapılmaya devam mı edecek?
8. Üyeler sizi seçtikten sonra size nasıl ulaşacak ve yaptığınız çalışmaları nasıl takip edecek?
Düzenli sektör toplantısı olacak mı? Faaliyetler paylaşılacak mı? Hangi sorun hangi aşamada, üyeler bunu görebilecek mi?
9. Dört yıl sonunda başarınızı neyle ölçeceğiz?
Kaç toplantı yaptığınızla mı, yoksa kaç sorunun çözüldüğü, kaç firmaya yeni iş bağlantısı sağlandığı, kaç firmanın kapasitesinin geliştiği ve sektör adına hangi somut sonuçların alındığıyla mı?
10. Dört yıl sonra tekrar oy istemeye geldiğinizde bize hangi beş somut işi “Biz bunları yaptık” diyerek göstereceksiniz?
Belki de en önemli soru bu. Çünkü bugünden bunun cevabını veremiyorsak dört yıl sonra neyi değerlendireceğimizi de bilmiyoruz demektir.
Bu soruların hiçbirinin cevabı çok uzun olmak zorunda değil. Ama cevabın somut olması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü “çok çalışacağız”, “üyemizin yanında olacağız”, “sektörümüzü geliştireceğiz” demek güzel sözlerdir; ancak bunlar hedef değildir.
Hedef ölçülebilir. Takip edilebilir. Sonucu görülebilir.
Ayrıca seçimlerin “Ahmet kazanmasın”, “Mehmet gelmesin”, “bu grup gitsin, bizim grup gelsin” tartışmasına indirgenmesini de doğru bulmuyorum.
Benim için soru Ahmet veya Mehmet değil.
Ne yapacaksınız? Sektörün hangi problemini çözmeye çalışacaksınız? Nasıl yapacaksınız? Ne zaman yapacaksınız? Dört yıl sonra ortaya ne koyacaksınız?
Bence oda seçimlerinde üyeler olarak yaklaşımımız biraz değişirse adaylık anlayışı da zamanla değişecektir.
Aday bizden yalnızca oy istemeye gelmemeli. Bir çalışma düşüncesiyle, mümkünse kısa bir hedef listesiyle gelmeli.
Biz de oyumuzu yalnızca tanıdığımız, sevdiğimiz veya aynı çevrede bulunduğumuz kişiye değil; temsil görevini nasıl yapacağını anlatabilen insanlara vermeyi değerlendirmeliyiz.
Çünkü Ticaret ve Sanayi Odaları iş dünyasının ortak yapılarıdır. Meslek komiteleri de bu yapının sektöre en yakın noktalarından biridir.
Dolayısıyla mesele bir seçim kazanmak değil; seçildikten sonra sektör adına ne yapılacağıdır.
Belki önümüzdeki seçim döneminde kapımıza gelen herkese tek bir cümleyle başlayabiliriz:
“Elbette sizi dinleyelim. Ama oyumu istemeden önce, bana dört yıl boyunca ne yapacağınızı anlatır mısınız?”
Sonra da bu 10 soruyu önlerine koyarız.
Bence gerçek seçim konuşması ondan sonra başlar.