Yalova’da bir seçim atmosferine girmek için sandıkların kurulmasını, adayların açıklanmasını ya da kampanya sürecinin başlamasını beklemeye gerek yok. Çünkü burada seçimler hiçbir zaman bitmiyor. Bir seçim tamamlandığında, koltuklara daha yeni oturulmuşken hemen bir sonraki seçimin pazarlıkları başlıyor.

Daha şu an koltukta oturan kişi bile, ileride yerini kime devredeceğinin hesaplarını yapıyor: “Bir müddet sonra ben çıkarım, kardeşim gelir, amcamın oğlu gelir, ortağım gelir…”

Sanki bu koltuklar miras gibi, sanki sandık diye bir şey yokmuş gibi.

Kulisler Hiç Durmuyor

Seçimlere kısa süre kala da bu kulis trafikleri iyice hızlanıyor. Bazı seçimler çok yakın, bazıları biraz daha var ama fark etmiyor; çünkü Yalova’da her şey seçim kazanmak üzerine kurgulanmış durumda.

Kapalı kapılar ardında çoktan kararlar verilmiş:

• Hangi oda başkanını kim yapacak,

• Hangi derneğin, vakfın başına kim oturacak,

• Kim hangi mecliste görev alacak,

• Kim hangi pozisyonu kapacak…

Zaten bu kurumların başkanı olmak, toplumda ciddi bir güç demek. Aynı zamanda siyasi bir güç. Bu yüzden bu makamlara “hizmet için” değil, “gücü elde tutmak için” talip olunuyor.

Ardından siyasi pozisyonlar da bu kapalı karar mekanizmalarına göre şekillendiriliyor. Çünkü bu odaların, derneklerin, vakıfların arka planındaki güçler, siyaseti de yönlendirebileceklerini düşünüyorlar. Birine koltuğu veriyorlar, karşılığında siyasi destek alıyorlar. Sistem bu.

Halka Hizmet Nerede?

Buraya gelen insanların çoğunun görevi hizmet etmek değil, kendilerini o koltuklara taşıyan “abilere” hizmet etmek. Yıllardır gördüğümüz manzara bu. Halka, topluma, kente dair doğru düzgün bir hizmet?

Varsa buyursunlar anlatsınlar, biz de bilelim. Ama ortada görünen bir şey yok.

Bitmeyen Pazarlıklar: Milletvekilliği, Belediye Başkanlığı…

Daha ortada hiçbir şey yokken, seçim takvimi açıklanmamışken, Genel Merkez’de yaprak kıpırdamamışken Yalova’da pazarlıklar başlamış bile:

• “Milletvekilliği kimde olacak?”

• “Belediye başkanlığı hangi gruba yazılacak?”

• “Şu odayı bize verin, karşılığında şunu destekleriz.”

Kısacası, Yalova’nın “abileri” yine düğmeye basmış.

Sonuç Olarak…

Sandığa henüz gidilmeden, oylar kullanılmadan, demokrasi işlemeye başlamadan kimlerin hangi koltuklara oturacağı, kimlerin hangi pozisyonlara getirileceği çoktan belirlenmiş.

Bize düşen mi?

Sandığa gidip, onların kapalı kapılar ardında yaptığı tayinleri tasdik eden “dandirik bir oy” kullanmak.

Bu yüzden de Yalova’da seçim dediğimiz şey aslında sandık günü değil; kulislerin yapıldığı o karanlık odalarda çoktan bitirilmiş bir süreç.

''Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.''

Platon