Kadına yönelik şiddet, yalnızca fiziksel bir saldırı değildir; zihne, duygulara ve benliğe işleyen görünmez bir travmadır.

Araştırmalar, sürekli şiddete maruz kalan kadınlarda beynin tehdit algılayan amigdala bölgesinin aşırı duyarlılık geliştirdiğini, karar alma ve duygu düzenlemeden sorumlu prefrontal korteksin ise baskılandığını gösteriyor. Sonuç: travma sonrası stres, kaygı, uyku bozuklukları ve özsaygı kaybı.

Şiddetin psikolojik etkileri yalnızca bireyi değil, toplumu da etkiler. Çocuklar ve yakın çevre, bu döngüden doğrudan etkilenir. Kadın, çoğu zaman şiddetin sorumluluğunu kendine yükler; bu da öğrenilmiş çaresizlik ve bağlanma travması olarak kendini gösterir. Oysa sorumluluk yalnızca şiddeti uygulayanındır.

Toplumsal farkındalık, güvenli alanlar ve psikolojik destek, şiddet döngüsünü kırmak için kritik önemdedir. Her müdahale, kadının yeniden güçlenmesini sağlar ve travmanın etkileri azaltılır.

Kadına yönelik şiddeti anlamak, yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur. Çünkü doğru destekle her travma, bir değişim ve dönüşüm fırsatına dönüşebilir.