Yıllardır aynı cümleyi kuruyoruz, aynı sitemle, aynı hayal kırıklığıyla: Yalova’nın sahibi yok. Bu cümle bir öfke patlaması değil. Bir gözlem. Uzun zamandır tekrar eden bir döngünün özeti. “Sahipsiz şehir” ne demek?
Şu demek: Bir konuda sorun çıktığında kimse sorumluluk almıyor. Seçilmişler, atanmışları işaret ediyor. Atanmışlar, seçilmişleri suçluyor. Meclislerde konuşmalar yapılıyor, toplantılar düzenleniyor ama sonuç?
Yine aynı yerdeyiz.
Bir şehir düşünün…
Herkes konuşuyor ama kimse yük almıyor.
Herkes eleştiriyor ama kimse çözüm üretmiyor.
Herkes haklı ama şehir haksızlığa uğruyor.
Bürokrat var mı, yok mu?
Yalova’da zaten sınırlı sayıda bürokrat var. Olanın da omuzuna yük bindirmek yerine çoğu zaman yalnız bırakıyoruz. Hatalı bir karar mı alındı?
Yanlış bir uygulama mı yapıldı?
O karara çıkıp “Bu doğru değil” diyebilecek, şehir adına söz söyleyebilecek güçlü bir yerel irade, bir eşraf kültürü, bir ortak akıl masası yok.
Asıl mesele bu.
Bir şehirde doğruyu söyleyenin sevilmediği bir atmosfer oluşmuşsa, orada gelişim zor olur.
Hataları görmezden gelen, yanlışları alkışlayan, çıkar ilişkilerini “uyum” diye sunan bir yapı varsa, o şehir ilerlemez. Yalnızca oyalanır.
STK’lar ve Kurumlar: Amaç mı, Araç mı?
Sivil toplum kuruluşları bir şehrin vicdanıdır.
Ama Yalova’da çoğu zaman STK’lar bir mücadele alanına dönüşüyor. Bir grubu ele geçirme, bir kurumu kontrol altına alma, sonra da o yapıyı başka hesaplar için kullanma çabası…
Bu yaklaşım şehir kültürünü kemiriyor.
STK’ların güç mücadelesi verdiği yerde şehir güç kaybeder.
Kurumların itibarı siyasetin gölgesinde kalırsa liyakat zayıflar.
Liyakat zayıflarsa kalite düşer.
Kalite düşerse yatırım da, vizyon da, gelecek de düşer.
Deretepe Gittik, Bir Arpa Boyu Yol...
Yalova son yıllarda fiziksel olarak büyüdü. Binalar arttı, nüfus arttı, trafik arttı, beton arttı. Ama büyümek gelişmek değildir.
Gelişmek;
– Kurumsallaşmaktır.
– Şeffaflıktır.
– Hesap verebilirliktir.
– Liyakatle kadro oluşturmaktır.
– Ortak akılla hareket etmektir.
Bugün geldiğimiz noktada, yıllardır konuştuğumuz pek çok başlık hâlâ aynı yerde duruyor. Su sorunu, altyapı, şehir planlaması, sanayi politikası, kültürel vizyon…
Her dönem yeniden konuşuluyor ama kalıcı çözümler üretilemiyor.
Bu yüzden Yalova bir paradoks yaşıyor:
Görünürde büyüyen ama zihinsel olarak yerinde sayan bir şehir.
Peki Düzelir mi?
En zor soru bu.
Düzelir mi?
Evet, düzelir. Ama önce şu kabul edilmeli:
Bu şehir hepimizin.
Yalova’nın sahibi yok değil aslında. Sahibi var ama sahip çıkmıyor.
Sorun bu.
Sahip çıkmak;
– Yanlışa yanlış diyebilmekle başlar.
– Göreve geleni sorgulamakla devam eder.
– Şehri kişisel hesaplardan üstün tutmakla olgunlaşır.
– Liyakati, akrabalıktan ve siyasetten önde görmekle kök salar.
Bir şehir, onu seven insanların cesareti kadar büyür.
Yalova’nın ihtiyacı olan şey yeni sloganlar değil; yeni bir zihniyet.
Gerçek sahiplik;
Koltuğa değil, sorumluluğa talip olmaktır.
Yalova’nın sahibi yok demek kolay.
Asıl zor olan, “Ben varım” diyebilmektir.
Belki de artık soru şu olmalı:
Yalova’nın sahibi kim değil?
Yoksa biz mi hâlâ sahip çıkmayı öğrenemedik?