Geçmişte yapılarda yangınla ilgili kurallara yeterince dikkat edilmediği artık kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçek. “Bilinmiyordu”, “O zamanlar böyleydi”, “Yönetmelikler yoktu” gibi gerekçeler yıllarca dile getirildi. Ancak ne yazık ki bu ihmallerin bedelini çok büyük felaketlerle ve çok ağır can kayıplarıyla ödedik.

Bu yaşananlardan sonra en azından şunu öğrendiğimizi düşünmek istiyoruz:Yangın güvenliği, ertelenebilecek bir konu değildir.Gerçekten ciddi biçimde çalışılması, üzerine düşülmesi ve taviz verilmemesi gereken bir konudur.

Peki gerçekten öğrendik mi?

Bugün Yalova’da yeni yapılan, ruhsat verilen binalara baktığımızda bu soruyu sormadan edemiyoruz:

Bu yapılar yangına gerçekten uygun mu?Mimarisiyle, tahliyesiyle, kullanım amacıyla, bütüncül olarak değerlendirildiğinde güvenli mi?

Somut bir örnek düşünelim.

Üç katlı bir bina.Penceresi yok.Yangın merdiveni yok.Sprinkler sistemi yok.Sadece tek bir merdiven var.

Ve bu merdiven de doğrudan dışarıya açılmıyor. İnsanlar tahliye olmak için yine binanın içine, mağaza kısmına inmek zorunda. Üstelik bu yapı çok amaçlı kullanılıyor: mağaza, küçük bir alışveriş alanı gibi.

Şimdi durup sormak gerekiyor:Bu yaklaşım doğru mu?Bu gerçekten “doğru mimari” mi?

Bir yangın anında insanların refleksi nettir: en kısa ve en güvenli yoldan dışarı çıkmak isterler. Ancak dışarıya doğrudan açılmayan, dumanla dolabilecek, tek bir merdivene mahkûm edilen bir binada bu mümkün mü?

En azından: Korunmuş bir yangın merdiveni,

Ya da tek merdiven varsa bile bunun doğrudan dışarıya açıldığı bir tasarımolması gerekmez mi?

Bu bir lüks değil, temel bir yaşam güvenliği meselesidir.

Yangın güvenliği “sonradan eklenir” diye düşünülebilecek bir detay değildir. Mimari tasarımın en başında ele alınması gerekir. Penceresiz, tek kaçışlı, duman kontrolü olmayan bir yapı; kullanım amacı ne olursa olsun, yüksek risklidir.

Burada asıl rahatsız edici soru şudur:Bu yapılar kimler tarafından denetleniyor?Kimler tarafından ruhsatlandırılıyor?Sorumluluk kim de?

Bu mesele “lastik kimin sorumluluğu” tartışması değildir. Çünkü yangın çıktığında sorumluluk kağıt üzerinde kalmaz; sonuçları sahada, insanların hayatında ortaya çıkar.

Asıl korkutucu olan da budur:Acaba yine bir felaket yaşandığında mı harekete geçeceğiz?Yine can kaybı olduktan sonra mı “eksikler vardı” diyeceğiz?

Her yangından sonra üzülüp, birkaç gün konuşup, sonra unutmaya devam edecek miyiz?

Yangınlar kader değildir.Yaşanan büyük kayıplar tesadüf değildir.

Bunlar; yanlış tasarımın, yetersiz denetimin ve “bir şey olmaz” anlayışının sonucudur. Eğer gerçekten ders aldıysak, bunu yeni yapılan binalarda görmek zorundayız.

Aksi halde, ne kadar yeni olursa olsun, bu yapılar sadece bir sonraki felaketin adresi olur.