Bundan bir kaç yıl önce, ülkemizin tanınmış davranış bilimleri uzmanlarından Sayın Doğan CÜCELOĞLU, İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde eğitimcilerimize yönelik bir konferans için gelmişti. Uzmanımız sahnedeki perdeye, birçoğumuzun çeşitli vesilelerle görmüş olduğunu tahmin ettiğim siyah beyaz, kontrast bir resim yansıttı. Bu resimde, beyaz zemini baz alırsak bir şamdan, siyahı baz alırsak da karşılıklı bakışan iki sevgili silueti beliriyordu.

 

Algının önemi üzerine konuşan uzmanımız, kısaca: “Zemin değişirse, algı değişir,” diyordu. Bu önemli bir tespitti ve hayata, olaylara ilişkin görüş ayrılıklarımızın da temelini oluşturuyordu.

 

Dünyamız ve ülkemiz, öylesine büyük bir değişim ve dönüşüm sürecinin içinden geçiyor ki, belki bu olgu, bütün alışageldiğimiz zeminleri allak bullak ediyor. Paktlar çatırdıyor, sistemler çöküyor, ittifaklar dağılıyor ve yeni, ittifaklar oluşuyor. Eskiden antipati duyduklarımıza sempati beslemeye, birlikte yürüdüklerimize düşman olmaya başladık. Yakın tarih koridorunda yaşananları kısaca gözden geçirince bunun sayısız örneklerini görürüz.

 

Ülkemizi kana bulayan Sağ-Sol düşmanlığı geride kaldı. Laik anti laik kavramları eskidi. Ulusalcı İslamcı kavramları da artık mevcut oluşumları tanımlamaya yetmiyor. Dün bir arada olmaları düşünülemeyecek unsurlar bugün kol kola girebiliyorlar. Eşyanın tabiatıyla bağdaşmayacak nice oluşumlar karşımızda vücut buluyor. Bu durum ancak, çağımızda “imajın”, “gerçeğin” önüne geçmesi ile izah edilebilir. Artık algılar oluşturan, hayatın akışını tasarlayan mühendisler(!) var.

 

Reklam spotunda: “İmaj hiçbir şey, susuzluk her şeydir.” diyordu, ama böyle bir spotu dahi gündeme getiren, imajın yaşadığımız dünyada gerçeği ne ölçüde aşmış olduğu olgusudur.

 

Yeni iletişim imkânlarının oluşturduğu yalan ve sanal dünya, artık bizim en katı gerçekten bile önde gelen gerçeğimizi oluşturuyor. Değil mi ki CNN’in patronu: “CNN’de uçmayan kuş, gerçek değildir.” diyordu…

 

İşte bugün bizim realitemiz, bu imaj simsarları tarafından belirleniyor. İtiraf etmeliyiz ki algı dünyamız, reklamlar, haberler, propagandalar zemininde şekilleniyor. Bütün bu kirlilikten sıyrılarak bakma cehdini gösterecek olsak, içine gömüldüğümüz bu sorunlar yumağının, muhtemelen bizim gerçek gündemimizle alakası olmayan, giydirme gündemler olduğunu fark edeceğiz; tıpkı geçmişte, yıllarca başkalarının dünyasına ait ideolojilerin komik figüranlığını üstlendiğimiz gibi…

 

Peki bize ait olan gerçek gündem nedir?  Bunu kendimize soruyor muyuz? Sanmıyorum. Bu ancak, sorgulama ve eleştiri kültürünü almış olmakla mümkün.

 

Baştaki iki zeminli resme dönecek olursak: Algı tuzağının esiri olmamak için, iki silueti aynı anda görebilme cehdini ortaya koymak zorundayız diye düşünüyorum. Hatta belki bunun gerçeğin kendisi değil, gerçeğin birçok görüntüsünden sadece bir kaçı olduğu ihtimalini gözden uzak tutmadan... Diğer bir deyişle, alternatifli düşünme becerisini göstermek zorundayız. Bu, bizi birilerinin attığı yeme av olma tuzağından kurtaracaktır.

 

Unutmayalım: İnsan onurunu en inciten durum, aldatılmaktır!

 

Selam ve saygıyla…