Siyaset bir meslek değildir, çok fazla şartları da yoktur. Dileyen, isteyen herkes köy muhtarlığından cumhurbaşkanlığına kadar aday olabilir ve gerekli desteği alırsa kazanır.
Tabi bu adaylık sürecinde görev verilirse, bir çok vaatlerde bulunur. halkın malının, canının, namusunun emanetçisi olacağını ve koruyacağını, halka hizmet edeceğini söyler ve daha bir çok vaatler yapılır. Bu vaatler ve daha bir çoğu, partilerin tüzüğü ve programlarında yer almıştır. İnsanlar bunları dinler, neticede beğendiği kişiye ve partiye oy verir. Bu ‘ne demek söylediklerine inandım, emanetimi sana veriyorum’ anlamı taşır.
Buraya kadar her şey güzel, işte imtihan bundan sonra başlıyor. Siyaset, sadece vaatler ve yaldızlı laflarla değil, samimi duruş ve güven veren icraatlar ile olur. Gün geçtikçe artan yolsuzluk ve ahlaksızlıklar siyasete ve siyasetçilere olan güveni azaltmaktadır. İnsanlar, gördükleri ve yaşadıkları ile şaşkına dönmektedirler. Siyaset zor bir iştir, siyasetçi sadece kendine değil, aile efradına, yakınlarına ve akrabalarına da dikkat etmek zorundadır!
Siyaset ne bir meslektir, ne de bir rant kapısıdır!
AHLAK ve MANEVİYAT, DÜRÜSTLÜK siyasetin ve siyasetçinin temel ilkesidir, olmalıdır.
Bir zamanlar bizim belediyelerimizin kapısında “ RÜŞVET ALANDA VERENDE MELUNDUR” (Lanetlenmiştir)” yazısı vardı. Herkes kendine dikkat ederdi. Günümüzde maalesef belediyelerde vermezsen işin olmaz fikri hakim oldu ve bu durum iki taraflı bir anlaşmaya dönüştü. Tabi bazen bu anlaşmalar bozuluyor!
Ama unutulmamalıdır ki rüşvet alan kadar, veren de sorumludur ve vebal altındadır. Ve bu al- ver hikayesi de farklı yorumlarla yumuşatılmaya ve meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Hangi parti, hangi şahıs, kim olursa olsun bu yolların açılması siyaset adına, geleceğimiz adına çok kötü bir durumdur.
Bir beldenin, şehrin emanetçisi olan belediye başkanı, bir şehri temsil eden milletvekili en güvenilir, en dürüst ve ahlaklı kimse olmalı!
‘Canım yiyor ama çalışıyor, bizimki yaptı ama öbürleri de yapıyor!’ gibi savunmalar hiç doğru değil ve bu topluma sağlıklı bir gelecek hazırlamaz.
Son zamanlarda hızla artan ahlaki bir çürüme var. Dolayısıyla ciddi bir temizliğe ihtiyacımız var. Bu sadece yargı yoluyla değil, toplumsal bir tepki ve seçtiğinden hesap sorma zorunluluğunu da getirmektedir. Korumacılıktan ve kayırmacılıktan uzak durarak; “Hırsızlık yapan kızım Fatma dahi olsa gereğini yaparım” inancını ve ahlakını hakim kılmakla mümkündür.
Zaman zaman ülkemizin bazı sorunlarını beka meselesi olarak görür ve endişe ederiz. Bana göre bu ahlaki çürüme, yozlaşma ve fanatik durumlarda geleceğimiz için çok önemli meseledir. Toplum hayatında seçilmiş insanların ne yaptıkları, nasıl anıldıkları, geriye ne bıraktıkları da çok önemlidir.
Siyasete ve siyasetçiye güvenin sarsıldığı günümüzde; Seçenler ve seçilenler olarak, topyekun bir temizliğe, arınmaya ve güvene ihtiyacımız VAR.