Geçtiğimiz akşam maç 3-0, diğer maç 4-1 bitti. Peki Bizim Oyunumuz Nerede?
Belçika ve İtalya'ya farklı yenildik.
Skorlar ağır.
Ama yıllarca futbol oynamış biri olarak beni skor kadar düşündüren başka bir şey var:
Bizim Türk futbolu olarak kendi oyunumuz ne?
İlk 30 dakikada üç gol yedik.
İtalya bizi sadece skorla değil; oyun hızı, karar verme, pas temposu, hareketlilik ve savunma organizasyonu açısından da geride bıraktı.
Biz de oyuncular çoğu zaman topu aldıktan sonra düşünüyor.
Üst düzey Avrupa futbolunda ise oyuncu top gelmeden düşünüyor.
Aradaki fark bazen yetenek değil, oyunu bir saniye daha erken görebilmek.
Savunmada da, sadece bir stoperin veya kalecinin hatası değil.
Takım boyu açılıyor, orta saha ile savunma arasındaki bağlantı kopuyor, rakip ceza sahasına çok kolay giriyor.
Takım savunması, dört kişinin önüne duvar örmek değildir. Bütün takımın aynı anda kapıyı kapatmasıdır.
Fakat maç bana daha büyük bir soruyu da tekrar düşündürdü.
Türk futbolunda yıllardır önemli teknik adamlarımız oldu.
Türkiye'nin önde gelen çalıştırıcıları farklı dönemlerde önemli başarılar kazandı, kendi oyun anlayışlarını ortaya koydu.
Bugün A Milli Takım'ın başında Vincenzo Montella var.
Farklı teknik adamlar, farklı dönemler, farklı futbol anlayışları...
Ama kendimize şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
Bu teknik adamlar bize dönemler mi kazandırdı, yoksa kalıcı bir futbol kimliği mi?
Bir teknik adam geliyor.
Kendi oyununu kuruyor.
Başarılı oluyor veya olmuyor.
Sonra değişiyor.
Ve çoğu zaman onunla birlikte oyun da değişiyor.
Neden her teknik adamla yeniden başlıyoruz?
Neden altyapıdan A Milli Takım'a kadar ortak bir futbol dili oluşturamıyoruz?
Neden doğru bir fikir, onu ortaya koyan teknik adam gittikten sonra da yaşamaya devam etmiyor?
Ben yıllarca kalede oynadım.
Şunu sahada çok net öğrendim:
Daha önce de birçok kez dile getirmiştim. İyi takım, sadece iyi oyuncuların yan yana gelmesi değildir.
Aynı anda düşünebilen, aynı anda hareket edebilen ve zor anlarda ne yapacağını bilen oyuncuların oluşturduğu yapıdır.
Bunun adı sadece taktik değildir.
Kültürdür.
Ve futbol kültürü, bir teknik direktörün göreve gelmesiyle başlayıp gitmesiyle bitmemeli.
Burada konu sadece futbol da değil.
Bir ülkede liyakat, eğitim, planlama, süreklilik ve doğru insanı doğru yere koyma kültürü yeterince güçlü değilse, bunun futbola hiç yansımamasını beklemek gerçekçi değil.
Futbol toplumdan ayrı bir ada değildir.
Sahadaki düzensizlik bazen saha dışındaki düzen anlayışımızın aynadaki görüntüsüdür.
Ama çözüm de var.
Daha fazla isim değiştirmekten önce daha güçlü bir futbol aklı oluşturmak.
Daha fazla oyuncu seçmekten önce oyuncuyu daha iyi yetiştirmek.
Daha fazla teknik direktör değiştirmekten önce teknik adamı geliştirecek bir sistem kurmak.
Ve en önemlisi:
Doğru insanı, doğru zamanda, doğru göreve getirmek.
Belçika ve İtalya maçından sonra benim aklımda kalan sadece 3-0, ve 4-1 değil.
Şu soru:
Bizim Türk futbolu olarak kendi oyunumuz ne?
Çünkü skor değişir.
Teknik direktör değişir.
Oyuncular değişir.
Ama eğer bir futbol kimliğimiz varsa, o değişmez.